Heyecan mı, endişe mi? İmgeler mi? Cami mi? Proje mi?

Rahat yok Maçka vadisi üzerine Boğaz yazımı da bitirmiştim ki bir de “Maçka Vadisi”nde konu gereği altı çizilmiş Taksim’e cami, resimleriyle düştü gündeme, bâri uçuk değil, vasat proje; müellifin hocası Leon Krier karşılaştırmasıyla :

23.02.2017 12:47
İhsan-Bilgin

serbestiyet.bilgin@gmail.com

 

 

 “Çağımızı temsil eden şey nedir?” sorusunu Photoshop diye yanıtlayan kimdi hatırlamıyorum.

Photoshop,  Word gibi yazı programlarından tanıdığımız kes-yapıştır [copy-paste] işlemlerini görselle yapmayı kolaylaştırıp müdahaleyi de mümkün kılan bir pogram. Yazılar da görsele dönüştürülerek katılıyor kolajlara. Sadece kolaj değil, görselleştirilmiş her şey üzerinde işlem yapılabiliyor. Dolayısıyla imkânları menüsünce otomatiğe bağlanmış değil. Mesela word’de yazının en küçük birimi harflere müdahale edemiyor, menüdeki hazır karakterlerden farklı tercihler yapabiliyoruz, o kadar.

 

Kolaj tekniğini absürd içerikli ifade aracına dönüştürmüş avangart Dada akımının bir ürünü.

 

Mimarlık ve tasarım öğrencileri projelerini ağırlıkla photoshop marifetiyle hazırlayıp sunuyorlar. Kuşağımın hayranlıkla izlediği bir el çabukluğuyla, on-parmak daktilo süratiyle kullanıyorlar.

Her zaman onlar gibi meşru amaçlarla da kullanılmıyor. Her türden görsel tahrifatın da en gözde aracı.

Medyada dolaşan şuurlu, şuursuz Taksim camii imgelerinin haddi-hesabı olmaması ciddi bir kafa karışıklığı yaratıyor. Herkes benzeri araçların yardımıyla, işine gelen (lafın gelişini tamamlayan), camiyi “İşte bu!” diye sürüyor medya pazarına. 

 

 

İçlerinden biri bir çok bakımdan özellikle tehlikeli. Ne teknik ne estetik bakımından sindirilmediği aşikâr. Mühendis masası görmediği izlenimi veren sadece kubbenin küre olana kadar büyütülmesiyle elde edildiği anlaşılan küre formunun büyüklüğü değil, havada uçan yollar, tuhaf açıyla eğilmiş duvarlarıyla uyanıkken görülmüş bir hayal sanki. Estetik açıdan bakılırsa, yeryüzünde bildiğim farklı tipolojik sentakslarla gelişmiş camilerin Anadolu da dahil inşai kültürleriyle herhangi alışverişe girmeyen bir masa üstü yerküre modeline yapılmış bir zihinsel yatırım. Kürenin ve minarenin tepesine serpiştirilmiş gelişigüzel açılı hilalleriyle de birlikte masaüstü süsü yerküre maketinden başka olsa olsa güneş sistemi tasvirindeki gezegen seyri tasvirlerini, özellikle de satürn imgesini çağrıştırıyor o kadar. İmgeyi endişe kaynağı yapan ikinci konu bazı diğerleri gibi meydanın ortasına gelişigüzel konmayıp, yapılacağı resmen ilan edilmiş çeşme duvarlı su taksim deposu ardına yerleştirilmiş olması. Yani yeri bakımından gerçelik iddiası taşıması. Bunun bir de Babylon efsanesini ciddiye alıp Maçka vadisine döndürülmüş çeşitlemesi olması da değil üçüncü endişe kaynağı; diğerlerini pekiştiren endişe, Cumhurbaşkanı masasına kadar yükseldiği iddiasıydı. Ne de olsa teknik zaaf, masraf, mantık dinlemeyip Boğaz taklidi kanal projelerinden vazgeçildiği haberi bir türlü gelmek bilmediğine göre çarpıtılmış haber olmayabilirdi. Teknik ve estetik zaaflarıyla ciddi güncel mimarlık literatürüne sızması mümkün olmayan hayali imgelerin devletin en yüksek mertebesine ulaşmasından endişe etmek için başkanlığa, tek adamlığa gerek yok. Devletin ciddi elek mekanizmaları olmaması yetiyor endişelenmek için.  

Her neyse ne olduysa oldu; bütün bunlardan tamamen farklı, hiç değilse iddiasız ve vasat bir Şefik Birkiye projesinin geçtiği açıklandı koruma kurulundan.

Müellifi Şefik Birkiye adını biz hocası olarak yanında gözükmeyi başardığı Leon Krier dolayısıyla biliyorduk; Türkiye Ak-sarayın mimarı olarak tanımıştı onu.

 

 

Aslında Türkiye’deki bildiğim ilk işi İstanbul Klasis oteliydi ki, mimari dağarcık kadar onu kullanma biçimi de pek muteber sayılmayan bir tutuma işaret ediyordu. Hocası Leon’la paralel eğilimdeki kardeşi Rob’un dağarcığını keyfi bir savurganlıkla eklemleyerek kullanan everything goes [herşey olur/bırak yapsın] popülizminden öte bir vaadi olmayıp klasisizmi Leon’un karşısında mücadelesini verdiği herhangi stile dönüştürüp devalüe eden bir kolajdı zaten. Saray da bu izin iktidar gücünü sırtlamışlığın güveni ve böbürlenmesiyle anıtsallaştırılmış bir çeşitlemesiydi o kadar.

 

 

Taksim camisi oyunu başka sahada oynamayı seçmiş. Vasata oynuyor. Beceriksiz gösterişe tercih edilir ama; ölümü görsek de sıtmaya niye razı olalım?

Konuyu kapatmak için önce Taksim’i hatırlayarak onaylandığı öne sürülen projeye göz atıp, sonra da hocası Leon Krier’in mimarisi aracılığıyla Birkiye’nin bu işler uğruna nelerden vazgeçtiğine bakalım…

Serbestiyet’teki “Tepeden tırnağa Taksim” başlıklı eski bir yazımda ki, artık Taksim yok, ama önündeki taşlığıyla AKM ( alt hava resminde solda ) ve İstiklal’i sonlandırırken bu mimari gözle ölçüsüz ve biribirsiz boşluğun AKM ve taşlığı dışındaki düzgün kenarı olan çeşme duvarı su Taksim deposu (hava fotoğrafında sağda müstakbel cami zemini otoparkla dairesel heykel refüjü arasındaki yapı) meydana dönük sırtı çeşme-duvarının otuz yaş üstleri için cep telefonsuz dünyanın kendini göstermesi kolay güvenli randevu yeri hafızası olduğuna değinmiştim.

 

Taksim meydanı; sağda dairesel heykel refüjü karşısında: önündeki meydan boşluğuna yaslanarak sınırlayan çeşme duvarıyla hafızalara yerleşmiş su taksim deposu, ardında da cami arsası yapılan Tarlabaşı bulvarına bitişik otopark boşluğu… Sol kenarda: önündeki taşlığıyla AKM. Karşıda: İstiklal-Sıraselviler dönemeci ve olaylı 1 Mayıs1977’nin başaktörü ve altındaki Marmara Cafe katliamında  sinemacı Onat Kutlar’ın öldüğü Marmara  Oteli.

AKM’nin karşısı Taksim deposu çeşme duvarı ve heykel. Arka planda kubbesiyle yarışılması adet olmuş kilise. 

Taksim deposu çeşme duvarının şantiyeleşmiş resmi.

 

 

AKM tarafı sahipsiz ve ilgisiz, kendi başına bırakılmakla zaten gözden çıkarılmıştı, karşısındaki çeşme duvarı da ardına gelecek camiyle tamamen bağlam değiştirecek. Dolayısıyla, meydanın belirleyicisi Gezi’den sonra boşluğu ıssızlaştıran zemin-altı trafiğiyle meydan zaten bir metro tabelasına indirgenmişti. Şimdi son iki hafıza kaydının da silinmesiyle tamamen hayale dönüşecek, duvarı heykelle arasında bırakarak önemsizleştiren projeye gelince: Evet diğerleri gibi hantallığıyla sorun oluşturmuyor, ama camiyi külliye yapan ek işlevleriyle ve avlularıyla su taksim deposu ile Tarlabaşı dokusu arasına tost makinasına sokulmuşcasına sıkıştırarak bu kez de kendi programına haksızlık ediyor. Fantazmagorik olunmadan da cami odaklı külliye inşai kültüründen nasıl uzaklaşılacağının örneği adeta. Ezik, çaresiz ve kişiliksiz bir son rötuş olarak yerleşecek meydana.

 

 

Geometri kaçkınlığı ve inşai kültür yoksunluğuyla bu vasatlık tam da hocası Leon Krier’in adını koyup mücadele ederek kariyerini adadığı sorun oldu hep. 

Leon Krier ciddi adamdı, erken postmodern zamanlarda fanatik Modernist dogmalarla militan mücadelenin başlıca adreslerinden olurken, populist kanat karşısında eski kıta Avrupa’nın ve Akdeniz havzasının kâdim mimari değerlerinin öncülüğünü yapmış, okuyup-yazmış iddialı meslek çevrelerinin gündemine Antikite kökenli klasisizmi sokmayı başarmıştı.

 

 Aydınlanma devri mimarı Ledoux’un tuz fabrikası Saline de Choux. 

L.Krier’in erken dönem çalışmalarından Berlin-Tegel projesinden bir pafta.

 

Özlediği 19. yüzyıl klasisizmi değil, Barok zamanlarda kentlerdeki inşai kültür kadar  aydınlanmacı çevrelerin romantik hayallerini de süsleyen Antik kent özgür hemşehrilerinin, edebiyat, müzik, felsefe, matematik, siyaset ve beden terbiyesiyle yoğrulmuş süzme yaşam deneyimleriydi.

Klasisizmin gelişigüzel didiklenecek bir stil dağarcığı olmaktan kurtulup kaynaklandığı yaşam kültürünün ifadesi bir ebediliğe maledilmesini istiyordu.

 

 

Geç dönem projeleri, erken dönemin fikir ağırlıklı hayali resimlerinden ziyade, Modernizm karşıtlığında buluştuğu Prens Charles’la işbirliği mahsulü gerçekçi projelerdir, aydınlanmayla hayal alışverişinden ziyade sıradan baroğun inşai  disiplinine öykünürler. Paternoster Square, İngo Jones’un Londra’nın ilk spekülatif estate projesi Covent Garden ilhamı aşikâr kıta Avrupası modeli bir kent meydanıyken, Poundbury köyü, Bahçe-Şehir mirasının devraldığı şekliyle o inşai disipline öykünen içe dönük bir bahçe-şehirdir. 

Ciddi adam dedikse de Krier’in ciddiyeti aristokrasinin kaskatı elitizminden ziyade humor’a açık etik/estetik bir disiplindi.

 

Paternoster Square.

 

Charles’la işbirliğinden sonra da erken zamanlarından bildiğimiz ve aşağıya örneklerini koyduğum karikatür karakterli  ifade tekniğini pedagojik ve hiciv amaçlı mesajları için kullanmayı sürdürürken mesajlarının esas vurgusunu o arada iyice azgınlaşmış gayrımenkul kapitalizmi karşıtlığına yaparken, modernizmin sorgu-sualsiz dogmatik yenilenme yatkınlığıyla içi boşalmış geçmiş arayışının spekülatif koşullarda aynı kapıya çıktığını dile getirir oldu.

 

Versailles,Yvelines.

 

 

Mimarları kıyasladık da tersten gidip politikacıların masalarındaki projeleri de kıyaslayabilirdik. İngiltere meşruti krallığındaki bir tarafın en yetkilisi Prens Charles’inkilerle Erdoğan’ınkiler arasındaki fark dikkate değecek ölçüde. 

Üstelik ne sadece Erdoğan ne de Taksim. Erdoğan o iflah olmaz projeye angaje olmakla kalmayıp, kültürlü iş insanı Mehmet Kavuk’la belediye işbirlikli istikbal ve kalıcılık vaadli uhrevi aura yarışında neredeyse Sinan’ınkilerle boy ölçüşecek Nevzat Sayın tasarımı Malatya çarşı camii projesine de özgünlüğüne müdahale ederek engel oldu. Camiyi şekillerle özdeşleştirip mimarisi kadar işlevi ibadetin de içini boşaltma konusunda iktidarın meclis kanadı da Cumhurbaşkanı’ndan geri kalmayıp kendi kampüslerinde yapılıp özgünlüğü Ağa Han ödül jürisi raporlarıyla küresel mimarlık dağarcığına malolup  tescillenmiş Behruz&Can Çinici tasarımı Camii arsa değerine indirgemekten geri durmadı.

 

N.Sayın Malatya Cuma camii.

B&C Çinici,TBMM camii.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.