Zeytin ağaçlarının arasında

Peren kaç kuşaktır kendimizi bildik bileli kalbimizde bir hançer gibi saplı duran Filistin meselesini incelerken, İslam dünyasının şiddeti ve direnişi izleyerek dinleyerek büyümüş milyonlarca çocuğundan biri olarak tanımlıyor kendini. Çocukluğumuzu gençliğimizi sayısız işgal katliam, buna karşı gösteri boykot ve siyasi söylemler içinde idrak etmiş olmak hepimizin ortak belleği.

20.02.2019 12:17
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

Filistin meselesi bazen unutup bazen hatırladığımız ama aslında bilincimizi hiç terk etmeyen bir üzüntü. Bu dert aynı zamanda kalbimizi diri tutuyor; hayatiyetin akışkanlığını, haklılığın billurlaşmasını, ruhların uyanışını, insanın yeryüzünden kötülük ve zulüm kalkıncaya kadar mücadele edeceğine dair yükümlülüğü idrak etme yeri. Belgeselci Peren Birsaygılı Mut bu mücadeleyi günü birlik tepkilerin ötesine taşımak ve edebi yolla bilinç yükselmesi sağlamak için harekete geçti ve kıymetli bir kitap çıkardı. Zeytin Ağaçlarının Arasında, Filistin Edebiyatından Portreler. Kitapta Filistin’in, kendi şair ve yazarlarının bilincinde ne şekilde yer ettiğini, şiir ve hikayelerin işgal sürgün ölüm kıyım hapishane arasında hangi süreçlerden geçerek filizlendiğini ele almış. Poetik biyografiler Filistin’in başına gelenlerin ve insandaki yansımalarının aynası.

 

Kitapta Gassan Kenefani, Mahmut Derviş, Semih el Kasım, Naci el Ali ve Fedva Tukan’ın yaşamları derinlemesine ele alırken, hayattaki yakınlarını, mesai arkadaşlarını, dostlarını arayıp bulmak ve birçok dilde söyleşiler gerçekleştirmek ve fotoğraflar bulmak kitabın özgünlüğü. Naci el Ali’nin yakın arkadaşı Iraklı ressam Hani Mazhar ile İstanbul’da buluşan Peren’e sanatçı, Ali’nin öldürüldüğü 1987’de çocuktunuz değil mi diye sorar. Evet cevabını alınca şöyle der Mazhar: “Naci haklı çıktı o halde. Zira daima inandığı ve söylediği bir şey vardı. Bugün çocuk olanlar hissediyorum ileride bizlerin adını yaşatmak için çalışacaklar.” Peren’i harekete geçiren de bu kuvvetli inancın kuvveden fiile yansımasıydı belki de.

 

                                                                         ***

 

Filistin edebiyatında kimlik motifi kadar toprağa bağlılık teması da güçlü bir şekilde yer almakta. Peren’e göre geçmişe dönüş sürecinde birbirine bağlı iki unsur dikkat çekiyor, milli bellek ve mekanın yeniden inşası. İşgalcilerin mekan adlarını değiştirmesi yüzünden, mekanları kaybetme korkusu her Filistinli yazarın uykularını kaçıran bir kabustur. Annemarie Jacir’in güçlü izlerle dolu Denizin Tuzu filminde de sürgün olarak gittiği ülkeden Filistin’e kısa süreliğine gelebilen genç bir Filistinli kadının halet-i ruhiyesi anlatılır. Dedesinin elinden alınmış Yafa’daki evi bulur ve yerleşimci Yahudi kadına burada kalabileceğini söyler, fakat bir şartla, bu evin kendisine ait olmadığını bilerek, dedesinin olduğunu onaylayarak itiraf ederek. Peren’in dediği gibi birçok Filistinli yazar için mekan yalnızca herhangi bir insanın yaşadığı yer değil artık, Filistin insanının yüreğinde yaşayan, hayalleri süsleyen, hatırlanan ve unutulması neredeyse suç olan “mekan.”

 

Peren kaç kuşaktır kendimizi bildik bileli kalbimizde bir hançer gibi saplı duran Filistin meselesini incelerken, İslam dünyasının şiddeti ve direnişi izleyerek dinleyerek büyümüş milyonlarca çocuğundan biri olarak tanımlıyor kendini. Çocukluğumuzu gençliğimizi sayısız işgal katliam, buna karşı gösteri boykot ve siyasi söylemler içinde idrak etmiş olmak hepimizin ortak belleği. Kitabını önsözü yazan değerli yazar Cihan Aktaş’ın deyişiyle acele etmeden emekle olgunlaştıran Peren, meseleyi derinleştirmek ve edebiyatın içinden bakabilmemizi sağlamak için harekete geçmiş.

 

                                                                                   ***

 

Yazar haklı, nasıl ki Latin Amerika’yı anlamak için sadece siyasi gelişmelerle yetinmeyip Eduardo Galeano, Octavio Paz ve daha nicelerini okuyoruz, Rusya için Dostoyevski Gogol olmazsa olmaz, Afrika için Chinua Achebe, Ali A. Mazrui’nin tedrisinden geçmek zorundayız, Filistin’le ilgili sanat ve edebiyat alanındaki ihmalin de giderilmesi lazım. Çünkü bir toplumu ve mücadelesini anlamanın en iyi yollarından biri aklı ve hissiyatı yansıtan edebiyat. Peren’in açtığı yoldan Filistin meselesine eğilme çabasının sanatın farklı dallarındaki sanatçılara doğru genişleyerek sürmesi dileğimiz.

 

Kitabı okurken Filistin’in kadın şairlerinden Fedva Tukan’dan başlamak ta mümkün. Tam bir tutku sabır ve azim hikayesi. “Seyahat iznim olmadığından vatanımın neye benzediğini bile bilmiyordum” diyen ve uzun yıllar sonra yaşadığı yerin dışına çıkabilen Fedva’nın dizeleriyle bitirelim:

“Köprüde durdum geçmeyi dileniyorum/Ah, geçmeyi dileniyorum/Boğuluyorum/Öğlenin kor güneşi/Yedi saat bekleyişte/Kim makasladı zamanın kanadını?...şu fani dünyada/derbeder bir soruydum/Ama cevabım gizli kaldı/Bilinmezin koynunda”

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.