Şeytanı taşlamadan önce

Şimdi tabii hepimiz rahatız. Atış serbest… Bayağı bir Hollywood filminde gibiyiz. Başından sonuna özdeşleştiğimiz ana karakter filmin sonunda katil çıkınca, hemen filmi başa sarıp tekrar bakıyoruz ve her bir sahnede bu sefer ana karaktere sövmeye başlıyoruz.

18.08.2016 10:34
İsmail-Yaprak



Kendisiyle sorun yaşamayan, kendini tartışılmaz bir noktada görmeyen sıradan ve gündelik insanların hemen hemen çoğu, darbe girişiminden sonra Gülen cemaati için rahatlıkla “yanılmışız” dediler. Zaten işin doğrusu buydu. Kendine bakmak, geçmişi irdelemek ve doğruyu söylemek… Tabii gerçekten yanılmayan ve cemaatin aralıksız düşmanlığını yapan laik kesimin bir kısmı “biz demiştik” dedi. “Biz size cemaatin nasıl ……. (buraya aklınıza esen sevmediğiniz bir sözcük koyabilirsiniz) olduğunu söyledik, ama siz dinlemediniz.” Bu kesimin cemaate fıtraten karşı olduğunu herhalde bugün bilmeyenimiz yok. Dolayısıyla onların cemaati önceden bilmelerini bu yazıda ben ciddiye almayacağım. Benim asıl ilgileneceğim kesim, darbe girişiminden sonra cemaatin ne olduğunu bize anlatmaya çalışan, kraldan çok kralcılar.

 

Bu insanlar bugün bize cemaatin şöyle sinsi, şöyle ahlaksız, şöyle şeytani olduğunu anlatıp duruyor. Yıllar önce yazılmış, cemaati öven, cemaate sempatiyle yaklaşan ne kadar yazı varsa bulup “bakın,” diyorlar, “bu insanların hepsi araştırılsın.” Bunca zaman sonra cemaat birden taşlanan bir şeytana dönüşüyor. Oysa daha düne kadar bu ülkenin insanları çocuklarını ablalara, abilere göndermiyor muydu? Onların dershaneleri çok başarılı bulunmuyor muydu? Türkçe Olimpiyatlarında ufacık çocuklar bilmedikleri bir dilde şiirler okudu diye herkes hüngür hüngür ağlamıyor muydu? Birçoğumuz bu insanların yurtlarında kalmadı mı? Neredeyse herkes bu insanların gazetelerine, dergilerine abone olup televizyon kanallarını seyretmedi mi? Sosyal medyada şimdi herkes Fethullah Gülen videosu paylaşıp, konuştuklarına bakıp “vay be, ne kadar şizofrenmiş; ne kadar psikopatmış” yorumları yapıyor. Oysa düne kadar o videoların bir anlamı vardı. O videolarda çoğunluk manevi bir lider görüyordu. Şimdi tabii hepimiz rahatız. Atış serbest… Bayağı bir Hollywood filminde gibiyiz. Başından sonuna özdeşleştiğimiz ana karakter filmin sonunda katil çıkınca, hemen filmi başa sarıp tekrar bakıyoruz ve her bir sahnede bu sefer ana karaktere sövmeye başlıyoruz. Zaten o sahnede ne mal olduğunu anlamıştık. Şu sahnede içimizden “bu adamda bir iş var ama” diye geçirmiştik. Yani aslında katilin o olduğunu biliyorduk ama söylememiştik işte! Bugün geçmişe bakıp Gülen’den alabildiğine öcü çıkarmaya çalışanlar, filmi ilk kez izleyen birinin yanında filmi üçüncü kez izleyen birinin hissettiği o çokbilmişliği, o ukalalığı yaşıyor. Halbuki mesele tam da o cümlede gizli: şeytanın en büyük başarısı, insanları kendisinin var olmadığına inandırmasıdır. 

 

Sonuç olarak, gerçekten zamanında bunların olabileceğini tahmin etmiş, araştırmış, bulmuş avuç içi kadar kişiyi muaf tutarak söylüyorum: bu ülkenin nerdeyse tamamına yukarıdaki cümleyi yutturdu bu cemaat. Bu, kim ne derse desin olağanüstü bir başarı. Tabii bugün, herkes anakronizm hatasına savrularak cemaati yerle yeksan etme derdinde. Kolay kolay kimse “ben biliyordum” diyemediği için en fazla “gözüm hiç tutmamıştı” deniyor. Zaten sorun da bu. Hiçbirimiz bilmiyorduk, tahmin etmiyorduk, bağıra bağıra “bunlar terörist” demiyorduk; sadece “yok ben almayayım” diyorduk -- “ama tabii siz hayatınıza devam edin; hayır yapın, hizmet edin, okullar açın…” Bugün kalkıp da “Fethullah Gülen sapkın, masonik bir lider; cemaat de ülkeyi ele geçirmeye çalışan bir çete; ben biliyordum” diyen birine kıs kıs gülüyorum. İyi de kardeşim, neden bunu bunca yıl boyunca söylemedin? Ben Gülen’in bir terör çetesi olduğunu bilsem hayatım boyunca bunu söyleyerek kendimi helâk ederdim herhalde. Hayatını gerçekten bunun için helâk edenler var, onları tenzih ediyorum; ama bugünden baktığımızda “ben biliyordum” diyenlerin çoğu, aslında film izlerken “katil şu mu acaba?” diyen birinden farksız geliyor bana.

 

Bu ülke öyle bir ülke ki… Sonuçta ben gazeteci değilim, araştırmacı gazeteci hiç değilim. Bir network’üm, bir bağlantım yok. Çoğumuz gibi gazete okuyor, haber sitelerini takip ediyor ve belli başlı kitapları inceliyorum. Düne kadar orada burada cemaati herkese “iyi biliriz” diye anlattık. Cemaatten insanlarla tanıştık, bir zararlarını görmedik. Kimseye bir şey empoze ettiklerine tanık olmadık. Türkiye’nin en kaliteli yazarlarını barındıran gazetesini okuduk. Dindar görünce öcü görmüş gibi korkan laik kesime de tabii biraz nazire yaparcasına, keyifle anlattık bunları. Kadrolaştıklarını duyuyorduk ama bu ülkede kadrolaşmayı duymak ciddi bir haber niteliği taşıyor muydu gerçekten? Ülkenin geçmişi din-laiklik, sol-sağ ekseninden; devletçilik ve askeri vesayetten geçilmediği için, Balyoz ve Ergenekon davalarına gözü kapalı atladık ve “bu işin içinde bir iş var” diyenleri darbecilikle suçladık. Dinin, dindarlığın ve muhafazakâr insanların bu kadar ezildiği ve merkezden kovulduğu bir ülkede, bir çeşit pozitif ayırımcı körlük yaşayarak, bu cemaati sahiplenmediysek de dışlamadık. Bugün geldiğimiz noktada ortaya çıkan gerçek şudur:

 

Herkes özeleştirisini yapmak zorunda... Sadece dindarlar değil. Bazıları “eskiden birbirinize söylediğiniz iltifatlar orada dururken bugün ne yapsanız boş” diyor. Bu samimi bir cümle değil mesela. Bu cümle hâlâ bir şeylerden yararlanmaya çalışan birinin cümlesi. Yani özeleştiriyi dindarlar yapsın, ben almayayım… Rahat olun, dindarlar o özeleştiriyi dakikasında yaptılar. Tayyip Erdoğan bağıra bağıra “ben bunlara yardım ettim, durumu anlayamadım, affedin” dedi. İster gülüp geçin, ister yüzeysel bulun, ister samimi bulmayın; şaşırtıcı gelebilir ama tüm gerçek bundan ibaret. Sırf kulağınıza sofistike gelmiyor diye bazı şeyleri kestirip atamazsınız. Ülkenin mayası bu…

 

Kendi vatandaşına kurşun sıkan bu dindar insanlar bu ülkeye gökten zembille inmedi, bunu da unutmamak lazım. Kötülük sanki bizden bağımsız bir şeymiş de, onu bir hareketle defedebilirmişiz gibi davranmak, kendimizi aldatmak olur. En büyük yanlışlık kötülüğü ötekileştirerek yapılır. “Onlar kötü, biz iyi” değiliz. Böyle bir ayırım yok. Kendisini eleştirmeyen, sorumluluklarının farkında olmayan, zihniyete değil kimliklere ve ideolojilere bakan herkesin varacağı nokta budur. Onların “onlar” haline gelmemesi için, bizim “biz” olmamız gerekiyor. 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Ro$ev Sîtav18.08.2016 12:26:00
yerinde bir yazi olmu$