Ana bir damar olarak Türk milliyetçiliğinde ırk(-çılık) ve ırkçı söylemler / Son söz yerine-2

Irkçılığın ve sistematik ırkçı politikaların Nazi ırkçılığı temel referans noktası alınarak tanımlanması, ırkçılığın tanımını katılaştırır ve ‘dondurur’. Bu durum ırkçılığın değişik varyasyonlarını görmememizi engeller. Kaldı ki nasyonel sosyalistlerin bile ırkçılığı sadece biyolojik-fiziksel değil oldukça pragmatiktir ve Nazilerin politik ihtiyaçlarına göre farklı biçimler ve yönelimler almıştır.

16.08.2016 11:37
Ümit-Kurt

umit105@gmail.com

 

Türk milliyetçiliğinin ve Türk milli kimliğinin ideolojik kökenlerini ve harcını oluşturan unsurları irdeleyen Ayhan Aktar, Suavi Aydın, Ahmet Yıldız gibi akademisyenlerin çalışmaları, literatüre önemli katkılar sağlamış son derece değerli eserlerdir.

 

Türk Yurdu’nun belirli bir zaman aralığında neşredilen sayılarını analiz etmeye girişen bu kitabın, bahsi geçen değerli yazarlaın eserlerine yönelik naçizane getirebileceği eleştiri, ‘ırk’ kavramını statik bir biçimde ele almaları ve buna bağlı olarak Türk milliyetçiliğinin ırkçı veçhesine ilişkin değerlendirmeleri noktasındadır.

 

Irkçılığı yalnızca biyolojik-fiziksel ırkçılık ekseninde tanımlamak onu donmuş bir formata sokar. Irkçılığın böyle bir dar kalıba hapsedilmesine yol açan temel etmen Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesiyle birlikte uygulamaya koydukları biyolojik ırkçı politikalardır.

 

Irkçılığın ve sistematik ırkçı politikaların Nazi ırkçılığı temel referans noktası alınarak tanımlanması, ırkçılığın tanımını katılaştırır ve ‘dondurur’. Bu durum ırkçılığın değişik varyasyonlarını görmememizi engeller. Kaldı ki nasyonel sosyalistlerin bile ırkçılığı sadece biyolojik-fiziksel değil oldukça pragmatiktir ve Nazilerin politik ihtiyaçlarına göre farklı biçimler ve yönelimler almıştır.

 

Bütün arayışlarda Türk Yurdu aydınları için çözüm yolu Akçuraoğlu’nun deyişiyle “ırka dayalı Türk siyasi milliyetçiliği” olmuştur. Türk Yurdu çevresindeki Türk milliyetçilerinin Batı’yla olan ilişkisi bir “aşk ve nefret” ilişkisine dayanır.

 

Bir yandan Büyük Devletlerin “içişlerimize” her müdahalesine tepki gösteren Türk Yurdu yazarları; diğer yandan bu “hain” ve “kahpe” Batı medeniyetine  hayrandırlar, ona ulaşmaya, benzemeye, dahası ona kendilerini kabul ettirmeye çalışmaktan geri durmazlar.

 

Hattâ asıl tepkilerinin kaynağını “ezilmek ve sömürülmek”ten çok, Batı tarafından beğenilmemek ve kabul edilmemek duygusu teşkil ettiğini ileri sürebiliriz. Bu duygunun izlerine Türk Kemalist milliyetçilikte de rastlamak mümkündür.

 

Örneğin yine Suavi Aydın ve Ahmet Yıldız, Cumhuriyet’in milli inşa sürecinde geliştirilen Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi’nin “Batı’nın ‘aşağı ırk’ veya ‘barbar’ olarak gördüğü Türklerin aslında diğer modern milletlerle eşit, hatta uygarlık taşıyıcısı olarak onlardan üstün bir ulus olduğunu temellendirilmek” ve “Avrupalıların gözündeki negatif Türk imajını onarmak, Türklerin dünyaya mirasının sadece fetih ve istilalardan ibaret olmadığını, Avrupa dahil bütün dünyada Türklerin bıraktığı medeniyet izlerinin bulunduğunu göstermek” amacına yönelik olduğunu belirtir.

 

Bu nokta, Türk milli kimliğinin Batı ile ikircikli ve gel-gitli ilişkisini yansıtmak bakımından önemlidir. Mağduriyet ve milliyetçiliğin gecikmişliği duygusu bu tepkiyi perçinler.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.