Kürdistan referandumu (6) açlık-yokluk tehdidi

Hayal kırıklığı sadece KBY ile sınırlı kalmadı. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere çeşitli siyasi aktörler ve iktidara yakın medya, KBY’ye karşı ezici ve yıkıcı bir lisana müracaat ettiler. Bu yüzden Türkiye’de AKP’ye oy veren Kürtlerin büyük bir kısmı da allak bullak oldu.

03.11.2017 08:40
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağımsızlık için referanduma gitme kararı aldığında, muhtemelen Türkiye’den bir tepkinin geleceğini bekliyordu. İki sebepten ötürü: Biri, Türkiye’de iktidarlar değişse de varlığını koruyan kökleşmiş devlet zihniyetinin, Kürdistan’ın bağımsızlığını kolay sindiremeyeceği sezgisiydi. Diğeri de, Ortadoğu’da mevcut statükoda radikal bir sarsıntı yaratacak bir gelişmeye bölge devletlerinin sıcak bakmayacaklarının bilinmesiydi. Dolayısıyla Türkiye’nin bağımsızlık sürecini sahiplenmemesi, desteklememesi ve belli bir oranda tepki koyması normal karşılanıyordu. Türkiye’nin başlangıçtaki tavrı da beklentilere uygun düşüyordu. 

 

Fakat büyük gün yaklaştıkça Türkiye’nin herkesten daha sert bir tavra yönelmesi KBY’de bir şaşkınlık yarattı. KBY, İran’dan gelecek aşırı bir reaksiyona hazırdı. Lâkin Türkiye ile ilgili düşünceleri farklıydı. Zira Türkiye ile KBY arasında örnek gösterilebilecek bir siyasi-iktisadi işbirliği ve diyalog vardı. KBY uzun bir süredir fiilen bağımsız bir devlet gibiydi. Türkiye, KBY ile Bağdat’ı by-pass eden petrol anlaşmaları imzalamak suretiyle, bu fiili durumu tanıdığını gösteriyordu.

 

Ayrıca KBY’nin istikrarı Türkiye’nin menfaatineydi. Eğer KBY zayıf düşerse bundan kuvvet devşirenler PKK ve İran olacaktı. Herhalde Türkiye kendi aleyhine neticeler doğuracak bir davranışa yönelecek değildi. Kaldı ki bağımsızlık uzun vâdeli bir hedefti.  Dolayısıyla Türkiye’nin -- arka çıkmasa da -- daha ihtiyatlı bir çizgi takip edeceği umuluyordu.  

 

Fakat umulanın tersine Türkiye’nin tepkisi giderek sertleşti. Gene de KBY, başlangıçta bunun iç politikaya dönük olduğunu ve söylem düzeyinde kalacağını tahmin ediyordu. Elbette bir anlaşma zemini ortaya çıkacak ve kendilerini hangi şartların bağımsızlık oyununa ittiği Türkiye tarafından da anlaşılacaktı. Ama öyle olmadı; zaman geçtikçe Türkiye söylediklerini eyleme dökmeye başladı ve KBY’ye tamamen sırtını döndü. KBY şoke oldu; bu, IŞİD’in Erbil’e saldırısı sırasında Türkiye’den beklediği yardımı görmeyen KBY’nin yaşadığı ikinci hayal kırıklığıydı.

 

“Kılıcınız keskin olsun”

 

Hayal kırıklığı sadece KBY ile sınırlı kalmadı. Türkiye’de AKP’ye oy veren Kürtlerin büyük bir kısmı da allak bullak oldu. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere çeşitli siyasi aktörler ve iktidara yakın medya, KBY’ye karşı ezici ve yıkıcı bir lisana müracaat ettiler. Mesela, Mavi Marmara gibi yüksek volümlü bir kriz döneminde ve İsrail için bile öngörülmeyen tedbirler (!), söz konusu KBY olunca çok rahat gündeme taşındı. Milli Savunma Bakanı, sınırda tatbikat yapan askerlere “Kılıcınız keskin olsun” diyerek Kürtlere gözdağı verdi. Hükümet medyası, aslı astarı olmayan “Barzanilerin Yahudiliği” senaryosunu tekrar ısıtıp piyasaya sürdü, naralar attı, savaş davulları çaldı.

 

Her ne kadar hedefin sadece KBY olduğu söylense de kullandıkları ifadeler KBY üzerinden bütün Kürtleri tahkir eden bir nitelik taşıyordu. Aşırı dil bütünüyle yanlış ve zararlıydı. Çünkü bu, Türkiye’ye dış politikada bir yarar sağlamadığı gibi, iç politikada da ciddi bir yarılmaya neden oluyordu.

 

Zembereğinden boşalmış bir kötücül söylem bütün değerleri çiğneyip geçiyordu.

“Kürtleri ötekileştirmek”

 

Bu süreçte birçok yaralayıcı söz sarf edildi. Onların içinden en öne çıkanı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aitti: “Bir vanayı kapadığımız anda iş bitti. Bütün geliri meliri, hepsi ortadan kalkıyor. Tırlar Kuzey Irak’a çalışmadığı anda bunlar yiyecek giyecek bulamayacaklar. Öyle bir duruma gelecekler. Niye? Mecburuz, yaptırım.”

 

Oysa Hakan Albayrak’ın dediği gibi “Böyle bir mecburiyetimiz yok ve olamaz” idi. Kürdistan ahalisini en temel ihtiyaçlarından bile mahrum etmeye varacak bir yaptırımın, tatbiki bir yana, telaffuzunun dahi kitapta yeri yoktu. Bilakis, en azılı düşmanlarımızla savaşırken aldığımız esirleri bile yedirmeye ve giydirmeye mecburuz. Onları dahi aç ve çıplak bırakmamız caiz değilken böyle bir yaptırımı kardeş ve dost IKBY halkı için nasıl düşünebiliriz?”

 

Siyaseti bir yana bırakın; bu sözler ne insani ne de İslami olarak kabul edilebilirdi. İnsana kıymet katan bütün hasletlere doğrudan aykırı düşüyordu. Her şart altında Türkmenlerin koruyuculuğunu üstlenirken Kürtleri açlıkla ve yoklukla tehdit etmek, Türkiye’nin bütün Kürtleri “ötekileştirmesi” dışında bir anlama taşımıyordu. Gerek icraatı ve gerek üslubuyla devlet, Türkmenler ile Kürtler arasında bir ayrımcılık yaptığını ve “Irak Kürtlerinin Irak Türkmenleri gibi ‘bizden’ kabul edilmediğini” dünya âleme ilan ediyordu.     

 

Ankara ne kadar anladı ya da hissetti bir fikrim yok ama, bu ayrımcı dil, bizatihi kimliklerine yönelik bir tepki biçiminde görüldüğünden, Türkiye’deki Kürtlerde AKP’ye karşı derin bir kırılma yarattı. Bunun en önemli göstergesi, sadece AKP’lilerin değil, 16 Nisan referandumunda AKP’nin yanında duran diğer bütün parti ve sivil-siyasi inisiyatiflerin de bu söylemden duydukları rahatsızlığı açıkça dillendirmeleriydi.

 

“Kobani düştü düşecek”  

 

Suriye’de IŞİD’in Kobani’ye saldırdığı dönemde Erdoğan’ın kullandığı “Kobani düştü düşecek” sözü bölgede AKP’ye çok pahalıya mal olmuştu. AKP’liler bu ifadenin öncesinden ve sonrasından koparılarak kullanıldığını ve Erdoğan’a haksızlık edildiğini savunsalar da, bu söz Kürtlerin geniş bir kesimi tarafından bir “temenni” gibi algılanmış ve buradan kaynaklanan tepkiler sandığa yansımıştı.

 

Bağımsızlık referandumu bağlamında kullanılan “Yiyecek giyecek bulamayacaklar” sözünün de benzer bir kırılma yarattığını düşünüyorum. Bunun da AKP’ye siyasi bir fatura çıkarıp çıkarmayacağını ise şimdiden söylemek güç. Üç nedenden dolayı:

 

Bir, seçimlere hatırı sayılır bir vakit var ve aradaki sürede köprülerin altından daha çok sular akar. İki, seçmenin tercihi salt AKP’nin değil, rakip partilerin izleyeceği yol ve icraatla da şekillenir. Ve üç, eğer mevcutların dışında başka bir siyasi alternatif meydana çıkarsa, dengeler kökten değişir.

 

O sebeple, hâlihazırdaki kırgınlığın gelecekte AKP aleyhine bir siyasi maliyet üretip üretmeyeceğini görmek için biraz beklemek gerek. Bununla birlikte, yıktıkları gönül köprülerini onarmalarının, Erdoğan ve AKP için eskisinden çok daha güç olacağını söyleyebiliriz.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(7)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

mehmet çetiz3.11.2017 14:27:24
gayet verimli bir yazı dizisi oluyor vahap hocam,fakat bahsettiğiniz ayrımcı argüman bu devletin zihin kodlarında ezelden beri var idi,akp iktidarı diğerlerinden farklıdır söylemi maalesef belli durumlar söz konusu olunca yavan kalıyor.çindeki uygur türkü,bin yıldır kendi toprağındaki tabiri caizse kardeş(!) kürdünden daha değerli olabiliyor.elbette suçun büyüğü kürtlerin kendi zihinlerindeki ihanet kodlarında gizli.bu bazen bafel talabani,bazen lahor talabani,bazen yezdinşer''dir.o yüzden önce çuvaldınızı kendilerine batırmalı,sonra türkiye ve diğer devletlerin siyasetlerini eleştirmelidirler.
memduh kaya 4.11.2017 15:37:14
kaliteli sırtını kürt lere dayiyan bir parti gerekir acilen kimse bizimle oyun oynamasin bölük börcük olma zamanı değil kardeşlik zamani
Mehmet8.11.2017 00:51:34
Öncelikle Barzani''nin kime güvenerek böyle bir adım attigina bakmak lazım. Türkiye bu güne kadar Barzani''ye her türlü yardımı yapmış ona arka çıkmıştır. Oysa buna rağmen Barzani Türkiye''ye arkasını dönerek, tüm uyarılara rağmen kulaklarını tikamistır. Elbette en başından beri Barzani Türkiye''nin buna karşı çıkacağını biliyordu. Bilmediği şey ise kendisine bu aklı verenlerin sonradan arkasında durmayacak olmalarıydı. Zaten bunu kendiside itiraf etti.
Ali ak8.11.2017 22:26:18
Barzani israile danisacagina Turkiyeye danişsaydi idare ettigi topraklarin yarisini kaybetmezdi.Turkiye buna karşı cikmasa 8di bu gun ayni tecerandumu Turkiye icinde konusuyor ilacaktik.zenginlik ozerklik ayrilma getirmez diyenler nasil bir safsatyi savunduklarini katalonta ;bask,irlanda,iskocya orneginde gorduler.ana dil kulturel haklar meşru talepler etnisite uzerinden yonetim isteği ise hakli talep değildir .bagimsizlik için IKBY nin sırtını sıvazlayan tum AB ulkeleri katalonya meselesinde ispanyanin yaninda yer aldi .tum katalonyaya kayyum atandi.
Ali ak8.11.2017 22:28:57
Etnisite uzerinden yaptığınız tum yorumlar kolonyal bir zihnin ürünü .bazilariniz tum kürtleri emperyalist heveslere teşne görüyorsunuz.
Osman ar8.11.2017 22:30:55
Pkk meselesinde bir kedi dahi turkiyeye vermem diyen barzani.diyarbakiri tartisma konusu yapinca Turkiyeni verdigi tepki dogal
Bekir öztoprak12.11.2017 22:47:29
Zevkle okudum. Cidden iyi bir seri oldu. Akıl sahipleri için iyi bir öğüt. Tebrik ederim. İnşallah ideolojik körlük sona erer.