“Halkın itimadına küfranı nimet etmem”

Bugün daha büyük bir sorun var: O da yorulmadıklarını ve gayri hukuki bir işleri ya da bağlantılarının olmadığını söyleyen belediye başkanlarının, kendilerini o makamlara getiren halkın iradesini savunamamalarıdır.

11.11.2017 12:40
Vahap-Coşkun

vahapcoskun@gmail.com

 

Serbest Fırka’nın kurulmasından kısa bir süre sonra yerel seçimlerin zamanı gelir. Partinin bazı ileri gelenleri, kuruluşlarının üzerinden çok süre geçmediğinden bahisle bu seçimlere katılmamak taraftarıdır. Onlara göre partinin kuvvetlenmesi için daha vakte ihtiyaç vardır; bir yıl sonraki seçimlere daha güçlü girmek adına biraz daha beklenmesi doğru olacaktır. Fakat arkadaşı Fethi Bey’e muhalif bir parti kurmasını söyleyen Mustafa Kemal, aynı zamanda o partinin seçimlere katılmasını da istemiştir. Nihayetinde parti seçimlere girer.

 

Serbest Fırka kurulmasının akabinde büyük bir halk ilgisine mazhar olur. Her yerde partinin şubeleri açılır, Cumhuriyet Halk Fırkasından (CHF) şikâyet edenler parti saflarına yoğun katılım gösterir. İlgi sandıklara da yansır ve birçok yerde SF, CHF’yi geride bırakır. Lâkin CHF, elinde tuttuğu devletin tüm kudretini kullanarak sandıklara müdahale eder, oyları değiştirir. Sandıklar açıldığında seçimi CHF’nin kazandığı ilan edilir ama buna kimse inanmaz. İnanmayanların başında Mustafa Kemal gelir.

 

Jandarma partisi

 

Mustafa Kemal bir sabah emrindekilere seçimlerin nasıl gittiğini sorar. Cevap beklediği gibidir: “Her tarafta partimiz kazanıyor efendim.”  Bir müddet düşünceye daldıktan sonra ise “Hayır” der. “Partimiz kazanmıyor; idare, polis ve jandarma partisi kazanıyor. Memleket rejiminin selameti bu yoldaki politika kazançlarında olmaz.”

 

Yani Mustafa Kemal de seçimlerin zor, baskı ve hile ile alındığının farkındadır. Lâkin buna müdahale etmez. Hattâ bizzat kendisi bu neticeyi tahkim edecek bazı faaliyetlerde bulunur. Misal, Samsun hadisesidir (*). Samsun’da belediye başkanlığını SF’nin adayı kazanır. Çünkü Samsun’da Vali Kazım Paşa’nın inisiyatifiyle seçimler hür bir ortamda cereyan eder ve CHF mutlak bir mağlubiyet alır. Mustafa Kemal bundan ötürü valiye büyük bir kızgınlık duyar; seçimde ortaya çıkan tabloyu şahsına yönelik toptan bir muhalefet sayar.

 

Seçimler biter, SF kapatılır, Mustafa Kemal yurt gezisine çıkar. Önce Sivas’ı, ardından Samsun’u ziyaret eder. Onuruna verilen yemekte belediye başkanını göremeyince kızgınlıkla onun nerde olduğunu sorar. Başkan bulunup getirilir ve sofraya oturtulur. Mustafa Kemal, onu sol tarafına alır ve aralarında biraz sonra olacakları haber veren bir konuşma geçer:

 

  • Ne o! Reis Beyefendi! Yoksa rakı günah diye içilmiyor mu?
  • Hayır, efendim, yemek yemiş bulundum da!
  • Ya! Demek bizim geleceğimizi bilmiyordunuz, öyle mi?
  • Yok, efendim; teşrifi devletinize bütün halkla beraber bendeniz de muntazırdım.
  • Şu halde beraber yemek yiyebileceğimizi düşünebilirdiniz.
  • Evet, efendim, bendeniz de o şerefe nail olmak ümidinde idim; fakat çağrılmadım.

 

“Halka karşı mahcup olamam”

 

Bunun üzerine Mustafa Kemal, başkanı yemeğe çağırmadığı için önce valiyi azarlar. Ardından söz döner dolaşır, SF’ye gelir. Mustafa Kemal, SF’yi nasıl kurmaya karar verdiğini anlatır. Ancak sonraları SF’nin kendisinden beklenenleri yerine getiremeyeceğini ve ülkedeki gerici-devrim karşıtı güçlerin SF’den istifade edeceğini gördüğünü belirtir ve SF’yi bu yüzden lağvettiğini açıklar. Sonra da Başkan’a döner:

 

- Şimdi, reis Beyefendi, zat-ı aliniz de artık feshedilmiş olan bir fırkanın belediye reisi olarak vazifenize devam etmek istemezsiniz, değil mi? İstifa ediniz, yeniden intihap yapılsın, belki gene zat-ı aliniz seçilirsiniz. 

 

Fakat başkan, Paşa’nın emir içeren talebine “olur” vermez:

 

- Bendeniz, Paşam, SF’yi tanımıyorum. Reisliğe de o partinin namzedi olarak seçildiğimi kabul etmiyorum. Bu intihap, halkın şahsa karşı bir itimadı şeklinde tecelli etmiştir. Mesele, sırf seçimin serbest olmasından ibarettir. Eğer bu vaziyette itiraz edersem halkın bu teveccüh ve itimadına küfranı nimette bulunmuş olurum. Eğer bendenizin bu işte kalmam arzu buyurulmuyorsa hükümetin elinde kuvvet vardır. Şurayı devlet vardır. İntihabı fesh eder. Bendeniz de o zaman halka karşı mahcup vaziyette kalmam.

 

“Her şeyden evvel terbiyesiz!”

 

Başkanın beklenmeyen çıkışına bir karşılık vermez Mustafa Kemal ve “Düşündüğünüz doğru! Arzu ettiğiniz gibi olsun” der ve sohbetin yönünü başka konulara çevirir. Muhabbetin koyulaştığı ve kadehlerin sıklaştığı bir anda başkan -- yarın görülecek mühim işleri olduğundan bahisle --  Mustafa Kemal’den izin alır ve saygıyla masadan kalkar. O çekip gittikten sonra Mustafa Kemal, valiye patlar:

 

- Vali Paşa Hazretleri! Belediye Reisi seçtiğiniz bir adamın yaptıklarını gördünüz mü? Her şeyden evvel terbiyesiz! Şehirlerine misafir geliyoruz, soframıza yemek yiyerek geliyor, içki ikram ediyoruz, içmiyor. Sonra da Reisicumhur sofrasında, biz kalkmadan kalkıp def olup gidiyor. Reisinizin hareketlerini beğendiniz mi?

 

Mustafa Kemal’in kızgınlığı geçmez. O gece sabaha kadar sofrada başkan konuşulur.

 

Peki, “sonuç ne oldu?” derseniz, olan şu: İki gün sonra, Mustafa Kemal ile birlikte seyahat eden Mülkiye Müfettişi Necati Bey, valiyi görevden alır. Belediye seçimleri feshedilir ve seçimlerin yenilenmesine karar verilir.

 

“Emir demiri keser”

 

Seçimle işbaşına gelen bir belediye başkanına müdahale etmek, demokratik açıdan büyük bir sorun. Elle tutulur bir gerekçe göstermeden, seçilmiş birini arzusu hilafına görevinden uzaklaştırmanın kabul edilebilir bir tarafı bulunmuyor. Keza “belediye başkanları kendi istekleriyle istifa ettiler” deyip halkın zekâsıyla dalga geçmenin de bir âlemi yok.

 

Fakat bugün için daha büyük bir sorun var: O da yorulmadıklarını ve gayri hukuki bir işleri ya da bağlantılarının olmadığını söyleyen belediye başkanlarının, kendilerini o makamlara getiren halkın iradesini savunamamalarıdır. Tek Parti baskısı altında dahi selefleri kendilerini seçen halkın oylarına sahip çıkarken, bugün benzer bir muameleye tabi tutulanların  “emir demiri keser” diyerek kendilerinin dahi inanmadığı yapmacık bir dâvâ edebiyatına sarılmalarıdır.

 

Yazık!

 

NOTLAR

 

Samsun hadisesi için bakınız: Süreyya İlmen: Zavallı Serbest Fırka, Derin Tarih Yayınları, 2015, s. 76-78.   

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(7)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Bekir Fincan11.11.2017 14:10:07
Yazının sonunda ağladım. Korkaklığıma ağladım. Ama duygusallık hamaset işe yaramaz, siz benim gibi yapmayın.
Kemal D.11.11.2017 21:58:54
çok yerinde ve parlak bir yorum, bravo. insallah liderlerinden gelen talimatla istifa eden belediye baskanlari yazinizi okurlar
M.koyun11.11.2017 23:51:35
Biraz daha bekleyelim bence bir sebebi vardır çıkar zamanı geldiğinde
12.11.2017 10:08:18
Derin tarih mükemmel bir kaynak vahap bey👏👏mustafa armağan beyin tarihciliği türk tarihçiliğine at yalani skym inananı metodunu kazandirdiğindan beri bizde hep derin tarih okuruz.kaynak müthiş👏👏
Hasan Özkul13.11.2017 02:43:50
Küfür edeceğinize siz doğrusunu yazsaydınız ya.
Ömer Kasapoğlu15.11.2017 15:50:30
Bu hadiseyi refere eden başka kaynaklar da var: Fethi Okyar’ın Anıları, Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu Çetin Yetkin,SCF Olayı,Serbest Cumhuriyet Fırkası Abdulhamit Avşar, Bir Partinin kapanmasında Basının Rolü, Serbest Cumhuriyet Fırkası Ahmet Ağaoğlu Serbest Fırka Hatıraları Ahmet Hamdi Başar Atatürk’le Üç ay ve 1930 Sonrası Türkiye
KESERSAPI12.11.2017 15:13:33
Bir kişi böyle yaptı diye, okuyan da sanır ki o dönemde herkes böyle cesur !... Diyelim başarılı bir belediye başkanı var, ikinci dönem partisiyle ters düştüğünden aday gösterilmiyor. Burada halkın iradesi ne oluyor ?