Marc Bloch ve tarihçilik üzerine

Marc Bloch’un tarihinin savunusunu yaparken özellikle tarih metodolojisine ilişkin bize sunduğu oldukça önemli noktalardan biri ileri Annales tarih okulunun da çatısını oluşturacak olan pozitivist tarih anlatısına ve tarihçiliğine karşı getirilen güçlü eleştiriydi.

02.11.2017 09:27
Ümit-Kurt

umit105@gmail.com

 

Tarih üzerine konuşmak ve daha da önemlisi tarih yazmak epey meşakkatli bir iş. Bunu en iyi tarihçiler anlar sanırım. Bir olayı, bir dönemi ya da tarihsel şahsiyetleri analiz etmek, yorumlamak ve değerlendirmek başlı başına bir seçim yapmayı ve pozisyonu almayı gerektiriyor ya da en azından bir bakış açısına sahip olmayı. Belki de bu yüzden ‘tarih, tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir’ sözü oldukça önem kazanıyor. Ancak, bana kalırsa tarih ‘sadece’ tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir ve bunun yanında en çok tarihçinin ‘kendi’ meselesidir. Bu minvalde, en çok tarihçi bütün zorluklara rağmen tarihin savunusunu yapmak zorundadır.

 

Bu noktada, bu zorluklara göğüs gererek tarihin ve tarihçinin ne derece hayati bir iş yaptığını bize kanıtlayan ve tarihçiler arasında adını altın harflerle kazıttıran bir tarihçiden bahsetmek elzem: Marc Bloch. 1929’da Annales dergisinin iki kurucusundan biri olan, Vichy rejimi döneminde Yahudi olduğu için gizlenmek zorunda kalan, 1943’te Lyon’daki direniş hareketinde Keskin Nişancılar teşkilatına katılan ve 16 Haziran 1944’te bu kentin yakınında Almanlar tarafından kurşuna dizilen bir tarihçi Bloch.

 

Bloch, tarihçiyi bir meslek erbabı olarak tanımlamış; onun çalışma pratiklerini ve bilimsel hedeflerini bilimin ötesine geçerek araştırmaya çalışmıştı. Bunun yanında, tarihin ne olması ve tarihçinin nasıl çalışması gerektiği üzerine de etraflı bir analiz ortaya koymuştu. Bloch’a göre, tarihçi hem akademisyenlere hem de ilkokul öğrencilerine aynı üslupla seslenmeyi becerebilmeliydi. Bloch, bu derece yüksek düzeyde bir basitliğin ise yalnızca ‘az sayıda seçilmiş kişinin ayrıcalığı’ olduğunu vurgulamıştı.

 

Bloch’un üzerinde durduğu önemli konulardan biri ‘tarihin meşruiyeti’ meselesiydi. Bu ifade, tarihin epistemolojik sorununun Bloch açısından sadece entelektüel ve bilimsel bir sorun değil, aynı zamanda yurttaşlığa ilişkin, hatta ahlaki bir sorun olduğu üzerindeydi. Hakikaten tarihçinin bir anlamda hesap vermesi gereken sorumlulukları var. Ve bu tarihçileri irdeledikleri tarihe ve bu tarihin yapıcılarına karşı da sorumlu hale getiriyor. Bu bağlamda tarihçi olmanın getirdiği bir ahlaki sorumluluk söz konusu.

 

Marc Bloch’un tarihinin savunusunu yaparken özellikle tarih metodolojisine ilişkin bize sunduğu oldukça önemli noktalardan biri ileri Annales tarih okulunun da çatısını oluşturacak olan pozitivist tarih anlatısına ve tarihçiliğine karşı getirilen güçlü eleştiriydi. 19. yüzyılın sonlarına doğru beliren ve Auguste Comte ekolünün etkisinde olan söz konusu tarih felsefesi tarihsel araştırmaya nesnel, ‘bilimsel’ temeller vermekle birlikte, bütüncül tarih yapmak yerine, tarihsel çalışmayı konu edindiği nesneye indirgeyen faydacı bir zihniyet ve yöntemle malul. Bu anlayış Bloch tarafından yapısökümüne uğratıldı. Zira, Bloch belirli bir çıkara yönelik olmayan entelektüel çabanın özgüllüğünü savunuyordu.

 

Bu eleştirinin özellikle Türkiye’de cari olan tarihçilik anlayışına baktığımızda bir hayli geçerli olduğunu iddia etmek mümkün. Tarihsel olguyu ‘pozitif’ bir veri alarak, onu kendi belleğinde yeniden inşa etmeyen ve bu nedenle de söz konusu veriyi adeta hikmeti kendinden menkul bir belgeye dönüştüren böyle bir tarih ve tarihçilik, hiçbir biçimde veri olarak alınan olgunun hangi bağlamda ve nasıl bir düşünsel atmosferde ortaya çıktığını gösteremez. Bu nedenle Bloch’un vurguladığı üzere, gerçek tarih insanı sadece fikirleri ve eylemleri ile değil, bedeni, duyarlılığı ve zihniyetiyle yani bir bütün olarak ele almalıdır.

 

Aslında, Bloch’un, onun kurduğu ve başını çektiği eleştirel tarihçiliğin yapıtaşlarını kuran Annales tarih okulu mensubu tarihçilerin istedikleri tarih, hem genişletilmiş hem de derinleştirilmiş bir tarih anlayışı. ‘Pozitivist’ tarihçilerin yüzeysel ve dair tarih yaklaşımının karşısına, tarih alanını genişletme ve derinleştirme yönündeki bu irade, tarih bilimine özgün bir karakter kazandırmıştır.

 

İyi bir tarihçi, belge sınıfı içinde anlatıyı, olgular sınıfı içinde de olayı saplantı haline getirmeyen tarihçidir. Geçmişe ait her şeyi bilemeyeceğini kabul ederek izler halindeki bir bilgiyi kullanmakla yetinmeyi, her bilimde rastlanan ‘yeniden kurgulama’ yöntemlerine başvurmalıdır. Zira, geçmiş doğası gereği, artık hiçbir şeyin değiştiremeyeceği bir veridir. Ama geçmiş bilgisi durmadan dönüşen ve inşa edilen, ilerleme halindeki bir şeydir.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.