Cinayet süsü!

Sesini duyuramayan insanların sesi olmuştu Taraf. Bu ülkede asla eşitlik istemeyen, her şeyi kendine hak gören bir kesim tarafından hala nefret edilmesinin en önemli nedeni de bu sanırım. Herkesin sesi olabilme iddiası.

10.11.2019 11:14
Tuncer-Köseoğlu
DAHA DA YAZMAM
tuncerkoseoglu@gmail.com

Şu anda sinemalarda Ali Atay’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Uğur Yücel, Binnur Kaya, Cengiz Bozkurt, Feyyaz Yiğit, Mert Denizmen ve Mehmet Özgür’ün yer aldığı absürt komedi tarzında ‘Cinayet Süsü’ filmi oynuyor. Filmi de oyunculukları da çok başarılı bulsam da çok talihsiz bir film olduğunu söyleyebilirim. Talihsiz çünkü; yanlış bir ülkede çekildi. Bu kadar absürtlüklerin yaşandığı, toplumun önemli bir bölümünün gerçeklik duygusunu yitirdiği bir ülkede seri cinayetler üzerinden absürt komedi filmi çekerseniz, talihsiz duruma düşersiniz haliyle…Gişe rakamlarının ne olduğunu bilmesem de bana absürt bir film gibi gelmedi, bu ülkede yaşananları gördükçe fazlasıyla gerçek gibiydi.

 

Bu kadar da olmaz artık dediğimiz absürtlükler katlanarak artarken en son bunlara Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın tahliyeleri eklendi. Absürd olan Altan ve Ilıcak’ın tahliyeleri değildi, onlara verilen nefret dolu tepkilerdi. Bu iki yazarın neden içerde tutulduğu konusunda herkes kendi nefreti ve tıyneti ölçüsünde bir fikir sahibiydi. Ama burası bir hukuk ülkesiydi ve hangi hukuk maddeleri gerekçesiyle bu iki yazarın 3.5 yıl hayatının çalındığıyla en azından tahliyeleriyle nefret kusanlar ilgilenmedi. Bu çevreleri 3.5 yıl kesmemiş olacak ki, “Ömür boyu hapislerde çürüsünler” naraları atıldı. Bu naraları atanların bir çoğunun -Ak trolleri saymazsak- kendini iktidara muhalif görmesi şaşırtıcı gelmedi bana… Çünkü, onlar için ‘özgürlük’ kavramı sadece ve sadece ‘laiklik ve Türklükle’ açıklanacak bir kavramdı. Bunun dışında kalanların özgürlük ve hukuk hakları zaten yoktu ki, sadece onlar vatanı seviyorlardı.

 

Bu konuyla ilgili Serbestiyet’te Yıldıray Oğur’un  “Acırsanız acınacak hale gelirsinizle  nereye gelinir”, Alper Görmüş’ün “Ahmet Altan nefreti, nefret sahipleri hakkında neler söylüyor” ve son olarak Halil Berktay’ın “El zindanıyla Stalin kesilmek” başlıklı yazılarını tavsiye ederim. O yazıların üzerine söz söyleme hadsizliği yapacak değilim. Ben başka bir absürtlüğe dikkat çekmek istiyorum. Altan’ın tahliyesiyle birlikte, KHK ile kapatılan ve şu anda savunanı hiç kalmayan Taraf Gazetesi’nin manşetleri üzerinden nefret kusan ‘erdemli’ ve ‘şerefli’ insanlara bizim de bir sözümüz olmalı elbette. Çünkü bu erdemli ve şerefli insanlar Ahmet Altan’ın Taraf Gazetesi yayınları yüzünden yargılandığını, ve o yayınlar nedeniyle ‘zindanlarda çürümesi’ gerektiğini kamuoyuna inandırıyorlar!

 

Taraf Gazetesi 2007 yılının Kasım ayında yayın hayatına başladı. Bu gazetede 2013 yılının Nisan ayına kadar ben de muhabir, haber müdürü ve yazıişleri müdürü olarak çalıştım. 2010 yılından itibaren de haftada bir gün köşe yazısı yazdım. Öncelikle bilinmesi gereken bir nokta var, Ahmet Altan Genel Yayın Yönetmenliği yaptığı Taraf Gazetesi manşetleri yüzünden ve o dönem yazdığı yazılar yüzünden mahkeme kapılarına çok gitti, yargılandı ama ceza almadı. Hatta bir ara bu yargılamalar o kadar çok artmıştı ki mahkeme bir gününü Taraf Gazetesi çalışanlarına ayırıyordu. Övünmek gibi olmasın ama Taraf çalışanı olarak mahkeme kapatmışlığımız vardır. Altan’ın yargılanması yayın yönetmenliğini bıraktıktan sonra, özellikle 2013 yılından sonra yazdıklarıyla ilgilidir ki bu yazılara fikren katılmasam da hapse atılmasını, 3.5 yıl içerde tutulmasını haksız ve hukuksuz bulanlardanım. Bana göre düşüncelerine katılırsınız ya da katılmazsınız, bu ülkede darbecilikle suçlanacak en son kişilerdendir Ahmet Altan.

 

Taraf Gazetesi, kısa sayılabilecek yayın hayatında özgürlükler anlamında önemli işler yaptı. Büyük bölümünde para alamadığım gazetede çalışma motivasyonum, birçok arkadaşım gibi istediğimizi yazabilme, gerçeklerin üzerine gidebilme özgürlüğümdü. (Her ne kadar başta yakın arkadaşlarım olmak üzere Amerika’dan ya da başka yerlerden tomarla para aldığımız iddia edilse de bu gazetede elektrik ve doğalgazı kesilmiş biri olarak çalıştım.) İyi ve farklı bir gazete yapmaya çalıştık, bence başarılı da olduk. Taraf Gazetesi’nde iki konuda haber yapılması ilkesel olarak yasaktı. Biri herhangi bir dine, ırka ve cinsiyete karşı ‘nefret’ suçu sayılabilecek haber yapmak, diğeri de insanları özel hayatları, yaşam tarzlarıyla ilgili yargılamak. Bunun dışında tek ölçü haberin gerçek olmasıydı.

 

Taraf Gazetesi’nde haberlerin tartışıldığı, sayfalara dağıtıldığı haber toplantısı masası, kapalı kapılar ardında değil gazetenin ortasındaydı. Bu toplantıya dilerse herkesin katılma, söz söyleme hakkı vardı. Gazetenin çaycısının bile… Başka gazetelerde çalışan gazetecilerin bile gazeteyi ziyaret ettiklerinde toplantıya katılıp fikirlerini söylediklerine tanıklık etmiştir o masa.

 

İşte o masada çok önemli haberler çıktı. Bozuk etlerin imha edilmeyip insanlara satılması, büyük bir GSM şebekesindeki güvenlik açığı, Tuzla’da fazla kazanç uğruna ölen tersane işçileri, madende yaşanan iş cinayetleri ve Kurbağalıdere… İlk başta aklıma gelenler bunlar. Sesini duyuramayan insanların sesi olmuştu Taraf. Bu ülkede asla eşitlik istemeyen, her şeyi kendine hak gören bir kesim tarafından hala nefret edilmesinin en önemli nedeni de bu sanırım. Herkesin sesi olabilme iddiası…

 

Mesela şu anda hapiste olan Mehmet Baransu’nun bir haberi vardı, o haberle, Sedat Simavi ödülü almıştı. Bir teğmen ‘ceza için’ siperde askerin eline pimi çekilmiş el bombası vermiş, saatler sonra o bomba patlamıştı. Er ve iki arkadaşı ölmüştü. İşte böyle bir haberi o dönemde Taraf dışında hiçbir gazete yapamazdı. Askeri vesayet vardı ve Taraf dışında gazeteleri arayıp talimatlar veriliyordu. Askerden de iktidardan da talimat almadı Taraf, o açıdan bile kıymetliydi. Şimdi bakıyorum da gazetelerin büyük bir bölümünün iktidarın propaganda bülteni haline geldiği, dışarda kalanların da kendi içinde çırpınıp durduğu günümüzde Taraf gibi bir gazetenin olması bu ülke için iyi bir şans olurdu. Ama yok...

 

Taraf, ilk Kürtçe manşeti attığı gibi, PKK’ya karşı en sert manşetleri de attı. “PKK, iki halkın da düşmanı” gibi. Ayrıca başörtüsü yasaklarına en sert tepkili manşetleri de Taraf Gazetesi attı…

 

Ülke olarak bir türlü yüzleşmeyi beceremediğimiz için unutmayı- unutturmayı tercih ediyoruz. Bu ülkenin egemenleri bunu da çok iyi şekilde yapıyor. Bir telefonla 28 Şubat sürecinde Sincan’da tankları yürüten gazetenin o dönemdeki yayın yönetmeni, sicilinde “Muhtar bile olamaz”, “411 el kaosa kalktı” manşetleri bulunan Ertuğrul Özkök’ün son 29 Ekim respsiyonunda afili pozlar verdiği bir memlekette tabii ki Taraf günah keçisi olacak. Unutmak ve unutturmak da bu işe yarıyor zaten. Zaten bu ülkenin yakın tarihinde 367 garabeti yaşanmadı, e-muhtıra hiç olmadı. Ak Parti’ye kapatma davası hiç açılmadı. Birinci Ordu Komutanı Balyoz Darbe Planını uygulamaya koymaya çalışırken dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı zırhlı araçları Aytaç Yalman zırhlı araçları darbeyi uygulamaya koyan komutanın emrinden çekmedi. Daha sonra da bunu açıklamadı. Balyoz sadece inşaatlarda kullanılan bir araçtı. O darbeyi planladıkları için sonradan hapse girenler ise UFO gören masum köylülerdi. UFO’ya bir taş atmaktan başka suçları yoktu. 251 insanımızın katledildiği 15 Temmuz Darbesi’ni de FETÖ’ye yıkıp çıktık işin içinden. Bizim askerimizin geleneğinde ‘ülkeyi kurtarmak’ adı altında darbecilik hiç yoktu…

 

 

Tahliye nedeniyle ‘linç’ edilen Ahmet Altan’a bir linç de ben yapayım. Böylece ben de o muteber insanlar düzeyine çıkıp vicdanı ve fikri hür insanlar arasına katılayım diye bir anımı anlatarak bitireyim yazımı.

 

Taraf Gazetesi’nde haber müdürlüğü yaptığım dönemdi. Akşam saatlerinde bir telefon geldi, açtım. Telefondaki kişi Diyarbakır Lice İlçesi Şenlik Köyü muhtarı olduğunu söyleyerek olayı anlattı bana: Bahçede oyun oynayan 12 yaşındaki Ceylan’a havan topu isabet etmiş, küçük kızın bedeni paramparça olmuştu. Jandarmaya haber vermişler, jandarma olay yerine gelmeyince annesi küçük kızın cansız bedenini eteğine toplayıp karakola götürmüştü. Şimdi ise karakolun avlusunda bekliyorlardı, otopsi için doktor bile gelmemişti. Bu telefonu alır almaz Ahmet Altan’ın odasına gittim, bir solukta olayı anlattım. Haberi teyit etme imkanımız yoktu. Diyarbakır muhabirimizi olay yerine gönderdik ama bu en az beş saat demekti. Ahmet Altan bana şu soruyu sordu: “Sen bu gelen telefona inanıyor musun?”İnanıyorum” diye cevap verdim. “ O zaman git haberi yaz, manşet yapacağız” dedi. Normal bir gazetede böyle bir haber teyit edilmeden yapılmazdı, teyit edilse bile bizim ülkede yapılmazdı. Ertesi gün Taraf, “Ceylan’ı havan topuyla uçurdular” manşetiyle çıktı. Ben korkudan ölüyorum o sırada, haber imzasız çıksa da benim sorumluluğum vardı. Gece yarısına doğru köye ulaşan muhabirimizden haberi teyit eden telefon alınca derin bir ohhh çektim. Taraf, bu haberi birkaç gün sürdürdükten sonra şanlı gazetelerimiz duyarsız kalmaktan vazgeçti ve Ceylan’ı haber yapmaya başladı. Böyle de kötü bir gazetecidir Ahmet Altan...

 

Şu anda memlekette yaşananlar kimseye absürt gelmiyorsa, Ege Denizi’nde ölen üç yaşındaki, dokuz yaşındaki çocuklar için “FETÖ’cüler denizde boğuldu” diye haber yapılması çok az insan dışında tepki çekmeyip normal karşılıyorsa bunun en önemli nedenlerinden biri de Taraf gibi bir gazetenin olmayışıdır. Hâl böyle olunca bu fakir de ‘absürt komedi’ iddiasındaki bir filmi beğenmiş olsa da ‘ne var bunda’ diyebiliyor. Memleketin birçok olaya verdiği tepki gibi.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.