Dünkü ve bugünkü Batı’yı anlamak için üç kavram: Regnum, Ecclesia ve Studium-1

"Batı nedir" diye sorulsa, ilk akla gelecek şeyler bu nedenle kavramlar, tanımlamalar ve bunlarla irtibatlı kurumlardır şeklinde bir cevap verilebilir. Çünkü akıl, kavramları, kavramlar da kurumları inşa etmektedir; kurumlarsa insanları ve gündelik yaşamı. İnsanlarla gündelik yaşam da doğal olarak tarihi ilmek ilmek işlemektedir.

16.03.2017 13:20
Murat-Çelik

cmurat@hotmail.com

 

Batı ve anlam dünyası

 

Avrupa ya da Batı, sadece gündelik yaşamımızda değil düşünce dünyamızın en derinlerinde yapılan mukayeselerde de kendine yer bulan kelimeler. Yaygın bir biçimde kullanıldığından bizim için ne coğrafi ne de kültürel bir durumu ifade ediyor artık. Çoğu defa farklı anlamlara çekilse de, belki de gerektiği şekliyle, zihni bir durumu anlamak için içerik yüklü. Bu yüzden dar kapsamda kullanıldığında Batı isminin coğrafi bir birlikteliği akla getirmesi son derece tabii. Ancak asıl dikkati çeken husus Batı kelimesinin kazandığı ama bir türlü tefekkür dünyasında tartışılamayan anlam dünyasının çoklu katmanı. Öyle ki Batı, artık sadece ne Avrupa ne de Avrupa’nın parçaları olan siyasi yapılanmaları kapsamakta. Aksine Batı kelimesi Avrupa’da ortaya çıkıp dünyanın geneline yayılmış bir düşünce biçimini, iş yapma tarzını, sorunları anlama ve çözme halini, bilineni ve bilinmeyeni sınırlama ve tavsif etme yolunu ve benzer şeyleri işaret etmekte. Batı ya da Batı denilen aklın ürettikleri ne yazık ki sadece Batı ile sınırlı değil artık. Bir silsile halinde öteden beri beraberinde getirdiği ne varsa bir tevarüs ve bir nakil olduğundan Batı’nın geliştirdikleri veya icat ettiklerinin insanlığın ortak paydasında yer alması esaslı bir meseledir. Bu bakımdan ortak paydanın tefekkür ile birlikte terennümü gibi konular birer mecburiyet halini almaktadır; mecburiyet de insanlığı Batı’yı içsel bir şekilde ele almaya zorlamaktadır.

 

Maddi ya da manevi nitelikli, yukarıda işaret edilen bağlar nedeniyle Batı’ya karşı varoluşsal bir yaklaşım geliştirmenin zamanı gelmiş de geçmiştir. Bunun ise nasıl yapılacağı, hangi metotların kullanılacağı insanlık tarihinde bulunan önceki örneklerinden çıkarılabilir. Ahmed Cevdet Paşa’nın da nazariyesinde betimlediği üzere, buna tekamül denemese de, emanetin tevarüs-miras döngüsünde, ölçü, merak, liyakat, düşünme ve üretmenin niteliğine göre hikmetin konum değiştirmesi bir işaret olabilir. Dolayısıyla merakın, hikmetin ve bilimin kazanılmasında en önemli sebebin merak güdüsü olduğunun kabulüyle işe başlanabilir. Zira diğer unsurlar da birbiriyle sebep sonuç ilişkileri kapsamında irtibatlıdır. Öyle olunca Batı’ya ilişkin ilk adımlar, Batı’nın, insanlığın ortak parçası olduğu yaklaşımı çerçevesinde ele alınıp merak alanı üzerinden atılabilir. Batı’nın emaneti nasıl teslim aldığının ispatı artık mesele olmaktan çıkmıştır. Bu yüzden bu tespit gönül rahatlığıyla yapılabilir. Çünkü mirasın nakli de Batı tarafından, dönem dönem, kişi kişi ve coğrafya coğrafya kayıt altına alınmış, dahası belgelenmiş durumdadır. Böylece süreç Batı aklınca geriye dönük olarak araştırılıp tasnif edilerek tevsik edilmiş haldedir. Aslında bunun yapılmasının üç yönü bulunmaktadır. Öncelikli olanı icatların ve geliştirmelerin de dahil olduğu yeniliklere akli, hukuki ve tarihi bir zemin oluşturmak isteğidir. Zira bir silsile halinde insanın yapıp etmelerinin birbirleri ile olan bağlantıları son derece önemlidir. Hiç kuşkusuz Batı aklı bunu yaparken Müslümanlardan aldığı emaneti Yunan ve Roma’ya, oradan da yazı öncesi kültürlere götürebileceğinin farkında olmuştur. Ayrıca mitleşmiş kutsal metinleriyle de temas bu bakımdan daha da kolay ve muhtemel bir konumda kurulabilmiştir. İkinci nokta ise ilkinden yola çıkarak bir meşruiyet üretmek ya da inşa etmek arzusudur. Çünkü dünyadaki her şeyin bir sebep sonuç ilişkisi içinde ve devamlılık hususunda ilerlediği kabulü yüzünden o ölçüde meşruiyet kazanması mühim görülmelidir. Böylece tarihle kültürel bağların keşfi, geçmişi kurarken şimdiyi de mümkün kılmaktadır. Yukarıda dile getirilen üç yönün ilgi çekici yanı hala diri ve işler vaziyette çalışmaya devam etmesidir. Zira işin ilginç bir başka tarafı ise Batı aklının inşa hareketini halen sürdürüyor olmasıdır. Karmaşık ve anlaşılamayan sebeplerden ötürü dışındaki kültürlerin henüz Batı’yı anlama çabası içinde olduğu da söylenemez. Oysa yeni bir şey söylemek için Batı aklının yaptığı gibi önce anlamak ve mümkün olduğu ölçüde de akli, hukuki ve tarihi bağlar kurmaya çalışmak hem zemin kazanmak hem de meşruiyet elde etmek için önemlidir. Ancak bir şekilde Batı aklını, onu oluşturan sebepleri ve sonucu olan kurumları bilmeden de bağların kurulamayacağı, araştırmaların yapılamayacağı açıktır. Batı aklının sonuçlarından ve kültür içinde uzun uğraşlar sonunda bulup geliştirdiği kurumlarını pek çok bilgiyle donattıkları burada söylenmelidir.

 

"Batı nedir" diye sorulsa, ilk akla gelecek şeyler bu nedenle kavramlar, tanımlamalar ve bunlarla irtibatlı kurumlardır şeklinde bir cevap verilebilir. Çünkü akıl, kavramları, kavramlar da kurumları inşa etmektedir; kurumlarsa insanları ve gündelik yaşamı. İnsanlarla gündelik yaşam da doğal olarak tarihi ilmek ilmek işlemektedir.   

 

Batı’yı anlamak gerektiğinde ilk bakılacak kelime ya da kavramlar muhtemelen icat ettikleri regnum, ecclesia ve studium olmalıdır. Latince olmalarından kaynaklı dil engeli ilk bakışta anlamayı zorlaştırabilir. Ancak nitelikli olmasa da nicelikli benzerlerinin her kültürde var oldukları tahmin edilebilir bunların. Ne var ki Batı’nın bahsi edilen kavramlarla ortak medeniyete yeni bir soluk getirdiği, idareye ve dünyaya yönelik yeni bir bakış kazandırdığı hususunda uzun uzun tartışmak ve fikir yürütmek kuşkusuz kaçınılmaz görünmektedir. Sonuçta dünyanın ve üzerinde yaşayan insanların nasıl idare edileceğinin, işlerinin nasıl görüleceğinin tasarlanması ve bunun da süreklilik kazanmış bir halde işlerliğe sokulması öyle basit ve sıradan bir mevzu olmadığı iddia edilebilir. Her şeyden önce felsefi bir arka planın varlığından haberdar olmak, dahası kabul etmek gerekir. Yukarıda adları anılan üç kavram tam da hem dünkü hem de bugünkü Batı’yı anlamak bakımından bir anahtar niteliğindedir. Dolayısıyla Batı’nın alacağı kararları, atacağı adımları ve gireceği şekilleri tahmin etmek bakımından da bu kavramlar bir ölçü mahiyetindedir. Bu yüzden önce sözü edilen kavramlar öğrenilmeli, sonrasındaysa Batı anlaşılmaya çalışılmalıdır. Çünkü Batı’yı Batı yapan kurumlar bilinmeden, kökenleri ve sonuçları incelenmeden nasıl düşündüğünü anlamak mümkün değildir. Batı’yı yok saymak ise özenle uzak durulması gereken başlı başına anlamayı zorlaştıracak bir engeldir. Peki regnum, ecclesia ve studium nedir, ne anlama gelir?

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.