Babamı çok özledim

Ben seni, her yeni bir şey yapmaya kalktığımda bana engel olan adam olarak gördüm hep o yıllarda. Halbuki sen benim iyiliğim için bütün bunları söylemişsin. Günlerden bir gün yine bana demiştin ki “Sen bütün dediklerime hak verip harfiyyen anladığın ve uyguladığın zaman ben yanında olamayacağım…”

15.08.2017 15:16
Hrant-Topakian



 

Dünyada başa çıkamadığım yegâne acı baba kaybıdır. Dokuz yıl geçmesine rağmen hâlâ babamım ölümüne alışamadım. Baba demek, güç demektir… Sırtını dayadığın koca bir dağdır baba. Önündeki koruyucu kalkandır baba. Herkesin sırtını dayadığı koca bir dağı varken, güçsüz ve yapayalnız kalmaktır babasızlık. Her aklıma geldiğinde suratıma yediğim koca bir şamardır babasızlık. Kimseye belli etmeyip güçlü olmaya çalışırken içine akıttığın zehirdir babasızlık. İnanır mısınız, “baba” demeyi o kadar çok özledim ki…

 

Uzun yıllar annemin ve babamın evlililik yıldönümlerinde kendilerine şu soruyu sormuştum: “Bu yıl size ne hediye almamı istersiniz?” Belki alacağım hediyeyi beğenmezler diye ihtiyaten önceden sorardım. Anne ve babamın evlilik yıldönümleri 22 Kasım’dı (1964). 22 Kasım aynı zamanda Lübnan’ın Cumhuriyet Bayramı idi. Yıllarca gurbette kutladık evlilik yıldönümlerini. Halen içime derttir, kendileriyle evlilik yıldönümlerinde yeteri kadar ilgilenmemişliğim. Bendeniz o yaşlarda çok gençtim. Hattâ ve hattâ hayta bir gençtim. Evlilik yıldönümleri, yılbaşı, doğum günü kutlamaları veya herhangi bir akraba ziyareti söz konusu olduğunda hemencecik bu dâvetlerden sıyrılmak için bir çare bulurdum. Rahmetli babam “Oğlum gel birlikte kutlayalım, yarın öbür gün istesen de bizler yanında olmayacağız” derdi: “Bu masada yemek yiyenler zamanla azalacak; dünyanın kanunudur bu; kimse kazık çakmayacak bu dünyaya.” Bendeniz ise “Baba Allah aşkına böyle şeyler deyip bana duygu sömürüsü yapma” diye cevaplardım.

 

-- Hatırlarsan bir gün senin lâfını dinlemeyip motorsiklet kullanmaya başlamıştım da sen bana “Oğlum bırak şu motorsiklet hevesini de adam gibi arabaya bin; yarın öbür gün Allah korusun kaza yapıp bacağını kırarsın” demiştin. Nitekim bu dediğin de oldu.

 

Ah babacım ah….Gidişinden sonra neler geldi başımıza, bir bilsen. Vefatından bir yıl sonra safra kesemi aldırdım. Ameliyata girerken çocukken bana ettiğin nasihatler geldi aklıma, “Oğlum patlayıncaya kadar yeme. Yemekten tok kalk. Oburluk da bir günahtır.” Çok haklıymışsın; safra kesemi oburluğum yüzünden kaybettim. Ameliyattan altı ay sonra ise göğsüm sıkıştı ve yoğun bakımda kaldım birkaç gün. Yine dediklerin geldi aklıma ve yine hak verdim sana, geç de olsa. Hani beni sigara içerken yakaladığında ne demiştin? “Zıkkımın kökünü iç, ciğerlerini benimkiler gibi sigara dumanıyla harap etme. Allah ömür versin, yarın öbür gün benim yaşıma geldiğinde kalbine zarar verirsin.” Hâlâ aynı gaflete düşüp kendime soruyorum: Nasıl bildin be baba?

 

Daha sonra ise annemin dizleri tutmaz oldu. Hani derdin ya yıllar önce: “Kalk hanım kalk, biraz hareket et, yürü, yoksa ilerde yürüyemeyecek duruma geleceksin.” Annem şu an aynı dediğin gibi. Doktorlar protez takılıp takılamayacağına karar vermeye çalışıyor. Senin yokluğunda kendisi yine aynı. Boş ve çok konuşuyor aynı repliklerle. “Yemeğini yedin mi? Karın iyi yemekler pişiriyor mu sana? Karın seninle ilgileniyor mu? Uyurken üzerini örtüyor mu?”  Hatırlarsan, anneme kızardın, “Boş konuşmak günahtır” diye. Bu konuda da haklı çıktın ne diyeyim ben sana?

 

Kardeşim ile ilgili tespitlerin de doğruydu. “Bu çocuk çekingendir, senin gibi yırtık değildir ve ben öldükten sonra evlenemeyecek” diye kaygılanırdım. Bu lâfların da doğru çıktı baba.

 

Sen gittiğinden beri, kendi kendime ve yalnız kaldığım her an senin hatıralarınla oyalanıyorum. Seni gerçekten çok özledim baba. Çocukluğumda beni öperken burnumda olan kokunu. En zor günlerimde yanımda olmanı. Taksim Gezi Parkındaki sohbetlerimizi, bazen münakaşalarımızı ve genelde yan yana oturup üç saat gazete okuduktan sonra hiç konuşmadan evlerimize dönüşümüzü. Bazen beni azarlamalarını. Bazen bana sinirlenmelerini, seni dinlemediğim zamanlarda. Velhasılı kelam, yokluğuna hâlâ alışamadım babacığım…

 

Ben seni, her yeni bir şey yapmaya kalktığımda bana engel olan adam olarak gördüm hep o yıllarda. Halbuki sen benim iyiliğim için bütün bunları söylemişsin. Cehaletimden mi, basiretim mi bağlandı nedir, maalesef seni anlayamamışım.

 

Günlerden bir gün yine bana demiştin ki “Sen bütün dediklerime hak verip harfiyyen anladığın ve uyguladığın zaman ben yanında olamayacağım…”

 

Çok haklıymışsın be baba…

 

En son Osmanoğlu Kliniğinde yatarken yaşadığımız bir anıyı hatırlatmak istiyorum sana. Aynen şu lafları etmiştim: “Baba, önümüzdeki hafta 22 Kasım ve senin evlilik yıldönümün. Ne hediye almamı istersin?” Bana şu şoke edici cevabı vermiştin: “Ne hediyesi oğlum; 22 Kasım benim ölüm yıldönümüm.”

 

Seni ve seninle ilgili anılarımızı düşündüğümde canımı acıtmayan yegâne duygu senin Allah’ın himayesinde olmandır.

 

Ve gayet iyi biliyorum ki Allah sana hepimizden iyi bakar.

 

Nur içinde yat.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Osmanlı Kartalı15.08.2017 17:04:21
Her evladın kendi babasına hissedip de söylemediği şeyleri ortak bir duygu ile yazmışsınız. Teşekkürler.