Deprem Bakanlığı

Bir “Deprem Bakanlığı” kurulsa yeri var. Özellikle “İstanbul depremi” başlığıyla örgütlenmiş, sürekli güncellenen, bilgilendiren şeffaf bir kurum büyük ihtiyaç. Bir apartmanda evindeki keyfi için kolonu kesen adama dur diyen merci yoksa, belediye komşuların feryadına aldırmadan uygundur raporu veriyorsa, raporu verenler bina yıkılınca değil, şimdi en ağır bedeli ödemek zorunda.

29.01.2020 09:44
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

Deprem devletlerin engelleyebileceği bir doğa olayı değildir. Elazığ’da yaşadıklarımız ve diğerleri insan iradesinin dışında gerçekleşiyor. Mesele insanın ihtiyarında olan önlemlerin ne yöneticiler ne de toplum tarafından ciddiye alınmaması. Daha birkaç ay önce İstanbul’da 5.8 şiddetinde deprem gerçekleşti. Türkiye’nin tamamı fay hattının üzerinde olduğundan belli aralıklarla bütün ülkede sarsıntılar meydana geliyor, gelecek. Felaket anında herkes kafasına göre öteki olarak tanımladığı kim varsa suçlama yoluna giderek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor. Bir de insani değerleri hepten terk edenlerden oluşan, açık giyinen kadınlar yüzünden, küçük kızlarla evlenmek yasaklandığı için vs. diye ortaya atılanlar korosu var. İnsanlar aklında ne kadar kötülük varsa felaket üzerinden ortaya dökmeye çalışıyor ki kendi nefsini temize çıkarıp ferahlasın.

  

Volkanik tektonik ve çöküntü depremleri olarak sınıflandırılan sarsıntılardan bizde rastlananı genelde tektonik olanlar. Dünyanın kabuğunu oluşturan taş küre, alttaki yumuşak viskoz tabakanın üzerinde yüzmekte ve hızlı bir salınımda plaklara ayrılmakta. Bu doğa olayı mantıklı bir açıklaması olsa da, hatta evimiz yıkılmasa da felaketimizdir aslında. 1999’da depremin yaşamadan bilinmeyecek o dile gelmez sesini duyan, eşyaların devrilişini çaresizce seyreden, şehri kaplayan toz bulutuna şahit olan, yıldızların neredeyse konuştuğu geceyi yaşayan bizler için. O günden beri başından kötü bir olay geçmiş olan yorgun evlerimiz potansiyel katilimizdir.

 

Deprem öldürmez bina öldürür gerçeğiyle Elazığ’da bir kez daha yüzleştik. 1999’da yirmi bin kişinin deprem yüzünden ölmediği, yarılan fay hattına düşerek deprem nedeniyle sadece bir kişinin, araba fabrikasında çalışan işçi kardeşimizin öldüğü bilgisi çok şey söylüyor. O zaman dönüp bilinç yükselmesinde ilerleme var mı diye çevremize baktığımızda bir gelişme göremiyoruz. İnsanın ihtiyarına bırakıldığında hala dere yatağına ev yapıyor, kolonları kırıyor, haksız yere evini büyütmenin peşinde, beş kat evlerin yaygın olduğu yerde bir de bakıyorsunuz bir heyula yükselmiş, toplanma alanına bir anda AVM betonu yığılmış.

 

Kanunlar yönetmelikler herkese eşit işlemediği, yaptırımlar titizlikle uygulanıp caydırıcı olmadığı sürece, bu tutarsızlık ve kararsızlık ortamında birileri hala pervasızca kendi çıkarlarının peşinde koşmaya devam edecek. Sellerden yangınlardan kasırgalardan depremlerden savaşlardan çıkar sağlayanları durduracak, insanı kendine karşı da müdafaa edecek soylu bir kararlılık gerekli.

 

Refah görece kıymetli fakat “kalkınma” başlığı altında bütün bağların, bahçelerin, zeytinliklerin imara açılıp betonların yükselmesi gelişme midir? Birileri bir gecede zengin olurken, başkasına bahçeyi koru demek de adil değil. Bütün Türkiye’de her yurttaş için aynı olan, hakkaniyetle işleyecek bir imar planı çok mu zor. Hiçbir koşulda kimseye imtiyaz sağlanmadığına dair güvencemiz olmalı. Bu ülkenin son on yıllarına şahitlik etmiş kişiler olarak gücü iktidarı ele geçiren herkesin ideallerinden iddialarından nasıl vazgeçtiğine tanıklık ettik. Kapitalizmin boy aynasında herkes ölçüsünü aldı.

 

Hülasa; deprem hazırlıkları diye bir çalışma var mı, muhtevası nedir? Kısa süre zarfında yeniden imar edilmesi gereken İstanbul için program nasıl işliyor? Dayanıklılığı sağlanamayan mevcut binalar yeniden yapılanıyor mu? Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca bu yapılabilseydi keşke fakat hızla harekete geçmek ve halkı sürekli bilgilendirmek hâlâ mümkün. Muhafazakâr yağmadan aslan payını alan İstanbul’da da deniz bitti fakat betonlaşma hız kesmiyor. Şehrin altında kaynayan saatli bombanın ne zaman çalacağını ise bilmiyoruz.

 

Bir “Deprem Bakanlığı” kurulsa yeri var. Özellikle “İstanbul depremi” başlığıyla örgütlenmiş, sürekli güncellenen, bilgilendiren şeffaf bir kurum büyük ihtiyaç. Bir apartmanda evindeki keyfi için kolonu kesen adama dur diyen merci yoksa, belediye komşuların feryadına aldırmadan uygundur raporu veriyorsa, raporu verenler bina yıkılınca değil, şimdi en ağır bedeli ödemek zorunda. İnsanlar öldükten sonra hızla battaniye, çadır, çorba yetiştirmek, kalanlara eşya parası vermek önemli ama hep öldükten sonrası. Her şeyden kıymetlisi canlara kastedenleri işin başında hukukla durdurma becerisi ve kararlılığı.

 

Depremi birkaç saniye önce tespit edip elektrik doğal gaz ve su şebekelerini kesecek, yangınları patlamaları önleyecek bir sistem kurulacaktı, kuruldu mu kurulmadıysa neyi bekliyoruz. Bunları sormanın gündemde tutmanın art niyetle bir alakası yok. Şehre dağılmış rastgele parkları okul bahçelerini toplanma alanı saymak yeterli değil. Her mahallenin teçhizatı ve donanımı olan bilinçli kurulmuş geniş alana ihtiyacı var.

 

Elazığ ve etrafında kaybettiğimiz canlara rahmet, ailelerine ve kış günü evlerinden mahrum kalan kardeşlerimize sabır diliyorum.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.