Osmanlı Mirası: Sosyo-ekonomik düzen

Kültür dünyasındaki bölünme iktidar alanına merkez-çevre bölünmesi olarak yansıyacaktır. Bilindiği üzere Osmanlı toplumsal-siyasal yapısı katı bir yöneten yönetilen ayrımına ve bu ayrımın oturduğu hassas dengeye dayanıyordu. Bir yanda siyasal merkezi oluş turan ve devlet görevlileriyle ataerkil bir iliş ki içinde olan baş at bir Sultan ve onun asker-sivil bürokratları, diğer yanda reaya bu eşitsiz ilişkinin taraflarıydı.

07.04.2017 09:14
Ümit-Kurt

umit105@gmail.com

 

Şerif Mardin’in vurguladığı üzere Leviathan ve ulus devlet, yapısal açısından Osmanlı kurumlarıyla karşıtlıklar gösterdiğinden, Türk tarihi bakımından da önem taşır. Osmanlı Devleti’nin Avrupa tipi feodal bir sistemden ziyade “ bürokratik imparatorluk” veya “ oryantal despotizm” modeline yakın olduğu, üzerinde genel olarak uzlaşılan bir değerlendirmedir.

 

Örneğin, Halil İnalcık Osmanlı’yı patrimonyal bir hanedan devleti olarak tanımlar. Bunun açılımı şudur: Osmanlı’da feodalizmle karşılaştırma yapmaya imkân verecek yapılar; yani “irsiyete dayalı aristokrasi, kilise yapılanmasına benzer bağımsız dini hiyerarşi, güçlü bir tüccar-esnaf kesimi, özerk kentler bulunmamaktadır.”

 

Batı’daki modern devleti şekillendiren bu feodal temelli çevre güçleri, devleti yaratan merkezileşme sürecinde merkezle bir dizi uzlaşmalar sonucunda, “Leviathan’ın ve ulus devletin bir ölçüde iyi eklemlenmiş yapılar olmasına yol açtı.”

 

Batı’da zuhur eden merkez ve feodal temelli çevresel güçler arasındaki ilişkiselliğin boyutu sadece uzlaşmalardan ibaret değildi; bu ilişkisellik aynı  zamanda bir dizi karşı -karşı ya gelmeleri de içeriyordu. Devlet ile kilise, ulus kurucular ile yerelciler, üretim araçlarına sahip olanlarla olmayanlar arasındaki çatışmalar, bunun örnekleridir.

 

Mardin’in belirttiği gibi “Bu çapraz bölünümler, Batı Avrupa modern siyasasının bükülgenliğine büyük ölçüde katkı da bulunan çeşitli siyasal kimliklerin ortaya çıkmasına yol açtı.”

 

Osmanlı İmparatorluğunda, on dokuzuncu yüzyıldan önce Avrupa’da gelişen, asilzadeler, ruhban sınıfı  ve avamdan oluşan, özerk bir “estate ” geleneğinin, başka bir deyişle devlet ile toplum arasındaki aracı kurumların (intermediary bodies ) yokluğu; Osmanlı-Türk toplumunda siyasal iktidarın konumlanışı, sivil toplumun alt yapısını hazırlayan Aydınlanma düşünce geleneğinin yokluğu ve Türk kültür dünyasındaki ikili bölünme (saray kültürü-taşra kültürü) onu Batı Avrupa ülkelerinden farklı  kılmaktaydı.

 

Kültür dünyasındaki bölünme iktidar alanına merkez-çevre bölünmesi olarak yansıyacaktır. Bilindiği üzere Osmanlı toplumsal-siyasal yapısı katı bir yöneten yönetilen ayrımına ve bu ayrımın oturduğu hassas dengeye dayanıyordu. Bir yanda siyasal merkezi oluş turan ve devlet görevlileriyle ataerkil bir iliş ki içinde olan baş at bir Sultan ve onun asker-sivil bürokratları, diğer yanda reaya bu eşitsiz ilişkinin taraflarıydı.

 

Yukarı da tarif edilen devletin toplumun (reaya) üzerindeki hâkimiyeti XVII. yüzyıldan sonra daha da artmıştır. Hâkim olan keskin toplum devlet dikotomisini besleyen kaynaklar; devşirme (kulluk) sistemi ile toprak sistemidir. Osmanlı ’da muazzam bir incelikle uygulanmış olan devşirme sistemi merkezi otoriteyi güçlendirerek, devletin bekasını  sağlıyordu.

 

İmparatorluk topraklarının kullanım hakkının mülkiyeti devlette kalmak kaydıyla askeri ya da hizmet karşılığında dağıtılması anlamına gelen tımar sistemi ise ekonomi üzerindeki mutlak denetimi devlete vermekteydi. Tahsis edilen tımarların babadan oğula geçmemesi sayesinde, merkezi otoriteye rakip olabilecek yerel iktidar odaklarının ortaya çıkması engellenmiştir.

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(4)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Kadir Güleç8.04.2017 11:20:46
Güzel bir toparlama olmuş. Kısa kısa olması da iyi. Umarım sonunda Halil Hoca gibi ah şu CHP zihniyetine bağlamaz. Tarihimizin bugüne damgasını vuran ana özelliklerinden biri, cumhuriyet elitinin ve ''eski'' CHP''nin de devraldığı bu ATÜT yapılanması kültürü. Bunlara Avrupa karşısında geri kalmanın travması sonucunda eklenen batılılaşma geleneğinin yarattığı yarılma ve bunun sonucunda oluşan toplumsal kesimleri ve demokrasi+kapitalizm+serbest piyasa deneyimi ve şehirlileşmenin yol açtığı dalgayı ekleyebiliriz. Bu üç ana eksene aleviler ve kürtleri de koyarsak makro bir çerçeve ortaya çıkar. Keşke liselerimizde Türkiye Tarihi sosyolojiyle harmanlanarak adam gibi okutulsa.
Kadir Güleç8.04.2017 11:37:59
ATÜT, Batılılaşma, Kapitalizm dalgalarının kültürel, düşünsel, psikolojik dünyadaki yansımaları Althusser''in ''devletin'' (bence toplumun) ideolojik aygıtları aracılığıyla düşünme(zeka), eğitim, taklit, deneme yanılma yöntemlerinin kullanımı sonucunda zaman ve mekanda birbiriyle etkilerek dalga dalga yayılmış ve bir hercü merç yaratmıştır. Bu kaba tarihsel sürece ve mekanizmalara günlük olağan gözlemlerimize eklersek bu hercü mercün kaba bir portresini çıkarabiliriz ama o kadar. Gerisi sosyolojinin ve ciddi sosyolojik araştırmaların işi. Sosyolog olmak bile yeterli değil, hatta araştırma yapmak bile kesin bir yargı için yeterli değil. O yüzden Halil Berktay ve Vahap Coşkun gibi yazarların çıkardığı sonuçlar olağanüstü kuşkulu, dogmatik, peşin önyargılarla varılmış sonuçlardır.
Kadir Güleç9.04.2017 11:40:58
AKP tarihin ATÜT mirasını ve Batılılaşma kutuplaşmasını tepe tepe kullanıyor. Enver Paşa''nın yöneten-yönetilen ayrımına uygun olarak halkı dinlemeden istediğini yapıp medyayı vs baskı altına alarak at koşturmasına benzer şekilde AKP de at koşturuyor, fethettiği ve baskı altına aldığı medya ve emrindeki devlet aygıtıyla destekçisi kesimleri yalanla uyutuyor ve batılılaşmadan bu yana varolan kutuplaşmayı kullanıyor. Halik Berktay, Vahap Coşkun gibileri AKP ve müslümanlar demokrat(görece), CHP ve izleyicileri ATÜT mirasçısı biçiminde ezberlerini olaylar karşısında hiç değiştirmiyorlar. AKP''nin fiilen yaptığı onca zülum ve destekçisi kesimlerin bu zulümları sessizce onaylamasına rağmen fikirleri hiç değişmiyor. Türkiye''yi müslümanlar kurtaracak diyor peygamber demiyor. Elinde hiç bir güç olmayan bir kendini bilmez CHP''linin trajikomik cümlelerini donmuş mutlak bir gerçek olarak alıp bütün CHP kitlesine yamıyor. Biz de ibretle izliyoruz.
Kadir Güleç9.04.2017 11:49:30
Yine de Türkiye''yi kurtaracak olan muhafazakar kesimler olabilir, hatta (bana göre) gerçekçi başka bir natif yok. CHP ezelden beri beceriksiz, değişmesi zor. Solcular gerçekçi bir ekonomik program sunamıyor. Sosyal demokrat bir natif yok. Tek umudumuz merkez sağa kayan bir MHP ve süreç içinde demokratlaşan müslümanların kuracağı yeni bir parti. Ama önce bu tek adam heyulasının atlatılması gerekiyor. Bütün gücümüzü bu vartayı atlatıp bu gerçekçi natiflerin yeşerebileceği bir zeminin oluşması için harcamak zorundayız. CHP sadece bu amaca hizmet ettiği için faydalı. Burada takılıp düşersek vebali öncelikle bizim ezberci ''imam''larımızındır.