Barbarlıklar çatışması

Barbarlıklar çatışması

13.09.2014 12:01
Kemal-Sayar

kemalsayar@gmail.com

John  Gray, Kara Ayin’de modern devrimci hareketlerin binyılcı ve apokaliptik tabiatlarını tartışır. Komünizm ve Nazizm gibi toptancı ideolojiler, bir apokaliptik  maneviyatla beslenirler. "Dünyadaki kötülüklerin sonsuza dek ortadan kaybolacağı bir Ahir Zaman beklentisi"dir bu. Şiddet yanlısı kitle hareketleri, apokaliptik militanlık marifetiyle  yozlaşmanın faillerini yok ederek dünyayı arındırmaya çalışır ve içsel çalışmalardan muaf, total ve mutabık bir topluluğu hedefler. Apokalitik fantezi, ister ortaçağ binyılcılığı isterse sekülerbinyılcılık şeklinde zuhur etsin, özünde aynıdır. Norman Cohn’un ifadeleriyle, "asla yanılmaz, insanlığın kalan kısmından katbekat üstündür ve kendi misyonu dışında hiçbir iddianın doğruluğunu kabul etmez." Ütopyacı siyaset tasarıları, bu anlamda Hristiyanlığın mutlakiyetçi ve apokaliptik iddialarının bir devamı niteliğindedir. Dolayısıyla, "modern devrimci hareketler dinin başka yollarla sürdürülmesidir." Devrimci ütopyalar, gerçekleşmesi imkânsız amaçlara ulaşmak için insanlık dışı yöntemler kullanırlar. Kusursuz bir toplum ve evrensel bir özgürleşme yaratmanın peşindedirler. Nazi barbarlığı, ilerlemiş bir Batı uygarlığının en gözde unsurlarından biri tarafından üretilmişti. John Gray’i izlersek IŞİD ve modern devrimci hareketler arasında pek çok koşutluklar bulabiliriz. Öncelikle şiddeti çok dikkatli bir biçimde planlayan, terörü düşmanlarına korku salmak ve ele geçirdiği yerlerde insanları itaate zorlamak amacıyla çok stratejik bir biçimde kullanan bir örgüt var karşımızda. Ayrıca uluslararası suç kartellerine benzer bir biçimde 21.yy küreselleşmesinin koyu gölgeli alanlarında iş görüyor. Banka soyuyor, kuyuları ele geçiriyor, haraca kesiyor, yağmalamalarla büyük bir servet ediniyor. Sadece bir terör örgütlenmesinden ibaret değil. Gray’e göre, "internetten vahşetin yöntemsel uygulamasını yayınlayan bir 21.yy halifeliği modern dünyanın hiçbir anlatısına uymuyor. IŞİD’in yaptıklarını İslam adına yaptığını kabullenmek onun dünya görüşüne teslim olmaktır. Vahşi apokaliptik kültürler pek çok zaman ve yerde var olmuşlardır." IŞİD modern barbarlığın adeta tiyatrovari bir dışavurumu, yeni bir şey. Savaşın hukukunu, hatta hiçbir ahlak ve hukuku gözetmediği için de nihilist. Çocukları, sivilleri, gazetecileri, kendisine benzemeyen veya yoluna çıkan herkesi adeta kör gözüm parmağına tarzda katlederek dünyaya meydan okuyor. İslam geleneğinin izlerini yok ederken geçmişin bugündeki bir yankısından çok, bir 20. yy totaliter devleti gibi hareket ediyor. İnsanlar arasına vahşetle kaos ekiyor, İslam’ın bugüne dek rast gelmediğimiz istisnai ve aşırı bir yorumunu dayatıyor ve bütün dünyayı saldığı dehşetle irkiltiyor. Bolşevikler veya Kızıl Khmer’ler gibi merhametsiz bir şiddetle dünyayı ahlaki bozulmadan temizleyeceğini iddia ediyor. Bu yönüyle modern dünyanın karanlık bir veçhesini temsil ediyor: Mümkün olmayan hedeflerine ulaşmak için terör ve şiddeti sınırsız bir biçimde kullanıyor. IŞİD, kan dökücülüğün, ötekinin yok ediliş ve acı çekişinin sağladığı bir "kendinden geçme zevki" ile hareket ediyor. Bu zevk ve fiziksel üstünlüğünden duyduğu haz, utanç ve rahatsızlık duygularını örtüyor. Çünkü düşmanın ahlaki olarak da yok edilmesi gerekmektedir: Onun homojen varlığınakarşı olan, bütünüyle suçlu ve insanlık dışıdır. Carl Schmitt’in ifadeleriyle, "Bu yöntemleri başka insanlara karşı kullanan insanlar, kurbanları ve nesneleri olan bu insanları ahlaki olarak da yok etmek zorunda olduklarını anlarlar. Karşı tarafın tümünü suçlu ve insanlık dışı ilan etmek, onlardan bütünsel bir değersizlik duygusu yaratmak zorundadırlar; aksi takdirde kendileri suçlu ve canavar olacaktır." Slavoj Zizek, NYT’da yayınlanan bir makalesinde IŞİD’in gerçek anlamda özcü olmadığını yazıyordu. Bir özcünün, inançsız kişiyi kale almaması, ondan etkilenmemesi beklenirdi. Gerçek özcülerin aksine, terörist özcüler inançsızların günahkâr hayatlarıyla baştan çıkmaya hazırdırlar. Terörist özcü günahkâr ötekiyle savaşırken, aslında kendi arzusuyla savaşmaktadır. "Bu yüzden" der Zizek, "IŞİD’in sözde özcüleri gerçek özcüler için utançtır. Terörist özcü gizliden gizliye kendisinde aşağı bir şey bulur, aslında Batılı standartları içselleştirmiştir. Ve kendisini bunlarla tartmaktadır." Gray ve Zizek’i izleyerek şunu söylemeye çalışıyorum: Ölüm dürtüsünü bugün Ortadoğu’da bilinç altından fora eden ve bütün bir coğrafyayı kan gölüne çeviren şiddet özü itibariyle Batılı tarihsel kodlardan ilham almaktadır. Pervasız, görsel ve nihilisttir. Bu şiddet gösteriyle tamamlanan bir şiddettir, eğer internet olmasaydı  belki IŞİD diye bir örgüt de palazlan(dırıl)mayacaktı. Kurbanlarını ve onlara uygulanan vahşeti dünyaya seyrettirerek kendisinden geçen bir ölüm pornografisi, adeta günaha tapınmakta ve erdemle alay etmektedir. Naziler bile günahlarını dikenli çitlerin arkasına gizlemeyi yeğliyordu. Bu gösterme merakı, IŞİD liderinin bileğinde görülen pahalı İsviçre saati kadar Batılıdır ve İslamofobik önyargıları pekiştirmeye ve bölgeyi müdahaleye hazır hale getirmeye matuftur. Zaten bu vahşet gösterisinde ikna çabası yoktur, kafa keserek büyük askeri güçleri değil caydırmak ancak tahrik etmek mümkündür. Bu görselleştirilmiş vahşet, genetiğiyle oynanmış bir oluşum karşısında olduğumuzu düşündürüyor bana. İçine şeytani bir zekâ ve örgütlenme yeteneği katılmış, sömürgecinin büyük amaçlarına hizmet edebilecek hale getirilmiştir. Hristiyanlığın ilk dönemlerine ait bir apokaliptik vizyonun İslam topraklarında Ortaçağ kıyafetleri içinde sergilendiği ilginç bir "temsil" ile karşı karşıyayız. Ortadoğu’ya uygarlık götürme projesi milyonlarca insanın hayatına mal oldu ve bu barbarlık, başka barbarlıkları besledi. Gilbert Achar, bu durumu "barbarlıklar çatışması" olarak isimlendiriyor. Kriz dönemlerinde barbarlığın özgül biçimleri uygarlığa galip gelebilir, onu yutabilir. Barbarlık meşru müdafaa için mazeret oluşturmasa da iki barbarlıktan daha güçlü konumda olan, o barbarlığın tohumunu oraya ilk defa atan, kolonyalist heveslerle başka devletlerin sınırlarını yeniden çizen, daha suçlu değil midir? İşgalcinin varlığı ve barbarlığı, öldürdüğü insandan daha fazlasının isyancıların safına geçmesine yol açar. Kolonyal politika barbarlığın son yüzyıllara özgü biçimidir.  Bugün Türkiye’de PKK’nın ortaya çıkışında Diyarbakır Cezaevi’nin karanlık günlerinin bir etken olduğunu tartışıyorsak, Ebu Garib ve Guantanamo’da yaşanan utanç verici işkence, aşağılama ve eziyetlerin de "artık kaybedecek bir şeyi olduğuna inanmayan" ölüm süvarileri yaratabileceğini hesaba katmalıyız. Cellatların kurbanlarının sırtına basarak, onları soyarak, utandırıp aşağılayarak verdikleri pozlar bugünün IŞİD barbarlığını bir ölçüde fitillemiştir. Sömürgeci efendi tarafından atanmış yöneticilerin en büyük cani ve hırsız oldukları bir Irak’ta, insanları geleceği ve yarını olmayan bir ülkede yaşıyor olma hissinden kim koruyabilir? Bir ülkeye ve bir zamana ait olamayışın tetiklediği mağlubiyet ve mağduriyet hissini, öldürerek ve vahşet gösterisine katılarak, kazananların safında yer alarak iyileştirmek isteyen yığınları kim engelleyebilir? Bağdat, Şam gibi İslam uygarlığının anıtsal şehirlerini bir bir kaybediyoruz. Tarihsel hafıza yok ediliyor. İnsanı kaybediyoruz, iyiliği kaybediyoruz. Daha da önemlisi, dinin berrak ve barışçıl anlatısı, nasıl bir araya getirildiklerini ve dünya vizyonlarını hala anlamaya çalıştığımız bir vandal güruh tarafından yok ediliyor. Onları pek az tanıyoruz ama sözüm ona din adına, dinin mukaddes bildiği her  şeye savaş açtıklarını görüyoruz. Tarihte bir örnekleri yok, kendilerini yaslayacakları bir moral çerçeve yok. Yıkmak ve yok etmek üzere ilerleyen, tedhiş ederek zafer kazanan bir nihilizm alayı. Soğuk kanlı bir psikopatinin, tecrübeli bir katilin elinden çıkma bir senaryoda şuursuzca kendilerine verilen rolü oynuyor gibiler. İşleri bittiğinde imha edilmek üzere.
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.