Toplum değil parti ağırlıklı siyasal yapı

Türk siyasal yapısı Osmanlı toplumsal anlayışından benzer öğeler devr almıştır. Görünürde Türkiye Cumhuriyeti siyasal olarak Osmanlı İmparatorluğuna tam bir tepki olarak gözükse de, İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçişte bir devamlılıktan da söz etmek yanlış olmaz.

09.05.2017 08:17
Ümit-Kurt

umit105@gmail.com

 

Devletin denetim fonksiyonunu gerçekleştirirken kullandığı üç temel güçten bahsedilebilir. Bunlar zorlayıcı güç (coercive power), yararcı güç (utilitarian power) ve kuralcı güçtür (normative power). Temeli şiddet ve şiddet araçlarının kullanımına dayalı zorlayıcı guç diktatör bir anlayıştan izler taşır. Yararcı güç, mal ve hizmetlerin ödül ve ceza temelinde dağıtımını esas alarak kullanılır ve yine devletin toplumun genelinden istedikleri yapmasını beklemesiyle ilişkilendirilebilir.

 

Son olarak, kuralcı güç özünde sembollere dayalı, bireylerden yapılması ve yapılmaması gereken hareketleri kurallara dayanarak ifade ettiği güçtür ki bu üçünden zorlayıcı güç bireyi toplumdan en çok yabancılaştıran güç olarak öne çıkarken; kuralcı güç bu yabancılaşmanın en az yaşanacağı bir duruma vurgu yapar. Bu sınıflandırmadan hareketle Kemalist devrim ile filizlenen yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisinde bir anlamda her üç yapıdan da izlere rastlamak mümkündür.

 

Fakat demokratik bir ideal doğrultusunda birey-toplum fenomeninin birbiriyle kaynaşıp bütünleşmesini ve yukarıda da ifade edildiği gibi toplumun Osmanlı’dan alınan geleneksel tipolojisinden modern olana geçişi öngören bir düzenin daha çok kuralcı güç fikrine odaklanması öngörülebilir. Ancak bunun ne derece etkili biçimde kullandığı  tartışmaya açık bir konu olarak bugün dahi varlığını sürdürmektedir.

 

Türk siyasal yapısı Osmanlı toplumsal anlayışından benzer öğeler devr almıştır. Görünürde Türkiye Cumhuriyeti siyasal olarak Osmanlı İmparatorluğuna tam bir tepki olarak gözükse de, İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçişte bir devamlılıktan da söz etmek yanlış  olmaz. Toplum yapısını “devletçi-seçkinci” bir görüşle tepeden inme düzenleme geleneği, temelde İmparatorluk döneminde başlayan “batılılaşma” çabalarının yöntemsel uzantısından farklı değildir.

 

Ancak, İmparatorluğun “dinsel-geleneksel” egemenlik kaynağı, Cumhuriyet döneminde “halk egemenliği” kavramı ile yer değiştirmiştir. Niyazi Berkes’in “çağdaşlaşma” ya da “laiklik” dediği bu durum Cumhuriyet dönemindeki Batılılaşma çabalarının imparatorluk döneminden farkını belirler. Bu bağlamda, Cumhuriyet Türkiye’si egemenliğin kaynağını halka dayandıran bir siyasal anlayışın toplumu biçimlendirmesine çaba göstermiştir.

 

Bunun yanında, egemen bir devlet ve iyi örgütlenememiş ve siyasal hayatta etkinliği kısıtlı bir çevre adına hareket eden seçkinlerin, Türkiye’nin kendine özgü siyasal yaşamında karşı karşıya gelmesi Osmanlı’dan sonra süregelen bir gelenekmişçesine yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde de etkisini gösterir.

 

Metin Heper bu durumun sonuçları olarak iki açılımı öngörür: Birincisi, siyasal mekanizmanın oluşma sürecinde farklı çıkar gruplarının birbiri ile karşı karşı ya gelmemesi ki bu da siyasetin işlevsel olarak devreye girmemesidir. İkincisi ise Avrupa’da gelişen asilzadeler, ruhban sınıfı ve avamdan oluşan estate (mülkiyet) geleneğinde olduğu gibi, adı geçen bu sınıfların her biri için tanımlanan yasal yetki alanlarının Türkiye’de gerçekleştirilememiş olmasıdır.

 

Bu eksiklikler sebebiyle Osmanlı’daki yerel seçkinler gibi, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde de sosyoekonomik gruplar yatay ilişkiler geliştirememişlerdir. Özellikle siyasal etkinliğe sahip toplum kesimlerinin bulunmayışı, devlet-toplum ilişkisinde ılımlılık ve zaman zaman ödün vererek uzlaşma durumlarının olmayışı ve buna istinaden çoğunluğun azınlığa hak tanımadan, araçsal bir bürokratik gelenekle Osmanlı’dan devir aldığı tepeden inme yapıyı devam ettirmesi siyasal parti ağırlıklı  siyasal rejim fikrini öne çıkarmıştır.

 

Burada kastedilen, toplumun katmanlarına nüfuz edebilme kapasitesine sahip olmayan, toplum ağırlıklı değil, parti ağırlıklı  bir siyasal yapının oluşturulmaya çalışılmasıdır. Nitekim siyaseti etkileyebilecek örgütlenmiş bir toplum yapısının yokluğunda ve batılı anlamda bir sivil toplumun eksikliğinde Demokrat Parti halkçı bir siyaset ile bunu kullanmış, doğrudan doğruya halkı muhatap alıp din ve geleneksel sembolleri kullanıp, toplum kesimlerinden bağımsız olarak ortaya attığı politikalar ile bir etki alanı  yaratmaya çalışmıştır.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.