Eğitim kanat taksın çocuklara

Doğduğunda her şey iyidir ama insanlar ne canlıların ne de eşyaların saf ve temiz kalmasına izin vermezler. İnsan doğuştan itibaren kendine bırakılmalı kendi özünde yetişmeli. Bozulmasına izin verilmemeli. Çocuğu toplumun isteklerine göre değil, kendi fıtratının saf ve temiz kalması ülküsüne göre yetiştirmeli, yeteneklerinin önü açılmalı. Bunların ortaya çıkması için özgür bırakmalıyız.

08.11.2017 09:11
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

Eğitim en çetrefilli konuların başında geliyor. Sürekli değişen sistemler arasında en iyisinin hangisi olduğuna dair bir karar verilemeden geçen yıllar var. Geçtiğimiz günlerde ODTÜ’de Türkiye Zeka Vakfı’nın her yıl düzenlediği Zeka ve Yetenek Kongrelerinin beşincisi düzenlendi. Ailelerin, farklı alanlardan öncülerin, uzmanların bir araya geldiği çalışmanın amacı şöyle açıklanmış; “Ülkemizin ve insanlığın en değerli kaynağının özgür ve doğru düşünebilen, düşündüklerini ifade edebilen ve karşıt görüşleri dinleyerek, koşulları değerlendirerek en uygun çözüm yollarını bulabilen bireyler olduğuna inanıyoruz. Zeka ve yetenek kavramlarının gerek kuramda, gerek uygulamada doğru anlaşılmasının hem insanların mutluğu için, hem de söz konusu kaynağın doğru kullanılabilmesi için hayati önemde olduğunu düşünüyoruz.”Toplumsal hedefler kıymetli fakat öncelenmesi gereken ilk şey bu zeka ve yetenekle önce ruhu dingin ve mutmain bireyler olmanın önünü açmak. Elbette bunlar konuşulmuştur sempozyumda. Vermeyi bilen bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda çözüm isteyen sorunlar da asgariye inecektir kendiliğinden.

 

                                                               ***

 

Eğitim kendimizi bildik bileli bu ülkenin en çetrefilli konularından biri. Birçoğumuz eğitim hayatımız boyunca bir konuda yeteneksiz olan çocukların her konuda yeteneksizmiş gibi dışlandığına, ya da bir konuda yetenekli olanın her konuda yetenekliymiş gibi egosunun rüzgarla dolduruluşuna tanık olmuşuzdur. Böyle davranılan öğrencilerin gelecekte merkezden muhite aileden topluma ne büyük hasarlara yol açtıklarına dair süreçleri bizzat gözlemleyebilecek kadar yaşadık. Öğretmeni aileyi ve çevreyi mutlu etmeye adanır, bir aykırılıkla müdürün odasına çağrılmamaya özen gösterirken kim olduğunu bile keşfedemeden geçip giden ilk ve orta öğrenim yılları. Sayısız farklılıklarla gelmiş ergenlerin eksiklik ve fazlalıkları giderilerek bir hizaya sokulmaya çalışıldığı kalabalık sınıflar. Bu yüzden anlatılmaz yaşanır sıkıntılara düçar olmak, senelerce süren okulluluğunun vakit kaybı olduğunu sıklıkla aklından geçirmek, ama devam etmekten başka seçeneğin bulunmadığı bilmek.

 

Pink Floyd 1979’da yayınlandığında birçok ülkede yasaklanan şarkısında (Another Brick in the Wall) tek tip insan yetiştirmeye yönelik ruhsuz okullara isyan bayrağını açıyor, öğretmenlere ‘çocukları rahat bırakın’ diye sesleniyordu. Babam beni her hafta sokağımıza gelip iki sat konaklayan gezici kütüphaneye kaydettirdiğinde ilkokulu yeni bitirmiş ve ne bulursa okuyan biriydim. Bu kocaman otobüste tamamen tesadüf eseri, bir hikaye kitabı sanarak ilk ödünç aldığım kitaplardan biriydi Jean Jacques Rousseau’nun Emil’i. Eşitsizliklerin, hak etmedikleri halde öne geçen imtiyazlıların, küçük düşmelerin, akran şiddetinin hiç eksik olmadığı okul yaşamının ortasında karşılaşılan sıra dışı fikirler elbette cazip gelir. Doğduğunda her şey iyidir ama insanlar ne canlıların ne de eşyaların saf ve temiz kalmasına izin vermezler. İnsan doğuştan itibaren kendine bırakılmalı kendi özünde yetişmeli. Bozulmasına izin verilmemeli. Çocuğu toplumun isteklerine göre değil, kendi fıtratının saf ve temiz kalması ülküsüne göre yetiştirmeli, yeteneklerinin önü açılmalı. Bunların ortaya çıkması için özgür bırakmalıyız.

 

Nihayet dergisi Eylül sayısında okul meselesini ele almış. Beyza Karakaya Dünyayı Okullulaştırmak: Beyaz Adamın Son Yükü başlıklı yazısında füturist yazar Alvin Toffler’in okula bakışından söz ediyor. Buna göre kitlesel eğitim sanayicinin, ihtiyaç duyduğu yetişkinleri üretmek için ustaca inşa ettiği bir makinadır. Fabrika olarak düşünülen okulda, işçi olarak tanımlanan öğretmenler, hammadde olarak görülen çocukları nasıl kapitalizmin dönen çarkına yerleştirir, mesele budur. Bu aşırılığa elbette biri çıkıp başka bir marjinallikle karşılık verecekti. İvan İllich’in hayata geçme şansı bulamasa da dünyada toplu eğitimi ve sonuçlarını kökten düşünmeye sevkeden Okulsuz Toplum kitabı mesela. Dergide okulsuz toplum seçenekleri hakkındaki yazısıyla kendi çocuğuyla birlikte yaşadığı tecrübeler üzerinden Hindistan’dan Avrupa’ya oradan İslam dünyasının birikimine yolculuk yaptıran Emel Topçu. Okulsuz Eğitim başlıklı geniş oylumlu yazısının mutlaka okunması lazım. Aslında bütün yazılar özellikle eleştirel pedagoji ve kimlik meselesiyle yakından ilgilenen Arif Pamuk’la yapılan söyleşi çok önemli.  

 

                                                        ***

 

Okullaşmadan kaçınmak mümkün görünmüyor. Fakat radikal fikirler de dahil okul ve eğitim meselesine farklı açılardan bakan görüşlerin zengin deneyim alanına açılmadan mevcut yapılanmaya ferahlık kazandıramayız. Toplu eğitim değerlerin aktarılmasını, benzerliklerin ortaya çıkarılmasını, ortak kimliğin inşasını önceler. Fakat bir de öznel kişiliğin oluşması meselesi var ki bu insanın biricik varoluşunun belirginleştiği hür ince alan hep ihmal edilir. Başkasını eleme duygusuyla sevgisizlikle kirlenmemiş bireylerin yetişmesi için, öğretmenlerin sınırları mesaiyi maddiyatı aşan temiz kalbine ve hayatiyetine çok ihtiyaç var.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.