Yargı reformu ya da kaybettiğimizi aramak

2010 Anayasa değişikliği ciddi reformlar içeriyordu. Şimdiki reform paketi bu durumu düzeltecek değişikliklerden uzak küçük iyileştirmeler içeriyor. Yargı reformu, kaybettiğimiz onca hakkın hukukun küçük bir kısmını geri getiriyor. Yani “derde derman” bir değişimden söz etmek mümkün değil. Sorun derinlerde. Yargının, siyasetin vesayetinden kurtarılması gerekiyor.

15.10.2019 09:50
Oral-Çalışlar

oralcalislar@gmail.com

 

Kuzey Suriye’ye TSK operasyonu sürüyor. Uluslararası alanda değişik tepkilerin oluştuğu, karmaşık bir dönemden geçiyoruz. Gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğini öngörmek kolay değil. Umarız, daha büyük gerginlikler ve kayıplar yaşanmadan, akılcı bir çözüme ulaşılabilir. Bu sıcak ortamın içinde, Yargı Reformu tasarısı Meclis gündeminde. Yargıda sorun çok. Bu nedenle de, birkaç dokunuş içeren bu tasarının köklü bir çözüm anlamına gelmediği açık. Yine de paketi gözden geçirmekte yarar var.

 

Paketle birlikte gelen bazı yenilikler:

1) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak. (Kanunlarımızda böyle bir suç tanımı yok.)

 

2) Haklarındaki idari veya adli işlemler lehine sonuçlansa da pasaportları iptal edilenlere veya pasaport verilmesi talepleri reddedilenlere, belirli koşulların bulunması durumunda, kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaportları verilebilecek. (2010 Anayasa değişikliğine göre, pasaport yasağı koymaya yetkili kurum yalnızca mahkemelerdi. Şimdi İçişleri Bakanlığı yeniden devreye giriyor.)

 

3) Soruşturma sürecindeki, tutukluluk süresine sınır çekiliyor. Yani sorgusuz, sualsiz iddianamesiz yıllarca hapiste tutma uygulamasına süre sınırlaması geliyor. İstinaf mahkemesi kararlarının temyiz edilebilmesinin alanları genişletiliyor. Böylece belli suçlarda Yargıtay'a başvurma hakkı yeniden getiriliyor.

 

HSK o haliyle kaldıkça

 

Yargının sorunları, bazı küçük iyileştirmelerle çözülemeyecek kadar köklü. Yargı, Anayasa'da (2017) yapılan değişiklikle siyasetin vesayeti altına alındı. HSK'nın yapısı toptan değiştirildi. 2010 Anayasa değişikliğine göre, HSYK asıl olarak birinci dereceden savcı ve hakimlerce seçiliyordu. 22 üyenin 12’sini savcılar ve hakimler belirliyordu. 2017 değişikliği ile HSK'nın 13 üyesinin tümü Cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin tercihlerine göre şekillendi. Tabii bu tablo da yargıyı siyasete bağımlı hale getirdi.Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ciddi bir hasara uğradı.

 

2010 Anayasa değişikliği ciddi reformlar içeriyordu. Şimdiki reform paketi bu durumu düzeltecek değişikliklerden uzak küçük iyileştirmeler içeriyor. Yargı reformu, kaybettiğimiz onca hakkın hukukun küçük bir kısmını geri getiriyor. Yani “derde derman” bir değişimden söz etmek mümkün değil. Sorun derinlerde. Yargının, siyasetin vesayetinden kurtarılması gerekiyor.

 

                                                ★★★

 

Bir Kitap: Y. Hakan Erdem, Sözden Kalanlar, Timaş Yayınevi

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.