Son düzlükte (*)

Devletin ve kamunun bütün imkânlarına ve medyadaki kıyas kabul ermez ağırlığına rağmen uzun bir aradan sonra ilk defa iktidarın söylem üstünlüğünü elde edemediği bir seçim dönemi yaşandı. Oyunun nasıl sonuçlanacağı büyük bir merak konusu. İki başarı ölçütü var 31 Mart’ta. Biri, iktidar ile muhalefet blokları arasındaki oy dengesidir. Diğer ise hayati bir önem atfedilen (İstanbul ve Ankara gibi) büyük şehirlerde kimin ipi göğüsleyeceğidir.

30.03.2019 12:41
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Uzun sayılabilecek bir seçim sürecinin sonuna yaklaşıldı. Partiler son düzlüğe girdiler, halka vaatlerini sundular, gelecek tahayyüllerini açıkladılar. Son sözü seçmenler söyleyecek ve Türkiye’nin siyasi rotasını yeniden düzenleyecek.

 

Her seçim belli bir bağlam içinde şekillenir; toplumun genelini etkileyen olay ve gelişmeler seçimlere rengini verir. Misal 7 Haziran 2015’deki genel seçiminin belirleyicisi, çözüm süreciydi. 1 Kasım 2015’deki genel seçimlere damgasını vuran hendekler, barikatlar ve şehir çatışmaları oldu. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ise 17 Nisan 2017’de hükümet sisteminin değişmesine neden olan halk oylamasına giden yolu açtı. Önümüzdeki Pazar günü yapılacak seçimlerde de neticelere tesir etmesi muhtemel bazı özellikler var:

 

Birincisi, Türkiye yerel seçimlere ilk defa bir ittifak siyasetiyle gidiyor. Halkın da partilerin de böyle bir tecrübesi yok. Dolayısıyla seçmenlerin bu ittifakları nasıl karşılayacağı ve 24 Haziran 2018’deki genel seçimlerde olduğu gibi yüksek bir motivasyonla hareket edip etmeyecekleri belirsiz. Seçim meydanlarında hissedilen, muhalefetin bu konuda iktidardan bir adım daha önde olduğu. İktidara karşıtlık muhalefet cenahında kendiliğinden bir kenetlenmeye yol açarken, iktidar blokunda 24 Haziran’daki heyecandan uzak bir tablo hâkim.

 

Sadakatsiz seçmen

 

İkincisi, ekonomik krizin özellikle orta sınıfın tercihlerine tesir etmesidir. Türkiye’de kimlik temelli siyaset halen çok güçlü, bu tartışılmaz bir veri. Bununla birlikte bilhassa ekonomide işler ters gittiğinde orta sınıflarda kimlik bağımlılığının aşındığı ve tercihlerde rasyonel okumaların ön plana geçtiği de bir gerçek.

 

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA) olarak 31 Mart’ı konuşmak için Diyarbakır’da ağırladığımız ANAR Genel Müdürü İbrahim Uslu, bu çerçevede önemli bir noktaya işaret etti. Uslu’ya göre Türkiye’deki seçmenleri genel olarak üç gruba ayırmak mümkün: Sadık seçmenler, yeni seçmenler ve sadakatsiz seçmenler. Sadık seçmenlerin oranı  % 70, yeni seçmenlerin oranı % 10 ve sadakatsiz seçmenler in oranı ise % 20’dir.

 

İktisadi dengelerin sarsıldığı dönemlerde sadakatsiz seçmenler, kimlikten ziyade, kendi menfaatlerini ve kendilerini rahatsız edecek birtakım işlerin yapılıp yapılmadığını gözeterek karar verirler. Cumhur İttifakı, sadık seçmeninin saflarını sıkıştırmaya dayanan bir strateji izledi. Seçmenini bağlamak için “beka” söylemine sarıldı. Lakin gerek bu söylemin kendi tabanında bile yeterince yankı uyandırmaması ve gerek sadakatsiz seçmenin ihmal edilmesi, iktidar kanadın evde yaptığı hesabın çarşıya uymamasına neden olabilir.

 

Mutedil kampanya

 

Cumhur İttifak’ının son derece agresif bir dil tutturmasına karşılık muhalefet kendisinden beklenmeyecek ölçüde mutedil bir kampanya yürüttü. AK Parti’nin ve Erdoğan’ın siyasi kutuplaşmadan beslendiği tespit edilmiş olsa gerek, muhalefet bundan özenle kaçındı. Kutuplaşmaya hizmet edecek bir faaliyetlerden mümkün mertebe uzak durdu. İktidarın kendisini terörizmle irtibatlı olmakla itham etmesine rağmen aynı sertlikte cevap vermedi, seçmenlerini kıracak bir dil kullanmadı.   

 

Muhalefet, Erdoğan’ın kendisini genel seçime minderine çekme planını boşa çıkardı. Çağrılara itibar etmedi, 31 Mart’ı hep yerel seçim sınırları içinde tuttu. Sadece yerel yöneticilerini değişeceğini ısrarla vurguladı. 31 Mart’tan sonra Cumhurbaşkanının, iktidarın ve hükümet sisteminin değişmeyeceğinin altını çizdi. Böylece 31 Mart’tan sonra bir belirsizliğin doğmasından ürkenlerin endişelerini gidermeye ve bir gelecek korkusuna düşmeye yer olmadığını belirterek seçmene güven telkin etmeye çalıştı.

 

HDP’nin rolü

 

Bunun yanı sıra muhalefet bakımından iki hususa daha değinmek lazım. Biri, muhalefetin iktidarın kontrol ve etki alanı dışında bir seçmen kitlesi oluşturmayı başarmasıdır. Birbirinden son derece farklı siyasi geleneklerden gelmelerine rağmen iktidara karşı durmakta ortaklaşan bir seçmen kitlesi var artık. Giderek tabanı genişleyen bir seçmen kitlesinin varlığı, muhalefetin iktidara karşı alan kazanması için stratejik bir hamleyi ifade ediyor.

 

Diğeri ise, muhalefet içinde HDP’nin kendisine düşen rolü çok akıllı bir şekilde oynamasıdır. HDP biraz içinde bulunulan şartlardan biraz da bilinçli bir şekilde adeta kendini görünmez kıldı. Eş Genel Başkan Sezai Temelli’nin yaptığı bir-iki açıklama istisna tutulursa HDP genel seçmen kitlesini rahatsız edecek hiçbir eylemde bulunmadı. İktidarın pompaladığı şekilde ülkenin bekasına kast eden bir tehdit olduğu düşüncesini kuvvetlendirecek hiçbir hareket yapmadı.

 

Tersine çok yerinde taktik adımlar attı HDP. Kazanabileceği yerlerde kendi adaylarını gösterdi. Sessiz, gösterişsiz ama derinden bir kampanya yürüttü. Kazanma ihtimalinin olmadığı bazı yerlerde Millet İttifakı bazı yerlerde ise Saadet Partisi adayları lehine seçim yarışından çekildi. 31 Mart’ta mücadele nefes nefese olacak. Birçok şehirde adaylar burun farkıyla kazanacak. Böyle bir vasatta HDP’nin hatırı sayılır oya sahip olduğu yerlerde diğer muhalif partiler adına yarışın dışına çıkması, neticelere doğrudan tesir edecek.

 

Takım oyunu

 

Büyük bir ihtimalle Cumhur İttifakı, HDP’nin takım oyununu bu kadar uyumlu bir şekilde oynayabileceğini öngörmemişti. Başta Erdoğan olmak üzere iktidar temsilcilerinin dillerine yansıyan kızgınlığını nedeni belki de budur; yani HDP’nin Cumhur İttifakını zorlayacak, Millet İttifakına ise büyük bir avantaj sağlayacak bir dizilişle seçim sahasına yayılmasıdır.

 

Devletin ve kamunun bütün imkânlarına ve medyadaki kıyas kabul ermez ağırlığına rağmen uzun bir aradan sonra ilk defa iktidarın söylem üstünlüğünü elde edemediği bir seçim dönemi yaşandı. Oyunun nasıl sonuçlanacağı büyük bir merak konusu. İki başarı ölçütü var 31 Mart’ta. Biri, iktidar ile muhalefet blokları arasındaki oy dengesidir. Diğer ise hayati bir önem atfedilen (İstanbul ve Ankara gibi) büyük şehirlerde kimin ipi göğüsleyeceğidir.    

 

Cumhur İttifakının % 50 barajını aşması ve sembolik değerleri yüksek büyük şehirleri alması halinde, iktidar kanadında ittifak hukuku perçinlenirken muhalefet kanadında yönetimler dara girer ve liderlikler masaya yatırılır. Fakat iktidar ile muhalefet arasındaki mevcut denge tersine döner ve muhalefet büyük şehirlerde üstünlüğü sağlarsa, bu takdirde de Cumhur İttifakı sorgulanmaya başlanır, muhalefetin şevki artar ve siyasette yeni arayışlar hız kazanır.

 

Her halükarda bizi 1 Nisan’dan itibaren siyaset arenasında hareketli ve heyecanlı günler bekliyor.

Kürdistan 24, 27.03.2019

http://www.kurdistan24.net/tr/opinion/e5306817-c2fd-41ea-994b-d3d5aafe1d09

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.