Tarihin en pahalı olimpiyat oyunları

Tarihin en pahalı olimpiyat oyunları

09.02.2014 01:03
Yiğiter-Uluğ

yigiter12@yahoo.com

Geçen hafta okuduğum bir haberde, kış olimpiyat oyunları öncesinde Rus organizatörlerin, Soçi sokaklarında başı boş dolaşan köpekleri toplamak için seferber olduğu yazıyordu. Zavallı hayvancağızlar zaten kış koşullarında yiyecek bir lokma bulmanın derdine düşmüşken, bir de belediye ekipleri çıktı karşılarına… Başlarına gelebilecekleri düşününce içim sızladı. Sanırım, haberi yazan da okuyucunun ruh halini tahmin etmiş olacak ki, paragrafın sonlarına doğru “... yetkililer, çalışmaların veteriner hekimler kontrolünde sürdürüldüğünü ve bakım evlerine toplanan köpekler için en iyi şartların sağlandığını açıkladı” cümlesi yer alıyordu. Tesisti, altyapıydı, güvenlikti derken, Soçi Kış Olimpiyatları öncesinde yörede yaşayan insanların en küçük şikâyetini bile dikkate almayan bir zihniyetten, sokak köpekleri konusunda müşfik olmasını ve bize doğru söylemesini beklemek ne kadar gerçekçi olur, onu size bırakıyorum. Bu haber beni yaklaşık on yıl öncesine, 2004’ün ağustos ayına götürdü. Olimpiyatlar için Atina’daydım. Her gün medya merkezinden Olimpiyat Stadı’na doğru yürürken, o devasa yapının çevresine dikili fidanların dibini çapalayan, çimleri sulayan görevlilerle karşılaşıyorduk. Oyunlar başlamış ama tesislerin çevre düzenlemesi yetişmemişti. Bel hizasında kalmış “kavruk” fidanlar, çimler yeşeremediği için, rüzgâr estiğinde ortalığın toza bulanmasına neden olan geniş toprak alanlar ve sürekli onlarla uğraşan birtakım resmi elbiseli çalışanlar, neredeyse komik diyebileceğim bir görüntü çiziyordu. Yedi yıllık hazırlık periyodunda yapılamamış işler o iki haftada yetişecek ve ortalık bolca sulamayla bir anda yemyeşil olacaktı sanki! Muhtemelen şimdi gitsek farklı bir peyzajla karşılaşırız… Fidanlar göğe ermiş, çimler üzerine yayılacak hale gelmiş olmalı. Atinalı komşularımızsa, o günlerde bire yapılabilecek işleri, “vatan-millet...” diyerek üçe yaptırdıkları için borç ödemekle meşgul. Bizim gibi organizasyonel yeteneği kısıtlı, uzun vadeli plan yapma alışkanlığı olmayan ve bu tip durumlarda bütün sorunları parayı bastırıp çözebileceğini sanan uluslarda sıklıkla karşımıza çıkan örnekler bunlar… Komşularımızda da manzara değişmiyor. Trabzon’un hemen karşı kıyısı diyebileceğimiz, bugüne kadar pek çoğumuzun adını duymadığı Soçi’de yarışmalar başladı ama uluslararası medya, gazetecilere ayrılmış bazı otellerin hâlâ tamamlanamamış olmasından ve şehirde yaşanan yatak sıkıntısından söz ediyor. Oysa Vladimir Putin, yedi yılda yaklaşık 50 milyar dolar harcayarak ve bu alanda bir rekor kırarak (Çin 2008 Beijing hazırlıkları için 43, İngiltere 2012 Londra için 13 milyar dolar harcamıştı. Türkiye’nin, 2020 Oyunlarının İstanbul’a alınması halinde ayıracağı bütçe 19 milyar dolar olacaktı) “tarihin en pahalı sportif organizasyonu”nun ev sahibi oldu. Batı medyası, bu durumu Karadeniz kıyısında Disneyland kurmaya benzeten makalelerle dolu. Neden yapıldı bunca harcama? Bölgede barış bir türlü sağlanamamışken, Çeçen ve Abhazlar’ın ekonomik ve kültürel sorunları konusunda kılını kıpırdatmayan bir lider, geçmişte politik elitin yazlığı olmak dışında bir özellik taşımayan küçük bir kasabaya neden milyarlar döktü? Bir yanda yoğun bir çalışmayla teknoloji harikası beton bloklar yükselirken, yolları inşaat artıklarıyla kapanan, erzak temin etmekte zorlanan, çocuklarını okula gönderemeyen köylülerin feryadını duyan oldu mu? Yaklaşık 3000'i sporcu, 6000 katılımcının yarışacağı oyunlarda güvenliği, asker-polis, toplamı 100 bin kişiyi bulacak silahlı güçle sağlamak, olimpiyat meşalesinden sadece birkaç mil açıkta, Karadeniz’de savaş gemileri bekletmek hangi aklın mahsulü? Bu soruların cevapları çok basit aslında… Ve bize hiç yabancı değil… “Çöken Sovyet rejiminden bu yana, ülkenin gücünü, büyüklüğünü, kapasitesini ve uluslararası sahnede her geçen gün büyüyen rolünü tüm dünyaya göstermesi bakımından müthiş bir fırsat bu” diyor Ruslar. Geçen ay Washington’da yapılan bir uluslararası toplantıda konuşan akademist Sergey Markedenov, aynen bu sözcükleri kullandı ve bir sonraki büyük fırsatın da 2018’de düzenlenecek Dünya Kupası (futbol elbette) olduğunu vurguladı. Ancak bu tip organizasyonların iki yanı keskin bıçak olduğu da aşikâr. Çünkü güç gösterisi yapmaya soyunurken (ki bu şovun, büyük ölçüde Putin’in iç politikadaki uzun vadeli hesaplarıyla ilişkili olduğu biliniyor), sokak ortasında patlayacak bir bombayla, mesela çok korkulan intihar saldırılarından biriyle, yedi yıldır yatırım yapılan 50 milyar dolarlık partinin berbat olması ihtimali var. Hazırlık döneminde uluslararası medyanın ülkeyi büyüteç altına alması, iç siyasette tehdit yoluyla susturulanların yerine, dışarıdan gelecek sert eleştiriler (Gay ve lezbiyenlerin haklarını yok sayan yasa örneğinde olduğu gibi) da cabası…Yani Putin “Ben dünya lideriyim, şöyle güçlüyüm, böyle güçlüyüm” diyor ama sokak köpekleri, gayler, lezbiyenler, potansiyel suçlu kabul edilip, güvenlik gerekçesiyle ev hapsinde tutulan Çeçen kadınları, rezervasyon yaptırdığı otel yetişmediği için derme çatma bir yerlerde konaklamak durumunda kalan yabancı gazeteciler ve şüphe yok ki, önümüzdeki yıllarda ağır vergi yükü altında ezilecek halkın bir bölümü aynı fikirde değil. Soçi’de yarışacak sporcular içinde “Olimpiyatlar şimdiye kadar hiç bu kadar riskli bir bölgede yapılmamıştı” diyen ve korktuğunu gizlemeyenler azınlıkta. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin çiçeği burnunda Başkanı Thomas Bach, “Bana ‘geceleri uykun kaçmıyor mu?’ diye soran dostlarım var. Yoo, mışıl mışıl uyuyorum” diyor. En yetkili ağızlardan birinden bu cümle çıkınca, insan ister istemez “Demek ki, Amerika, Rusya, Çin, bütün büyük güçlerin temsilcileri gizli toplantılarda buluşmuş, istihbarat servisleri devreye sokulmuş ve en azından 23 Şubat'a kadar resmi olmayan bir ateşkes ilan edilmiş” diye düşünüyor. Belki aşırı iyimserlik, belki de olimpiyat gibi her ırktan, her kültürden insanı bir araya getiren bembeyaz bir şenliğin üzerine kan damlamaması dileği bu… Hafta içinde Radikal’de Tanıl Bora da yazmıştı; muhabbet futboldan biraz olsun spora doğru kayınca, kekelemeye başlayan bir milletiz. Hele ki kış olimpiyatları gibi, bu satırların yazarı dahil, çoğumuzun adını duymadığı, kurallarını bilmediği branşları ekrana taşıyacak bir organizasyon üzerine kalem oynatmaya kalkmak, hiç akıl kârı değil, biliyorum. Ama bugünden başlayarak her hafta burada, böyle “akıl kârı olmayan işler”le uğraşacağım. Bileseniz istedim…
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.