Postmodern’in şahsi kısa tarihi

Son onyılları tarihin nasıl tarih olduğunu anlayacak şekilde yaşadık. Şimdiki kuşakların kendilerini içinde buldukları koşulların oluşumunun adımlarına onlara eşlik eden araç-gereciyle de birlikte tanık olduk. Kendi deneyimlerimle anlatmayı deneyeceğim.

16.07.2019 12:42
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

 

1-TIR’la gelen bilgisayar          

 

 

1970’lerde İTÜ’de okurken bir gün kapıya bir TIR yanaşmış ve kalabalıkça bir teknisyen grubu getirdikleri parçalarla Taşkışla’nın zemin katında büyükçe yer işgal eden mekânı kaplayan bilgisayarı monte etmişlerdi. O hakikaten bilgi sayıyordu ve çoktan seçmeli test sınavları benzeri test esaslı anket araştırmalarını değerlendiriyordu. Ardından onunla işlem yapmak için gerekli bilgisayar dilleri Fortran vs.’yi öğreten dersler açıldı. Dersi alan yeniliğe/geleceğe yatkın arkadaşlar Fransızca veya İspanyolca öğrenmekten zor diye çabucak vazgeçtiler. Sonraları o makinanın minyon bir çeşidinin Harvard'ın mühendislik binası girişinde antika niyetine sergilendiğini gördüm.

 

2-Fax’ın büyüsü                                  

 

 

1980’lerin başında büromuza aldığımız fax makinasının başına toplanıp dost bürosundan ricayla çektirdiğimiz ilk fax sayfasının amonyak kokulu kaygan kâğıtta belirişini sihirbaz marifetine tanık olurcasına izleyişimiz de taze bir anıdır.

 

3-Kullanışlı Bilgisayar evden müzeye, fare her yere        

 

 

Birkaç yıl sonra elektronik mezunu arkadaşımın bir gün Commodore klavye ve joystick setiyle gelerek tv ekranına bağlayıp bununla oynayarak gelecekte her işinizi yapacağınız ortama hazırlanın dediğini hatırlıyorum...

Çoktan icat edilmiş fare’yi (maus) piyasaya süren MAC olmuştu ve Fortran kadar olmasa da karmaşık ezberler gerektiren karmaşık klavye komutları yerine elin hareketiyle uyumlu işlem imkânı sunuyordu. Kısa zamanda IBM ve HP türevli ve PC diye adlandırılan hegemonik kümenin de standardı haline geldi.

 

 

4-Önce doküman taşınıyor                 

 

 

Kişiselleşmiş bilgisayarın bir başka bir avantajı da belgelerin cep büyüklüğündeki disketlerde taşınabilmesiydi. Cep boyutlu doküman taşıyıcılar memory-stick ile plastik çakmak boyutuna düşmeden, cep boyutlu disketler halinde 8-10 cm’lere inmişti zaten. Yaygın yazı programı Word’ün hafızaya kaydetme komutu ikonu hala disket şeklinde… Bu aralıkta kapasiteler de çoktan MB’den GB’ye yükselmiş, katları ve askatlarıyla bit metrik sistem tanınırlığında bir norma dönüşmüştü bile. Mac dâhisi Steve Jobs’un resimde elinde tuttuğu Ipod, daha iki on yıl önce kaset boyutlu teyp Walkman ile cebimizde taşınabilir kılınmış şahsi müzik menümüzün taşıyıcısını çoktan çakmak boyutuna indirmişti. Ama müziği yaymayı da ulaşmayı da kolaylaştırıp demokratikleştiren hamle de sonuçta “indirme” fiiliyle adlandırılan ve dijital dünyanın da dönüm noktası internetle gelecekti.

 

5-Yazıdan görsele -  Sekreteryadan atölyeye         

 

 

Mac’in o arada ekran ve işlemciyi kolay taşınır bir kutuya sığdıran kullanıcı dostu Classic modelini üretmesiyle bilgisayar kurum sekretaryası gereci olmaktan çıkıp evdeki masalarımıza taşınmıştı. 90’larda o Classic’i evdeki masamda bırakıp NY-MoMa’ya gittiğimde bir eşinin müzede sergilenişine tanık olunca zaman tünelinde ileriye sıçramış gibi oldum. Belli ki, başarılı tasarımıyla ileride müzeye taşınacağı belli diye erkenden menülerine katmışlardı. O masamın üzerinde bıraktığım o 40 MB’lik derli toplu, kullanışlı kişisel gerecin hafıza ve işlem kapasitesi yirmi yıl önce okula kurulmuş kurumsal makinadan misliyle güçlüydü. O arada printer’lar da pratikleşip rulo kâğıtlar yerine A4 kullanır hale gelmiş; yanı sıra masa setini zenginleştiren cihaz olarak tarayıcılar da görselle çalışanların vazgeçilmezine dönüşmüştü.

 

 

Bu cihazların profesyonel çeşitleri ciltleme imkanlarıyla da donanarak eski fotokopi dükkanlarını minyon birer matbaaya dönüştürdü. CD’yle taşınan dokümanın kitapçığa dönüşmesi için birkaç saat yetiyordu. Bürolar yaptıkları işlerin toplamını birer doküman kitabına dönüştürdüler.

 

 

Sonra o da kişiselleşti: İş dünyasındaki profesyonelizm eğilimi ile buna uyum sağlama peşindeki üniversitelerin beklentileri CV hazırlamayı başlı başına tecrübe gerektiren bir işe dönüştürdü. CV de zaten çoktan yaşam akış listesi olmaktan çıkıp marifetlerin de sergilendiği portfolyoya dönüşmüştü. Başvurulacak kuruma göre ücreti karşılığı portfolyo hazırlayan yerler oluştu.

 

 

Profesyonelizmden tekrar teknik gelişmelere dönersek:

 

6-Lambasız ve kablosuz                               

 

 

Masalarımızı rahatlatan iki gelişmeden biri TV’lere paralel olarak bilgisayar ekranlarının da derinlikleriyle desktop setini hantallaştıran lambalı sistemden kurtularak, yassılıp incelmesiyse diğeri; setin parçalarını birbirine chip’lerle bağlayarak kablolardan kurtaran sistemlerdi.

Fransız filozof Jean Baudrillard çağın fenomeni sorulduğunda ne interneti ne de cep telefonunu değil, Photoshop’u işaret ederken çağın söz ve yazı değil görsellik eksenli olarak işlediğinin altını çizmişti.

 

 

Zaten bilgisayarın kurumsal resmiyetten doğrudan üretime taşındığı yerler de management ortamlardan ziyade yaratıcı design bölümleri oldu. Üniversitelerin de mimarlık ve tasarım bölümleri.

 

7-Arınmanın zirvesi: Portatifleşme                         

 

 

Kronolojik sırayla gelmeyip hikayeyi günümüze bağlayacak başlıca gelişme işlemci, ekran ve klavyenin kolay taşınır çantaya dönüştürürülmesiydi. Mac yine ilk hamleyi yapıp top şeklindeki maus’u da setin içine katan Powerbook’u piyasaya sürdü. O küresel fare de sonra dokunmatik yüzeye dönüştü. Hepsi küçülerek aynı bünyenin parçası olunca masanın üzerinde toplanma gereği de kalmadı. Artık bu yeni gereçle kucakta veya diz üstünde de çalışılabilirdi: Adı Laptop (dizüstü)’da buna vurgu yapıyordu zaten. Sony-Vaio bu kompakt cihazı iyice inceltip hafifleten model oldu. Sonra da artık geri dönülemedi ve tüm markalar o hafiflik ve incelikle yarışınca en tecrübesizinden profesyoneline herkes birer tane edindi. Baterisini gün birimli zaman aralıklarında çalışma garantisiyle şarj edecek bir sistem gelişmediğinden hafızanın tamamını kablodan kurtarmanın hala yolu yok.

 

 

 

8-Kart bolluğuyla dijital meydana

 

 

Dijital gelişmenin asıl etkisi hayatlarımızda/masalarımızda teker teker yarattığı değişimlerle değil, sosyal hayatımıza topluca ve sistemik şekilde nüfus etmesiyle oldu. Okula o kat büyüklüğünde kurumsal bilgisayarın kurulduğu yıl bir arkadaşımla ailelerimizin ceplerimize koyduğu beşer bin lirayla otostoplu Avrupa turuna çıkmış, birkaç haftada dönmüştük. Şimdi kredi kartsız birkaç gün geçiremeyiz. Uzunca seyahat ve günlüğü aşan bütçeler bir yana; cep telefonları olmadan Taksim postanesi önü randevularımızı nasıl denkleştirebildiğimiz bile artık başlı başına mucize gibi gözüküyor. Buluşsak bile, gideceğimiz, lokantanın hesabını sinemanın biletini kartsız ödeyemeyiz. Pratik buluş Akbil bile tarih oldu. Anahtar da karta dönüştü. Bu hengame içinde ayrıntı sayılabilecek nice alışkanlık da tarihe karışıyor. Mesela iyi kitapçıda uzun zamanlar geçirme alışkanlığı yerini internetten kitap seçip Amazon’a, İdefix’e sipariş vermeye bıraktı bile.

 

Berlin/Savignyplatz’da sanat-mimarlık kitapçısı Bücherbogen 

 

Daha internetten, Biletix’ten bahsetmedik bile. Yazarlar yazılarını gazeteye elden verirdi. Artık gazete böyle bir gün bile çıkamaz. 90’lardan beri bütün dünya ile aynı iletişim ağına bağlıyız.

Cep telefonları sırf günlük randevularımızı pratikleştirmedi, internet bağımızı da masadan cebimize taşıdı. Olanca hantallığıyla 90’ların araç telefonunun ömrü kısa, yaygınlığı iş dünyasıyla sınırlı kaldı.                                                                    

 

9-Dizden cebe       

 

 

Telefonu 90’larda ceplerimize sokan Ericsson yalnız ağırlığıyla değil, sadece bir numara sığan ekranı ve sınırlı hafızasıyla da makuliyet sınırlarımızın çok gerilerinde kaldı. Cihazın genişçe yüzeyinin tamamını ekrana dönüştürmeyi ilk akıl eden de Iphone ile Mac olmuştu. O görece büyük ekran, ustası genç ellerde bilgisayar ekranı maharetiyle kullanılıp cep bilgisayarına dönüştü.

Sınıfımızda sanata yatkın birkaç kişinin fotoğraf makinası olurdu. Artık herkesin cebinde… Makinayı ayağı tripod sabitlerdi; o ayak artık gerisini, çekeni çekme,  (selfie) imkânlı oldu.

 

 

Dünya 18.-19. Yüzyıldönümünde buhar makinasıyla, 19.-20.’de elektrik ve içten patlamalı motorlarla tamamen değişmişti.

 

10-Yer değiştiren doğal-suni                                  

 

20.-21. Yüzyılda dijital teknolojilerle tekrar tepeden tırnağa değişti. Yüzyüze ilişkiler tükenmiş değil, hala başkalarıyla buluşuyoruz. Ama ilişki imkanlarımız artık sanal bir arayüzde temsil edilebilmenin gölgesinde ötekinin alternatifi olarak ve tercihlerimizle gerçekleşiyor... Yani daha doğal ve akışkan olanı sanal dünyadakiyken, eskisi gibi gövdesel temaslarımız, tercihe bağlı zorlamalara dönüşmüş oldu. Toplantılara en azından birimizin Skype ile katılmasına göre bir oturma düzeni ve konuşma adabı gelişti.

 

 

Kapitalizm, tarihin sonunu ilanının yanı sıra binyılların ilişki alışkanlıklarını da tersine çevirmiş oldu. Bu iletişim ve enformasyon odaklı sosyal ilişkiler de kestirmeden Postmodern diye anılabiliyor. Facebook ve Twitter dijital meydandaki söz alma prosedürlerini demokratikleştirirken orada buluşmuş herkesi söz almaya teşvik etmiş oldu.

 

 

11-Maddi dünya                                            

 

Bu gelişmeler sadece iletişimin maddesiz dünyasını değil, maddi dünyamızı da etkiledi. Bilgi sayarken sınıflandırmakla sınırlı o ilk cihaza verilmiş bilgisayar adı bütün bu gelişmelerden sonra çoktan tarihe karışmış bir yanlış adlandırma olarak dilimize yapışıp kaldı. Oysa o kullandığımız gereç başından beri tüm olasılıklardan elenip süzülmüş bir sonucu ekranımıza taşıyordu. Bütün gelişmeler sonucunda bu gereci tasarım gibi karmaşık ve yaratıcı bir işte kullanmanın, akıl/beceri süzgeçlerinden geçerek vardığı yer; hep yeniden tanımlanırken değişen ihtimal setleri aralığında hareket ederek kabulden/kavramdan biçime gitmenin adı olan parametrik tasarım oldu. Hala en gözde mimarlık okulu Architectural Association(AA)’ın bulunduğu Londra/Bedford Square’a yerleştirdiği oturma o yılın tasarımı elemanı kent mobilyası parametrik tasarımın sadece gösterişli bir temsili. Bu kapasitelerle donatılmış atölyeler mobilya piyasasının ortalamasına dönüştü bile.  

 

Bedford Square’da AA heykelleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

        

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.