Tarih kaçıncıları yazar?

Tarih kaçıncıları yazar?

22.02.2014 00:57
Yiğiter-Uluğ

yigiter12@yahoo.com

Türk skor medyasında sıkça kullanılan bir kalıp var… “Tarih ikincileri yazmaz” diyorlar. Spor gündemi bir buçuk branştan ve üç takımdan oluşan bir ülkede, bütün belâgatin şampiyonu kutsamak üzerine olması, şaşırtıcı değil elbette… Çeviri odasından geçip dilimize girdiği belli olan bu cümlenin orijinali “Tarih kaybedenleri yazmaz” yanılmıyorsam… Aslında ilk söyleyen muhterem, “Savaşı kazanan, oturup tarihi de yazar. Arkadan gelenler, kaybedenin çığlığını duyamaz” demeye çalışmış. İyi de yapmış. Siyasi tarihin nasıl yazıldığını, kaybedenlere o tarih kitaplarının sayfalarında neden yer olmadığını, böylece daha kolay anlıyoruz. Fakat insanoğlunun, savaş oyunlarının yerine koymaya çalıştığı, “modifiye edilmiş muharebeler” diyebileceğimiz sportif karşılaşmalarda ikincinin, üçüncünün, sonuncunun emeği niye güme gitsin? Onların deneyimlerinden gelecek nesillere kalabilecek öyküler, filmler, belgeseller çıkmaz mı? Sadece kazananı yazan bir spor medyasıyla beraber, biz de atalarımızın at binip, kılıç kuşandığı çağlara geri dönmüş olmuyor muyuz? Mao Asada, Soçi’de kadınlar artistik patinaj yarışmalarının serbest programını tamamladığında, gözyaşlarına boğuldu. Aslında Rahmaninov’un ölümsüz iki numaralı piyano konçertosuna eşlik eden son figürlerinde, yanaklarından süzülmeye başlamıştı damlalar… Parça bitip alkışlar yükseldiğinde, düpedüz hıçkırarak ağlıyordu Asada… Gösterisini merakla beklediğimden ve günlerdir hakkında epeyce haber-yorum okuduğumdan olsa gerek, ben de gözlerimin nemlenmesine engel olamadım. 23 yaşında bir genç kızın buraya gelebilmek, kariyerine unutulmaz bir gösteriyle nokta koymak için ne emek verdiğini, nasıl çalıştığını tahmin edebiliyordum. Ama hikâyemiz bundan ibaret değildi. Son 24 saati adeta cehennemde yaşamıştı Asada… O anda buza yağan çiçekler, salonu inleten alkışlar, antrenörü Nobuo Sato’nun kenarda ona sanki şampiyon olmuşçasına kuvvetle sarılması, aldığı yüksek puan… Hiçbiri Japon sporcuyu teselli etmeye, o cehennem ateşinden kurtarmaya yetmeyecekti. Mao Asada, artistik patinaj meraklılarının çok iyi tanıdığı bir isim… Daha önce iki kez dünya şampiyonu olmuş, bir önceki olimpiyat oyunlarında, Vancouver’da gümüş madalya kazanarak Soçi’ye “favori” etiketiyle gelmiş bir patinajcı… Aylar önce, 2014’ün kariyerinin son yılı olduğunu açıklamış olması, bu yarışmalara farklı bir boyut eklemişti. Özellikle de ondan madalya bekleyen Japonlar açısından… Beklentilerin böyle üçle, beşle çarpılması kadın sporcuları çok olumsuz etkileyebiliyor. Hele yılların emeğini birkaç dakikaya sığdırmak zorunda olduğunuz, hem teknik ustalık, hem estetik akışkanlık gerektiren böylesi yarı spor-yarı sanat bir dalda… Takım yarışmalarında yalnızca Rus seyircilerin değil, taraflı-tarafsız herkesin sevgilisi haline gelen 1998 doğumlu Julia Lipnitskaya da baskının kurbanlarından biriydi -nasıl olmasın, daha 15 yaşında! Buna karşılık kimsenin madalya beklemediği  Adelina Sotnikova ve İtalyan Carolina Kostner bu rahatlıklarını inanılmaz bir avantaja çevirdiler (Sotnikova altın, Kostner bronz aldı). İzleyenlerin gayet iyi bildiği gibi, önce kısa programda yarışıyor sporcular… Çarşamba gecesi Mao Asada, kariyerinin en kötü kısa programını sergiledi ve klasmanda 16. sırayı alarak ayrıldı salondan… Sonrasında ne uyuyabildi, ne yemek yiyebildi, ne de kendisiyle konuşmak isteyenlere cevap verebildi. Antrenörünün söylediğine göre, bir ölüden farksızdı ve hıçkırıklara boğulmadığında, kurabildiği tek cümle “Yarın kusursuz olmalıyım”dı. Kusursuzdu Asada… Kim bilir, belki de bu yüzden gözyaşları içinde tamamlamıştı serbest programı… Hayal kırıklığı yaratan ilk performansından sonra çıkıp “Bu kız da gelip gelip, en kritik yerde düşüyor” diyen eski başbakan, bugünün Tokyo 2020 Organizasyon Komitesi Başkanı Yoshiro Mori’ye (lafın ucunun nereye gideceğini bilemeyen dangalak politikacılar her memlekette var demek ki…) inat, programını zorlaştırdıkça zorlaştırmış, aynı programda altı farklı türde üçlü sıçramaya yer veren ilk kadın sporcu olmuştu. Bu denemelerin beşinde mükemmeldi, birinde hafifçe dengesini yitirse de düşmemeyi başarmıştı. Eleştirilebilecek tek yanı, teknik yönden kusursuzluğu arayan programının, koreografiyi zorlaması ve estetik açıdan biraz zayıf düşmesi olabilirdi. 142.71 puan topladı ve bu, onu ancak altıncı sıraya taşıyabildi (serbest programda sadece Sotnikova ve Koreli Yuna daha fazla puan aldı, onlar da kürsünün ilk iki basamağına çıktı zaten). Yılların birikimine karşın, insanların güvenini bir günde yitirivermek, darmadağın olan özgüveniyle hemen ertesi gün en zoru deneyip, mükemmeli aramak, başarmak, başardığı halde bunun hedefe ulaşmaya yetmeyeceğini bilmek, parlak bir kariyeri bu buruk sayfayla kapatmak… İfade edilmesi çok zor, karmaşık hisler… Mao Asada duymuş mudur bilmiyorum, ama bence Soçi’deki kadınlar artistik patinaj yarışmalarını en güzel özetleyen cümleler, kendisi de eski bir patinajcı olan ve kimseleri kolay kolay beğenmeyen NBC yorumcusu Johnny Weir’in ağzından döküldü: “Bu gece kim kaç puan alacak, kim şampiyon olacak, bilmiyorum. Bütün bildiğim, bu muhteşem performansın Asada’ya madalya getirmeye yetmeyeceği… Ama kim kazanırsa kazansın, ben hayatım boyunca bu geceyi Asada’nın performansı ve buzun üzerine döktüğü gözyaşlarıyla hatırlayacağım."
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.