İlk kez bir Suudi Arabistan kralı Rusya'da!

Suudi kralının Rusya ziyaretinin Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında Orta Doğu üzerinde varılan bir anlaşmanın ya da buna benzer bir mütarekenin işaretlerini taşıdığı da söylenmeli. Böylesi bir anlaşmanın etkin bir biçimde yürürlüğe konulabilmesinde Amerika ile birlikte Suudi Arabistan'ın onayının kıymetli olduğu tartışılmaz bir gerçek. Dolayısıyla bu geziyi bu çerçevede görmek de şaşırtıcı olmayacak. Çünkü Orta Doğu'da sınırların değişmekte olması bölgesel ve küresel güçleri müzakere etmeye zorlamakta.

05.10.2017 13:44
Murat-Çelik

cmurat@hotmail.com

 

Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz dün Rusya'ya gitti; bugün de heyetler arası müzakerelere geçilecek. Pek çok bakımdan bu seyahat modern zamanlarda Suudi Arabistan'dan Rusya'ya yapılan ilk en üst düzey ziyaret. Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Doğu'daki önemli, belki de en önemli müttefikinden yapılan bu resmi ziyaret, oldukça dikkat çekici. Ziyaret hem Orta Doğu'da hem de dünyada sınırların çatırdadığı bir zamana denk gelmesi nedeniyle de önemli. Öyle ki, dünyanın mühim askeri, siyasi ve ekonomik gücünün başkentine yapılan bu gezi, bölgesel dengelerin kalibrasyonu bakımından da can alıcı nitelikte. Bu yüzden dikkatle izlenmeyi ve irdelenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

 

Melik Selman'ın seyahati Riyad kadar Moskova için de önemli addedilmeli. Riyad tarafında alenen dillendirilmeyip yeterince açık edilmese de Moskova'daki hava da bambaşka. Neredeyse bir yıldan beri planlanmaya çalışılan bu gezinin ehemmiyeti önde gelen Rus bürokratlarca sürekli dile getiriliyor. Çünkü Moskova, Riyad ile girişilecek iş birliğiyle fiilen içinde yer aldığı Arap coğrafyasında yumuşak bir varlık dönüşüm gerçekleştirmeyi arzu ediyor. Bu bakımdan Selman bin Abdülaziz ile Rus mevkidaşının alacakları kararlar Rusya'nın sıcak sularda kalıcılığına da nispeten kapı aralayacak. Diğer yandan kendi sınırları içindeki kimi eğilimleri kontrol altına almak bakımından da Suudi Arabistan'ı yanına çekmeye çalışacak. Suudi Arabistan ise Yemen'de ve Suriye'de İran'ı dengelemek isteyecek. Başka bir mesele olarak da petrol piyasalarında kendisine bir müttefik bulmak için çabalayacak.

 

Tarihi geziyi anlamak için kuşkusuz Melik Selman'ın Moskova'ya gerçekleştirdiği gezinin hazırlık sürecine de bakmak lazım. Çünkü hazırlık toplantıları kapsamında düzenlenen ziyaretler de Selman bin Abdülaziz'in Rusya seyahati kadar ilginç bir çerçeve çiziyor. İlginçlik ise elbette kralın ziyaretinde elde edilecek sonuçları gölgede bırakcak nitelikte değil. Ne var ki bu sonuçların alınmasına yönelik kişileri, pazarlıkları ve müzakereleri içermesi bakımından ehemmiyetli. Mesela Rusya gezisinin pazarlık zeminini oluşturan ilk ziyaret, Birleşik Arap Emirlikleri veliaht prenslerinden Muhammed bin Zayed en-Nahyan'ın baharda Moskova'ya gerçekleştirdiği seyahat olmalıdır. O zaman da bu geziye yeterince ilgi gösterilmediği, ancak önemli gelişmelerin yaşandıği dile getirilebilir. Sözü edilen bu resmi ziyaretle Suudi Arabistan başta olmak üzere mütttefiklerini yakından ilgilendiren meselelerin sınırları ve müzakere edilebilecek bölümleri netleştirilmiş olmalıdır. Muhammed bin Selman ile mukayese edildiğinde başarılı bir müzakereci, mahir bir diplomat şeklinde tanımlanabilecek olan en-Nahyan hemen hemen tüm pürüzleri çözerek son hamleyi Muhammed bin Selman'a bırakmış bulunmalıdır. Arada bürokratlarca ayrıntı kabilinden meselelerin teknik boyutları görüşülerek olgunlaştırılmış olsa da anlaşmanın büyük çapta bu ziyaretlerle tamamlandığı söylenebilir. Muhammed bin Selman'ın ise ekonomik meseleleri de nihayete erdirerek babasının imzasına sunulacak metinlerin ortaya çıkarılmasını sağladığı anlaşılıyor. Bu kapsamda kralın Moskova ziyareti ise bir nokta koymak mesabesinde değerlendirilmelir. Tarihi ziyarette ekonomi, ticaret, teknoloji ve sair tali konular gündem gelecekse de iki ülkenin müzakere edeceği asıl hususlar Suriye, Yemen ve petrolün geleceği olacaktır. Bununla birlikte her üç konu da Türkiye'yi yakından alakadar etmektedir.

 

Resmi ziyaretin en önemli gündem maddesi kuşkusuz Riyad için Yemen olmalı. Çünkü Suudi Arabistan, diğer pek çok sorunlu alanda olduğu üzere Yemen'de de İran'la karşı karşıya kalmakta. Bu seyahatle Riyad'ın Yemen'deki İran etkisini azaltmak ya da kaldırmak niyetinde olduğunu varsaymak mümkün. Her geçen gün Suudi Arabistan ve başını çektiği ittifak güçleri büyük kayıplar veriyor çünkü. Seyahatten bir hafta önce bile ardı ardına müttefiklere ait iki savaş uçağının düştüğü ve sahada onlarca askerinin öldüğü hatırlanırsa durumun ne kadar nazik olduğu görülebilir. Bu yüzden Suudi Arabistan'ın kendisi için çok büyük bir sorun haline gelen bu harekatın olabilecek en hafif bir şekilde atlatılması herhalde en yüksek hedef niteliğindedir. Bunu başarması ilginç bir balans ayarını Rusya ile yapmasına bağlı görünüyor. Suudi Arabistan Yemen'de İran'ı Rusya ile dengelemeye çalışmaya çalıştığı anlaşılıyor.

 

Rusya ise bölgede bir üsse sahip olmak için Yemen ve bölge güçleri ile sürekli müzakere halinde. Riyad'da bu yüzden üsse yeşil ışık yakılmasının İran'ın bölgedeki etkisinin azaltılmasına neden olacağının hesapları yapılmakta. Zira bölgede Amerika Birleşik Devletleri yanında Çin ile Türkiye'nin de üsleri bulunduğu düşünülürse Suriye'deki Rusya'nın bu imkandan uzakta kalması düşünülemez. Hem Kızıldeniz hem Suriye'de bulunması, ayrıca Arap dünyasındaki ittifaklarının niteliği Rusya'yı  böylesi bir askeri üsse sahip olmaya zorluyor. İran'ın görünmez bir el gibi varlığının hissedildiği Yemen'de önemli bir aktör olarak Suudi Arabistan'ın Arapların anavatanında Rusya'ya dolaylı bir üs imkanı sunması da bu yüzden son derece önemli bir diplomatik manevra niteliğinde. Girişimin mühimliği biraz da Suudi Arabistan'ın İran'ı Yemen'de eşit mesafe politikası izleyen Rusya ile dengelenmek istemesinden kaynaklanıyor. Keza bu mesele mühim; çünkü başka alanlarda İran ile mücadele edilse de süreklilik içeren bir başarı mümkün olamıyor. Ne var ki İran ile mücadelede Suudi Arabistan'ın başka enstrümanlar kullanması bu bakımdan önemli ve dikkat çekici görülmeli. Dolayısıyla Suudi Arabistan'ın Rusya ile yakınlaşmasında ekonomik gerekçeler yanında diplomatik ihtiyaçların da ajandada olduğunu söylemek yerinde olacak. Diğer yandan Suudi Arabistan'ın böylesi bir hedef güdüyor olma ihtimali ise İran'ın nasıl bir cevap vereceği ile de orantılı ele alınmalı.

 

Moskova'da Suudi diplomasisi ile Rusya'nın imzalayacağı anlaşmaların sadece sınırlı bir silah ve tekonoloji transferi hakkında olacağını beklemek gerçekçi değil. Bu kalemler kendi çaplarında önemli. Ancak daha önemli adımlar ortak petrol politikalarının belirlenmesinde de kendini gösterecek. Uzun zamandan beri her iki ülkenin müzakere ettiği petrol üretiminin sabit tutulması ya da nispeten kısılması önerlerinin amacının son tahlilde fiyatları yukarıya doğru hareket ettirmek olduğu bir sır değil. Her iki ülkenin de ekonomik maksatlarla bunu istediği, isteyeceği aşikar. Uzun süreden beri ekonomik girdileri azalan söz konusu ülkelerden mesela Suudi Arabistan'ın OPEC'te alınacak muhtemel kararların hilafına bu yolu tercih edebilecek olması da son derece önemli. Zaten tarihi ziyaretin OPEC'in planlı toplantısı öncesine denk gelmesi de ayrıca manidar. Her halükarda petrol gelirlerinin artışına vesile olacak bir üretim kısıtlamasına gidilmesi iki ülkenin de kısa vadede yararına görünüyor. Rusya yanında Suudi Arabistan'ın da karşı karşıya kaldığı ekonomik zorluklar ve sürdürdükleri askeri harekatların pahalılığı yeni ekonomik kaynakların oluşturulmasını adeta mecbur kılıyor.

 

Suudi Arabistan ile Rusya'nın anlaşmak ya da belli bir denge durumuna gelmek zorunda oldukları başka bir mesele ise Suriye. Her iki ülke de Suriye'deki konjonktürü etkileme imkanlarına sahip. İrili ufaklı muhalif güçler yanında düzenli ordu birlikleri üzerindeki etkileri her iki ülkeyi de konuyu müzakere etmeye zorluyor. Anlaşıldığı kadarıyla Suriye'de Batı'nın istediği bir düzenlemeye gidilmesi artık imkansız. Rusya'nın desteğini alan Şam yönetimi dar ve göreceli de olsa hakimiyetini sürdürmeye devam edebiliyor. Sonuçta müzakerelerde bir taraf olarak kendisine yer buluyor. Bu yüzden Şam'ın üzerinde Rusya'nın etkin bir etkisi söz konusu. Ne yapılacaksa biraz da bu yüzden Rusya ile yapılacak. Bunun farkında olan Suudi Arabistan hem İran hem de bölge etkisi dolayısıyla dengeleri gözetmek mecburiyetinde. Suriye coğrafyası üzerinde ikinci eller üzerinden kotarılan bu müzakerelerle Suriye'nin yeni siyasal yapısının da yolu bir şekilde açılacak. Bu minval üzere Moskova'da işin Rusya ve Suudi Arabistan bakımlarından yapılabilecek kısımları şekillenecek. Mesela Suriye'de etkin bir yapı sergileyen Rusya'nın da muhalifler nezdinde bir karşılığının olması önemli. Bu kapsamda Suudi Arabistan yapıcılığını, muhalifler ile Rusya temsilcilerini Mısır'da bir araya getirerek göstermiş durumda. Bilhassa son dönemde Doğu Guta ile Rastan üzerinde varılan  anlaşmada bu işbirliğinin ön etkilerinin görüldüğü söylenebilir. Dolayısıyla bu gezi ile Rusya, Suudi Arabistan'ın Suriye'deki nüfuzunu kendi lehine kullanmasını isteyecek bir pazarlığa da dönüşecektir.

 

Suudi kralının Rusya ziyaretinin Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya arasında Orta Doğu üzerinde varılan bir anlaşmanın ya da buna benzer bir mütarekenin işaretlerini taşıdığı da söylenmeli. Böylesi bir anlaşmanın etkin bir biçimde yürürlüğe konulabilmesinde Amerika ile birlikte Suudi Arabistan'ın onayının kıymetli olduğu tartışılmaz bir gerçek. Dolayısıyla bu geziyi bu çerçevede görmek de şaşırtıcı olmayacak. Çünkü Orta Doğu'da sınırların değişmekte olması bölgesel ve küresel güçleri müzakere etmeye zorlamakta. Suudi Arabistan ise hem yarımada da hem de Orta Doğu ve Afrika kapsamında yeni yaklaşımlara ihtiyaç duymakta. Keza hemen hemen nüfuz ettiği her coğrafyada gölge kalıcılığını netleştiren İran'ın dengelenmesinde Riyad yönetiminin Amerika Birleşik Devletleri yanında Rusya'yla da işbirliğine gitme zorunluluğu ortada. Benzer olmasa da Rusya'nın da Arap denizinde kendisine kalıcı bir yer bulabilmesinin Suudi Arabistan'la mümkün olabileceği görülmekte. Zaten tarihi ziyaretle de son tahlilde Suudi Arabistan Rusya'nın, Rusya da Suudi Arabistan'ın kendi nüfuz alanlarında derinlik kazanmak bakımından bir ön anlaşmaya varmış oldukları anlaşılıyor. Ancak bu anlaşmanın yan etkilerinin neler olabileceğine dair veriler henüz muğlak. Etkilerin en yoğun görüleceği ülkelerin başında ise muhtemelen Türkiye gelmekte. Son tahlilde Melik Selman Moskova'ya vardığında eş zamanlı olarak Türkiye'den İran'a, İran'dan da Katar ve Umman'a resmi ziyaretler yapılmaktaydı. Tarih her zamanki gibi Orta Doğu'da yine hızlı akmakta! Ne var ki önemli görülmesi gereken husus ise bu tarihi görüşmeden Türkiye'nin payına ne düşecek olan ne olduğudur?  

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.