Türkiye ve sıradışılık iddiası

Kötü olaylarda ülkeyi toptan karalamaktan hoşlanabildiğimiz gibi, bazı durumlarda da, kendimizi “dünyanın en özel zekalı toplumu” olarak düşünmekten zevk alabiliyoruz…Diğer “gelişmekte olan ülkeler”le aşağı yukarı aynı süreçleri, aynı deneyimleri yaşadığımız noktalarda, “Türkiye her şeyin en uç noktasının yaşandığı ülke” çıkarımını yapmayı sevebiliyoruz…

21.02.2016 12:32
Reşat-Çalışlar



Dünyanın en güvensiz ülkesi değiliz. Ama dünyanın en ilginç ve en absürd zekasına sahip toplumu da değiliz. Her iki anlamda da, mesela Latinamerika’nın (ve İspanyol dünyasının) bizden daha uçta olduğunu düşünüyorum.

 

Türkiye’ye gerçekte olduğundan daha “olumlu” veya daha “olumsuz”, daha “absürd”  veya daha “akılcı”, daha “eğlenceli” veya daha “ciddi”, daha “huzurlu” veya daha “huzursuz” bir statü çizmeye çalışmaktan vazgeçebilirsek; dünyaya gerçekçi bakma olasılığımız artacak…

 

Kanser

Öznel algı biçimlerine dair başka bir örnek… 8-9 yıl önceydi… Annesini kanserden kaybetmiş bir arkadaşım, “dünyadaki ortalama yaşam süresinin kısalmakta olduğunu” iddia etmişti. Kendince bir takım “mantıksal” açıklamaları vardı. “Ya öyle şey olur mu, istatistikler ortada, dünyanın hemen her yerinde ortalama ömür uzuyor” dediysem de, dinletemedim…

 

Öznel ve Duygusal Tepkiler

Ölüm, tecavüz, şiddet, terör gibi konularda(bunlara ekonomik sıkıntıyı da kısmen dahil edebiliriz); birçok insan, istatistikler yerine, kişisel deneyim/duygusuna göre değerlendirme yapmayı tercih edebiliyor… Yakınını cinayete kurban vermiş, yakını tecavüze uğramış, yakını trafik kazasında ölmüş, hele de yakınını teröre kurban vermiş birinin önüne;  hangi istatistiği koyarsan koy, umursamayabilir...

 

Türkiye’deki ölümlü trafik kazası sayılarının, dünya ortalamasından daha yüksek olmadığına ilişkin bir istastistik; arkadaşını trafik kazasına kurban vermiş birine, “atmasyon” görünebilir. Bireysel ekonomik durumundan memnun olmayan birinin önüne, “alım gücü yükseliyor” veya “enflasyon düşüyor” verisi içeren bir istatistik koysan;  yüksek ihtimalle, pek hoş bir tepkiyle karşılaşmazsın.

 

İstatistik ve Güvenilirlik

Her istatistiğe güvenmemek, bunun da ötesinde, herkesin “istatistik okuma şekli”ne güvenmemek gerek. İstatistikler, manipüle edilebilir olmanın ötesinde; iyi niyetli şekilde incelendiklerinde de, çok farklı yorumlara açık şeyler… Ama en “manipüle edilmiş”, en “yanlış okunmuş” istatistik bile; “kredi kartı borcum varsa, enflasyon yükseliyor, alım gücü düşüyordur” veya “Özgecan Aslan olayı, Türkiye’nin dünyadaki tecavüz oranı en yüksek ülkesi olduğunun kanıtıdır” veya “annem kanserden hayatını kaybettiyse, dünyada ortalama yaşam süresi kısalıyordur” gibi “aşırı öznellik”lere oranla, daha “objektif” olabilir çoğu durumda…

 

Ülkeler ve Karşılaştırmalar

Başa dönersek…

Kötü olaylarda ülkeyi toptan karalamaktan hoşlanabildiğimiz gibi, bazı durumlarda da, kendimizi “dünyanın en özel zekalı toplumu” olarak düşünmekten zevk alabiliyoruz…Diğer “gelişmekte olan ülkeler”le aşağı yukarı aynı süreçleri, aynı deneyimleri yaşadığımız  noktalarda, “Türkiye her şeyin en uç noktasının yaşandığı ülke” çıkarımını yapmayı sevebiliyoruz…

 

Oysa, Çin, Tayland, Meksika gibi yerler hangi yollardan geçtiyse, aşağı yukarı aynı yollardan geçtiğimiz ortada. Sadece “faz farkı” veya “doz farkı” olabiliyor; mesela cinsellik alanında Meksika’yı geriden takip edebiliyoruz… Şehirleşmeyi Çin kadar abartılı ve patlayıcı dozda yaşamıyoruz. Ekonomimiz Malezya kadar hızlı büyümüyor… Bizdeki “terör”e karşılık, Latinamerika’da uyuşturucu çeteleri ve gündelik şiddet/suç yoğunluğu, Tayland’da darbe yönetimi var…

 

İslam Coğrafyası içinde Türkiye

“Gelişmekte olan ülkeler” liginin sıradışı bir üyesi olarak görmekten yana olmadığım ülkemizin, “İslam Coğrafyası”(“İslam Coğrafyası”nın önemli bir kısmı da, “gelişmekte olan ülkeler” liginin parçası aslında…) içinde ne kadar “sıradışı” bir konumda olduğunu da uzun uzun tartışmak mümkün...

 

İslam dünyasındaki tek “modernleşme modeli” Türkiye değil… Kuzeybatı Afrika’nın metropollerinde, Dubai’de, Katar’da;Türkiye’dekinden daha batılı mimari/şehirleşme örnekleri bulabileceğimiz sokaklar,meydanlar var. Tunus’un, Cezayir’in bazı ortamlarında, Türkiye ortalamasını çok aşan ölçüde “batılı” bir duygu yakalamak mümkün…

 

İran’ın, Pakistan’ın, Endonezya’nın,  “arada kalmışlık”larından, Türkiye’ye oranla daha batılı ve daha doğulu renklerinden, Türkiye’yi geçtikleri ve Türkiye’nin gerisinde kaldıkları bağlamlardan söz edilebilir…  

 

Türkiye,İran ,Dubai,Endonezya,Tunus… Hepsi kendi içinde değerli ve sürprizli yönleri olan “model”ler. Türkiye’nin Ege, Balkan ve Kafkas perspektifi varsa; İran’ın Ermenistan/Rusya/Hindistan etkileşimi, Kuzey Afrika’nın Güney Avrupa ufku, Dubai’nin ABD/İngiltere, Endonezya’nın Singapur/Kore/Avustralya “perspektif”i var.

Türkiye, bazı açılardan, ötekilerden parlak bir örnek olabilir. Ama “tek örnek” veya “tek yol” olarak düşünülmesi sağlıklı değil.

 

Gelişmekte olan Ülkeler

“Gelişmekte olan ülkeler” meselesine dönersek… Magazin manyaklığı, tecavüz, köy-kent çatışması, doğu-batı çatışması, AVM’ler, kadına yönelik şiddet, cinsel sorunlar(ve cinselliğin aşırı öne çıkması)… Bunlar, tüm gelişmekte olan ülkelerde aynı oranda tartışılan, aynı oranda gündemde olan, aynı oranda “sorun oluşturan” olgular… 

 

Türk Erkeğine Dair

Türkiye’yi “tecavüzcü, kötü, sapık, saldırgan, pis erkekler cehennemi” olarak düşünmek(ve bu açıdan “erkekleri ile sıradışı bir ülke” olarak görmek) isteyenlere de birkaç sözüm olacak…  “Kadına yönelik şiddet” açısından, "dünya ortalaması"ndan(o ortalamaya Afrika da dahil arkadaşım,hemen atlama...) çok uzak bir yerde olduğumuz kanaatinde değilim…  Bu, “Türkiye’nin erkeklerinin eleştiriye ihtiyaç duymaması” anlamına gelmiyor.  Erkeklerimizin dünyadaki ortalamayı olumsuz yönde etkilediği birçok alan olabilir … Bu alanların daha sakin şekilde değerlendirilmesinde yarar görüyorum.

 

Absürd zeka iddiası, Türkiye, İspanya

Meksika’dan ve Türk erkeğinden İspanya’ya(sarışın kadınların iyi espri yapabildiği o tuhaf ülkeye) uzanalım… İspanya’nın 1980-90’lardaki(ve hatta sanırım 20.yüzyılın tamamındaki) en komik ikilisi “Faemino y Cansado”nun, bizdeki “Zıttt Erenköy” esprisini andıran absürd esprileri geliyor aklıma...  Zeki-Metin’in sıcaklığı ile Cenk-Erdem’in absürdlüğünü birleştiren bu ikiliye(yani Carlos Faemino ve Javier Cansado’ya) duyduğum hayranlığı ifade ederek, bu “mini dünya turu”na devam ediyorum…

 

Meksika ve Anne Terliği

Başka alandan bir örnek: Anne terliği, “Meksika’da da var olan” (ve hatta daha ileri düzeyde espri konusu olan) bir konsept… Meksika üstünden beyin jimnastiğine devam edersek… Hem Pasifik hem Atlantik okyanusuna kıyısı olan bir ülkeden söz ediyoruz… Onlardaki doğu-batı kavrayışının, bizdekinden daha derin ve geniş ufuklu olmasını, mümkün görüyorum…

 

Mısır

Meksika’dan Ortadoğu’ya dönelim… Bizdeki “Beyaz Türkler” kadar beyaz bir kitleyi içeren, ama nüfusunun önemli bir kısmı da zencilerden oluşan Mısır’a bakalım … Bizden daha kozmopolit bir toplum olan Mısır’a… İstanbul’da sokakta dolaşırken 3 esmer 2 sarışın,4 eğitimsiz 2 eğitimli kişi, 3 romantik 5 kaba tip görünce “burası dünyanın en kozmopolit ülkesi” gibi çıkarımlar yapan zorlama sosyologlara selamlarımı göndererek ve Kuzey Afrika’yı başka bir yazıda daha kapsamlı olarak ele alma sözü vererek, bu “mini dünya turu”nu burada noktalıyorum…

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(2)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Serpil21.02.2016 23:21:40
Nefiss bir yazı. Tebrik eder heyecanla devamını bekleriz .
Serpil ekici22.02.2016 16:45:36
Nefiss bir yazı. Tebrikler.