Çocukların kıyameti

Okulda gülemiyor, herkesten korkuyorlardı diyor öğretmenleri, aylar sonra içlerindeki gülen oyun oynayan çocukları çıkarabilmişler. Mültecilik onların değil bizim yolculuğumuz diyor güzel bir öğretmenimiz, kırmızı kalemle tahtaya yazı yazınca bile irrite olan öğrencilerden bahsediyor. Kabul gördükçe inkişaf ediyor, önceleri zadece hayatta kalmaya çalışırken şimdi doktor astronot olmak istiyorlar.

09.10.2019 10:08
Yıldız-Ramazanoğlu

yildizra@gmail.com

 

2011’de Suriye’nin kıyameti koptu. Bugün de devam eden can yakıcı bir savaşla sarsılmaya devam ediyoruz. Bu şiddetin başlamasında da sonlanmasında da çocukların bir dahli yok. Ne orada doğup büyükleriyle yolarla düşüp bize sığınanların ne de burada doğup vatan nedir bilmeyenlerin kabahati bu yaşananlar. Onlar bizim kim haklıydı, şöyle ya da böyle olsaydı tartışmalarımızdan da bihaber. Avrupa neden almadı, birileri bize oyun oynadı, bütçeden şu kadar para çıktı söylemlerinin muhatabı Vail el Suud değildi mesela. Savaşın sonuçlarıyla karşı karşıyayız ve bu masum günahsız, bereketiyle, temiz kalpleriyle gelmiş olan çocuklar geçici ya da kalıcı, bu ülkenin evlatları. Öğretmenlerin, öğrencilerin, toplumun, esnafın, komşuların bilmesi gereken şey, onlar “Suriyeli” değil, vatandaş olsun ya da olmasın her türlü insani hakları mahfuz eşit yurttaşlar.

 

Nasıl oldu da Vail canından bezdi. Babasının helal haramı iyi bilir, ağabeylerine bile öncülük eder, namazını ihmal etmez, dersleri çok iyi dediği çocuk ince örüntülerle başka diye işaretlendi, itham edilip mahkum edilmiş hissetti kendini, geleceğe ve insan yerine konulmaya dair umudunu yitirdi. Kocaeli Kartepe’de arkasına hiç bakmadan azimle ve kararlılıkla kendini astığı mezarlığın kapısına doğru elinde kemeriyle yürüdüğü an, bütün değerlerimizin yerle bir olduğu andır. Suriye’den gelmiş ya da burada doğmuş okul çağında bir milyon çocuk var. Neden okula gidemeyen beşyüzbin çocuğu kazanmak için çabalayan kurumlara destek vermek yerine, binbir emekle okula devam etmeleri sağlanan diğer yarıyı da kaybedelim. Savaşın sürekli taraf değiştirerek sürdüğü bölgemizde faşist yaklaşımların, ırkçılığın, ayrımcılığın bütün halklara büyük kayıplar olarak dönüşünü izliyoruz yıllardır, bunun ilkel bir kafa konforu olduğunu idrak etmemiz için daha ne olması lazım? Keşke insan türüne ait olmak o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi diyor Georges Perec, Uyuyan Adam’da. Yeryüzünün 4.5 milyar yıllık hikayesi tek bir güne uyarlansaydı, insanlığın bütün tarihi geceyarısından önceki saniyenin son kesrinde gerçekleşirdi diyor jeoloji kitapları. Uzun ömrünün sırrı sorulan Nuh Aleyhisselam, ne uzunu, Arap atıyla bir kavak ağacının önünden hızla geçmiş gibi diyor. Bu gerçeklik içinde ırkçılık gerçekten kuru gürültüden başka bir şey değil. Önünü arkasını düşünmeden bodoslama çocukların annelerin arasına dalıp Ürdünlü çocuğa vuran izbandut, gücüyle hayranlık uyandırmak istedi belli ki, kimsesiz gördüğü çocuğu bir vuruşta yere sermek ne demek. Paskal başımızı dik tutabilmemiz için gerekli destek noktasının düşünce olduğunu söyler, buna göre iyi düşünebilmek de ahlakın temel ilkesidir. Akıl baliğ olmayanın ahlakı da olmuyor.

 

Çocuklara biraz eğilince, küme şeklinde algılamanın ötesine geçip her bir çocuğa biricikliği içinde yaklaşınca nice Vail’ler çıkıyor su yüzüne. Yeryüzü Çocukları Derneği’nin çektiği videolarda yedi yaşlarında bir çocuk üzüntü içinde “öğretmenim Suriye’ye gidin, bir daha da gelmeyin” deyince tuvalete gidip ağladığını söylüyor. Başka biri sınıfındaki arkadaşlarına sesleniyor acıyla; “önce bir tanıyın sonra sever ya da sevmezsiniz, size kalmış. Vail hiç konuşabildi mi acaba bilmiyoruz. Fiziksel şiddet bile şampiyon değil, insanın canını yok sayılmaktan daha fena yakan bir şey yoktur bu dünyada.   

 

Bombalardan kaçırdıkları çocuklarını ırkçılıktan koruyamadıklarını söylüyor bazı anneler. İlkokul çocuğu patlamada dayım öldü, amcamın ayağına roket girdi, öteki amcamı hapse attılar diye anlatıyor hemen dönün dediğimiz ülkesindeki anılarını. Bir başkası kardeşlerinin, komşularının ölümüne şahit olmuş. Burada ise fahiş fiyatlarla küf kokulu karanlık bodrum katlarına yerleşti bu insanlar.

 

Okulda gülemiyor, herkesten korkuyorlardı diyor öğretmenleri, aylar sonra içlerindeki gülen oyun oynayan çocukları çıkarabilmişler. Mültecilik onların değil bizim yolculuğumuz diyor güzel bir öğretmenimiz, kırmızı kalemle tahtaya yazı yazınca bile irrite olan öğrencilerden bahsediyor. Kabul gördükçe inkişaf ediyor, önceleri zadece hayatta kalmaya çalışırken şimdi doktor astronot olmak istiyorlar.

 

Avrupa’da on bin çocuk kayboldu, kimse akibetlerini araştırmadı bile. Bu konuda hak ve adalet duygusu gelişmiş azimli sebatkar gazeteciler, araştırmacılar kurumlar çıkıp çalışacaktır birgün, buna inanıyorum. Çeşitli kurumlar küçük yaşta çalıştırılan binlerce çocuğu, hatta mezar kazdırılan yedi sekiz yaşındaki çocukları bildiriyorlar. Okul ve eğitim hayati önemde. Bu krizi en güzel şekilde yönetmek meslek içi eğitimi de zaruri kılıyor. Akran şiddetinin her zamankinden daha titizlikle eğitimin gündeminde olması lazım. Ağır travmalar yaşayan Kayıp bir Kuşak oluşması insanlığımıza ülkenin bekasına en büyük tehdit. Akran şiddetinin en kanayanı sözle, mimikle, küçümsemeyle, dışlamayla oyuna almamayla yok saymayla gelişmekte. Vail bizi kahretti, yara yarayı doğurmadan toplumsal bir seferberlik için ağır bir uyarıydı. Severek sevilerek yaşama hakkı varolma hakkıyla iç içe. Başka türlü yaşanmaz.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.