Yerleşmek ve gitmek

Yavaş yavaş uğurladığımız bir 20. yüzyıl değerlendirmesini “Taziye” başlıklı yazımla yaparken ulaşım ve kentleşme konularını ayrıca yazacağımı söylemiştim. Sıra onlarda…

01.10.2017 13:40
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

1- TRENDEN TRENE                            

1.a Bir ayak dünyada                          

 

 

Bu yüzyılın icadı değilse de sanayileştirip bir zihin durumuna dönüştürdüğü Science-fiction’un da ilhamkaynağı uzay teknolojileri, sonunda bir veri  iletişimi aynasına indirgenmiş halleriyle yüzyılın başlıca hayal kırıklıklarından olsa da ulaşım teknolojileri sanayi devriminden beri insanın dünyayla kurduğu ilişkilerin en radikal dönüşüm zemini olmayı sürdürüyor. Değil başka gezegenlere gidilip yerleşilmesi, uydumuz ayı bile ilk üçlüden sonra yakından gören olmadı. O uzay gemileri insanı uzaya taşımak yerine yaşadığı dünyayı uzaktan gösterir hale geldi. Gezegenler arası seyahati de dizi film kahramanlarıyla deneyimleyebildik.

 

 

Yüzyıl başında önceki yüzyıl icadı demiryolunu erken emekli eden otomobil ve uçak, yerlerini yüzyıl bitmeden ikinci demiryolu devrimi faili hızlı trene terketti bile. Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu’nun ekonomisi güçlü coğrafyalarında manyetik prensiplerle işleyip alçaktan uçan bu yepyeni araç, ağı tamamlanmış bölge ölçeğinin makul ortalaması olarak yakın mesafede otomobilin orta mesafede uçağın yerini aldı… Türkiye de dahil içlerinde o ağlar hızla genişlerken Asya-Avrupa kestirme hattı kuruldu bile. Otomobilden çok hızlı ve konforlu olduğu için, uçaktan da yolda inip hat değiştirme imkanı esnekliğiyle avantajlı. Yataklı tren eskiden de lokantası da dahil otel konforuyla bir gecede Ankara’ya götürüyordu, ama artık bir de internet bağlantılı ofis konforu eklendi.

 

 

 

1.b Büyükle küçüğün direnci    

 

Ama trene bu dönüş o kadar da rakipsiz olmadı, uçak ve otomobil hala direniyor. Uçakların o istif şeklindeki oturma düzenine önce rahat oturmalı bir business seçeneği eklenmişti zaten, ardından da uçağın geniş iç hacmi Cruize gemiler model alınarak çeşitli işlevsel bölümlere ayrılıp yolcu koltuğuna bağımlılıktan kurtarıldı. O arada da business’den başlayan koltuğu rahatlatma etapları yatağa kadar evrilebildi.

 

 

Hatta koltuk değil, alan kiralanıp sefer süresince oturma, çalışma, yatak odası gibi düzenletip yolculuk bile mümkün artık. Mesela yönetim kurulu toplantısı yapmak da, hatta yemeğe misafir ağırlamak bile; şöyle New York’a yiyip-içerek seyahate ne dersiniz? İnince Lincoln’de bir de opera izlerdik…

 

 

Otomobil de bu arada boş durmadı. İlk hamle bagajı da katarak iç hacmi büyütmekti ki büyük Amerikan ailesine has piknik alışkanlığından türeme station wagon başka yerlerde pek tutmadı. Sonra VW Golf ile arabayı büyütmeden bagajı içeri çekip küçük arabayı rahatlatınca, hatchback adını alacak bu model tüm markaların menüsüne girdi. Ama hacmi genişletirken oturma düzenini de değiştiren iddiası adından belli Renault Espace oldu. İki öne üç arkaya yanyana dizilme yerini, karşılıklı oturma alternatifli üç sıra almıştı. Mercedes One’a da hacmi iyice büyütüp konforu artırmak düşecekti. Bu arada başka bir trend jeep’in statüsünü arazi arabalığından kent arabalığına yükseltip marka menülerine katarken, onun ortalamaya etkisi arabaları yükseltmek oldu. Artık hepsinin menüsünde birer cipi ve minyon minibüsü var. Tabii bu otomobil ve uçak ekstremlerinin ancak çok küçük bir yüzdenin ulaşabildiği lüksler olduğunu söylemeye gerek yok.

 

 

Lüks geleceğin standardına denek olabildiği ölçüde gündelik yaşama dair işaret değeri taşır. Azınlığa nasip olmuş bir imkân günün birinde kârlı olup yayılıverir. Biz en son cep telefonu ve laptop’la tanığı olduk bu sürece. On yıl önce ilk ekran yüzeyli İ-phone bile ayrıcalıktı.

 

 

1.c Dört de çok, ikiyi aşma! Herkes eşine

 

 

Bir de motosiklet var; dayanıklılık ve sürat performansı yanı sıra ikinci kişi kapasitesi geliştirilerek, asi gençlik aidiyetinden çıkıp alelade çift aracı statüsüne yaklaştığını da unutmamak lazım. Hatta çiftleri otomobilin yükünden kurtaran kent-içi/yavaş Vespa türevleri de var artık.

 

 

2- METROPOLDEN ALTKENTE

 

Otomobilden ikili Vespa’ya geçiş konuyu ulaşım aracından yerleşmeye, hareketten durup oturmaya taşımak için en elverişli aralık. Çünkü büyüyüp metropolleşen kentlerin parçalar halinde koparak parçalı büyüme ihtiyacını mümkün kılmış   otomobil daha yüzyıl bitmeden öyle bir trafik cehenneminin kaynağı oldu ki, bu ikili Vespalar kitlesel tarifeli seferden özgürleştiren otomobilin kendisinden kurtulmanın ortalama ihtiyaca dönüşmesinin karşılığı oldular.

Sandalyeleriyle bedenlerimizi fethedip, kamusaldan özele her yeri kaplamış LA’li tasarımcı çift Eames’lerin rol modelliğinde şerit aralıklarından aheste ve engelsizce giden özgür çift…

 

 

E.Howard Bahçe-şehir

Kentten kopmuş yerleşme dilimleriyle kentleşmenin teorisi geçen yüzyılın sonunda Ebenezer Howard’ın “bahçe-şehir”iyle yapılmıştı. Adındaki yeşil vurgusu bahçelerle parka işaret etse de asıl önemli etkisi kentten uzak yerleşmeyi gündeme getirmekti. Sanayi devrimi başında çevrelerini yutarak büyümüş kentler artık kendi çevrelerini üretir hale gelmişti.  

 

Merkezi; yeşil kuşağı ve erken altkentleriyle Londra ve metrosu

Çoğu modern sosyal olgunun odağı Londra yüzyılın ortası geldiğinde çoktan salkım-saçak hale gelmişti. O parçaların çoğunda parklarla bahçeler Howard’ın hayal ettiği kıvamda değilse de kentin imarlı alanlarının uzağındaydılar. İşte o kent merkezinden uzaktaki evler birer de araba edinince, merkezdeki kentle alt-kentler arasında plan marifetiyle bırakılmış yeşil kuşağın içindeki bağlantı yolları tarifeli banliyö seferlerini aratır hale gelecek derecede doldu. Ara çözüm, çoktan sisteme dönüşmüş metro ağının uzatılmasıydı ki, çabucak yaptılar. Ama altkentin başlıbaşına bir yaşam kültürüne dönüşeceği yer karşı kıyı Amerika oldu. Downtown denen kulelerden menkul küçük ve (eskiden mahrum) yeni bir merkezin dışı tamamen o altkentlerin çepeçevre dizilmesiyle oluşmaya başladı ki başka oturacak yer de zaten yoktu. Erken kentleşmiş doğu yakası haricinde Avrupa’daki apartmanları bulmak olanaksız… Dizilerin eviyle ve bahçesiyle özdeşleşmiş karakterleri boşuna değil, asılları kıtayı kaplamış zaten. Kıta Avrupası’nın üzerinde uçarken aşağı bakınca da farklı kentlerin artık içiçe geçmiş altkent peyzajının hakimiyetini gözlemek mümkün.

 

   

Ayrı bir yazı konusu yaptığım Los Angeles’in tasvirini (http://serbestiyet.com/yazarlar/ihsan-bilgin/col-gulu-132225) bu altkentlerin en zengininden yoksuluna bitişerek bölge ölçeğinde yayılmasıyla oluşmuş bir aşırılık olarak yapmıştım. (E.Soja’nın tabiriyle kentsiz altkent.)

 

Los Angeles

 

Bu bağımsız evler konseptinin karşıt ucu transatlantik modeli, herşeyin yekpare bir bünyede toplanması da daha yüzyılın ilk çeyreğinde Le Corbusier’in Unite Habitation’uyla tasarlanmıştı. Evlerin bahçelerini  blok içi teraslara taşımakla yetinmeyen Unite mahalle parkını çatısına dükkanlarını da ara katlarından birine taşıyordu. 50’lere kadar kağıt üstünde kalan bu holistic tasarım sonra Marsilya’dan başlayarak birkaç yerde yeni çeşitlemeleriyle denendi.  

 

Teras parkı, ara-kat çarşısı ve geniş hacimli evleriyle Le Corbusier’in Marsilya bloğu.       

Corbusier’in değerlerini içinde taşıyan tasarımı da kendi yaptıkları dışında bir yüzyıl standardına dönüşmeyip, kentin dışındaki konut bloklarını hoyratça büyütmenin meşrulaştırma aracı haline geldi.

 

Kieslowski, Dekalog

Ama Corbusier tasarımını dejenere etmek gayrımenkul kapitalizminin hoyratlığının son eşiği değildi. Yeryüzünde inşa edilmemiş yer bırakmayana kadar inşa etmekte kararlıydı. Bulabildiği en ücra kalabalık genişliği uzak doğunun Çin’ini frensizce inşaat alanına çevirdi.

 

Sze Tsung Leong Hong Kong 

Sze Tsung Leong Beijing

Sze Tsung Leong Shanghai

Nina tower, Hong Kong

 

 

 

 

 

 

     

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.