Goebbels özentisinin geçici sonu

Bolsonaro dahi kaldıramıyor bu kadarını. Gerçi kendisinin de Nazizme ilişkin tuhaflıkları eksik değil. Geçmişte, hem de İsrail ziyareti ve Yad Vashem soykırım müzesini gezerken, Nazizmin “nasyonal”in yanısıra “sosyalist” sözcüğünü de içermesi itibariyle “tabii” aşırı sol bir akım olduğunu iddia etmişti. Gene de Goebbels’in cümlelerini tekrarlamak Bolsonaro’ya bile çok fazla geliyor.

19.01.2020 11:08
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[18-19 Ocak 2020] Brezilya’nın aşırı sağcı bir devlet başkanı var: Jair Bolsonaro. Eski bir yüzbaşı. Kafa yapısı anlatılır gibi değil. 12 Mart 1971’den sonra Mamak askerî cezaevinde, ya da 12 Eylül 1980’den sonra Diyarbakır zindanında görevli subaylardan herhangi birini alıp Ankara’daki külliyeye oturtsanız, işte ancak bu kadar olur. Daha doğrusu, Bolsonaro’nun tırnağı olamaz bile. Yaklaşık dört ay önce de yazmıştım (Başkalarının aynasında (2) Araujo, Velez, Bolsonaro, 8 Eylül 2019). Oradaki bazı bilgileri hatırlatayım.

 

(1) Ülkesinin geçmişindeki o korkunç cunta dönemine doğrudan sahip çıkıyor. 1961 seçimlerini kazanarak gelen reformcu cumhurbaşkanı Joao Goulart’a ordu ancak üç yıl tahammül edip sonra devirmişti. Kurulan askerî diktatörlük, dile kolay, tam 21 yıl sürdü. Kendinden sonraki bütün diğer Latin Amerika diktatörlüklerinin de âdetâ rol modeli ve en dayanıklısı oldu. Çok sonra oluşturulan bir Hakikat Komisyonu’nun 2014’teki açıklamalarıyla doğrulandığına göre, 1964-85’te binlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı, gizli merkezlerde işkence gördü. En az 434 kayıp var; herhalde yargısız infazlara kurban gittikleri düşünülüyor.

 

Bolsonaro’nun gerek kendisi, gerekse bakanları bu darbeyi teorileştiriyor, zulmünü savunuyor, işkencecilerini koruyor. 2019’da askerî müdahalenin 55. yıldönümü, Cumhurbaşkanının emriyle millî bayram olarak kutlandı. Gerçi kararname bir mahkeme tarafından iptal edildi ama sonra başka bir mahkemenin kararıyla tekrar uygulanabilir oldu. Bu arada Eğitim Bakanı Ricardo Velez bir ekonomi dergisine, “31 Mart 1964’te olan, Brezilya toplumunun egemen bir kararıdır” dedi. Askerî yönetim, diye devam etti, “zora dayalı bir demokratik rejimdi ve o sırada gerekliydi.”  Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Goulart’ın devrilmesinin, “zamanın anayasasına karşı bir darbe değil, sadece anayasal bir kayma” demek olduğunu iddia etti.

 

Türkiye’de 12 Eylül’ün bir numarası Kenan Evren, 17 yaşındaki Erdal Eren’in göz göre göre idamı bağlamında “Asmayalım da besleyelim mi?” diye bir cümle kurabilmişti. Bolsonaro da bir konuşmasında, Brezilya’nın askerî rejiminin “hatâ”sının solcuları “öldürmek yerine işkenceden geçirmek” olduğunu söyleyebildi. Daha korkuncu, Brezilya Barolar Birliği Başkanına,  “Eğer … babasının askerî dönemde nasıl kaybolduğunu merak ediyorsa, ben ona anlatayım” (Se o presidente da OAB quiser saber como o pai desapareceu no periodo militar, eu conto para ele) demesi oldu. Günümüzün otoriterleşme eğilimleri açısından, her türlü insan hakları kuruluşu son derece şüpheli. Hele bu alanda çalışan uluslararası örgütler, kâh şu kâh bu devletin yerli ve millî iradesine karşı mutlaka bir komployu, yıkıcı bir faaliyeti temsil etmekte. Büyükada aktivistlerini, sadece onları peşinen yargılayıp mahkûm eden medya ve troller unutmuş gibi yapabilir. Bolsonaro bu açıdan da son derece net. Seçim kampanyası sırasında, “insan hakları[nın] Brezilya’ya zarar vermek [anlamına geldiği]” gerekçesiyle,     insan hakları örgütlerine yardımı keseceği vaadinde bulundu.

 

(2) Son derece saldırgan bir kadın düşmanı ve LBGT düşmanı. Âdetâ varlığının her zerresinden ezici, kahredici bir macho’luk fışkırıyor. Geçmişte, solcu İşçi Partisi’nden milletvekili seçilen Maria do Rosario’ya, “Senin ırzına geçmem çünkü sen buna lâyık değilsin” dedi. Nisan 2017’de kamuoyu önünde yaptığı bir konuşmada kendi kızından dahi ne kadar adî bir şekilde söz edebildiğiyle büyük tepki topladı: “Beş çocuğum var. Dört oğlum oldu ve beşincisinde zayıfladım ki bir kız çıkageldi.” Brezilya yasaları, kadınların kadın oldukları için öldürüldüğünün ispatlanabildiği cinayetler için ağırlaştırılmış cezalar öngörüyor. Bolsonaro bu femicide maddelerinin de kaldırılmasından yana (Brezilyalı siyahları koruyan pozitif ayırımcılık önlemlerinin de kaldırılmasından yana olduğu gibi). Öte yandan, cinsiyete dayalı ücret ve maaş farklarını savunuyor. 2016’daki bir televizyon röportajı sırasında, işveren olsa bir kadına “bir erkekle aynı maaşı” vermeyeceğini söyledi ve gerekçe olarak da kadınların hamile kaldığını gösterdi. Heteroseksüellik dışındaki cinsel tercihlere ise başka türlü bir nefret beslemekte. 2011’de katıldığı bir televizyon programında, “çocuklarımın gay olabileceği aklımdan bile geçmedi, çünkü iyi bir öğrenim gördüler” dediği için para cezasına çarptırıldı. Gene geçmişte, eşcinselliğin “[çocuklara] dayak atmamaktan” kaynaklandığı yorumunu da getirdi.

 

(3) Brezilya’nın 1985’ten bu yana gelişen bütün demokratik kültürünü tersyüz etmeye çalışıyor. Bu, özellikle Eğitim ve Kültür Bakanlıklarının görevi. Daha önce sözünü ettiğim Eğitim Bakanı Ricardo Velez, askerî diktatörlüğün aklanması ihtiyacını çocukların “daha geniş bir tarih” öğrenebilmesi ve 1964’te olanlar hakkında “doğru ve gerçek bir fikir” edinebilmesi şeklinde ifade ediyor. Bu doğrultuda müfredatın ve ders kitaplarının değiştirilmesini istiyor. Tutun ki (a) 27 Mayısçı Cemal Gürsel ve Millî Birlik Komitesi; (b) 12 Martçı Memduh Tağmaç ve zamanın kuvvet komutanları; (c) 12 Eylülcü Kenan Evren ve onun cuntası; (d) 28 Şubat 1997 “light” darbecileri… toptan geri gelmiş, Millî Eğitim Bakanlığı ile Talim ve Terbiye Kurulu’na oturmuş. Türkiye’nin yakın tarihindeki bütün askerî rejimleri toptan savunan bir müfredat talep etmekte.

 

Paulo Freire (1921-1997), Brezilya’nın yetiştirdiği ünlü bir düşünür, eğitimci, filozof. Siyasal görüşleri bakımından bir Hıristiyan sosyalist. 1940’lar ve 50’lerde yoksullara, özellikle şekerkamışı işçilerine okuma yazma öğretme çabalarıyla öne çıkmış. 1964 darbesinden sonra 70 gün hapiste kalmış. Yıllarca sürgünde, Bolivya ve Şili’de yaşayıp çalışmış. 1967’de Özgürlük Pratiği Olarak Eğitim (Education as the Practice of Freedom) ve 1968’de ünlü Ezilenlerin Pedagojisi (Pedagogy of the Oppressed) kitaplarını çıkarmış. İkincisi Portekizceden İspanyolca ve İngilizceye de çevrilmiş. Yazarı Harvard’dan misafir öğretim üyeliği dâveti almış. Ama eseri kendi memleketinde ancak 1974’ten sonra yayınlanabilmiş. Freire 1980’de dönmüş ülkesine. İşçi Partisi’ne katılmış. Sao Paulo eyaletinin Yetişkin Eğitimi projesine danışmanlık yapmış. İşçi Partisi 1988 Sao Paulo belediye seçimlerini kazandığında, Freire belediyenin Eğitim Sekreteri olmuş. 1997’de kalp krizinden hayata veda etmiş.

 

Paulo Freire günümüz eğitiminde kök salan “eleştirel düşünme” (critical thinking) fikrinin babası. 1985’ten itibaren bu fikir Brezilya eğitim sistemini derinden etkilemiş. Bolsonaro ise bu yaklaşıma müthiş düşman. Öğrencilerin tekrar otoriter bir eğitimin pasif alıcılarına indirgenmesinden yana. Freire’nin ideallerinin kökünü kazımak için gerekirse “elinde bir alev makinasıyla eğitim bakanlığına gireceğini” ilân ediyor.

 

                                                          *          *          *

 

Oradan gelelim, çok yakın zamanlara ve Kültür Bakanlığına. Bolsonaro’nun bu görevi emanet ettiği Roberto Alvim, eski bir tiyatro yönetmeni. Geçtiğimiz günlerde, Brezilya kültürünü tekrar ve alabildiğine sağa çekip yeknesaklaştırmaya yönelik çeşitli girişimleri arasında, bir de yeni bir “millî sanat” ödülü ihdas etmeye kalkıyor. Aklıma derhal, yenilginin artık İttihatçıların kapısını çaldığı bir noktada, Enver Paşa’nın 1917’de başlattığı “millî edebiyat” hamlesi geldi. Hani şu, Ömer Seyfettin’in bütün Eski Kahramanlar dizisini; Kızılelma Neresi, Ferman, Teselli, Forsa, Büyücü, Kütük, Vire, Teke Tek gibi hikâyelerini; üzerine bir de Kaç Yerinden’i  kaleme almasına vesile olan.

 

Geçelim. 1917’de video klibi diye bir iletişim enstrümanı yoktu. Şimdi var. Ve başlangıçta hiç amaçlanmayan, istenmeyen, beklenmeyen sonuçları olabiliyor. Örneğin Roberto Alvim, yeni ödülünü duyurmak için doldurduğu altı dakikalık video klibinde şu ilginç cümleleri sarfediyor: Önümüzdeki on yılın Brezilya sanatı kahramanca olacak ve millî olacak, halkımızın âcil özlemlerine derinden bağlı… büyük bir duygusal katılım kapasitesi edinecek, ya da hiçbir şey olmayacak demiş. Okkalı bir programatik manifesto. Bu arada arka planda (Hitler’in favori bestecisi) Wagner’in Lohengrin operası çalıyor; onu da unutmayalım. Millet cahil ve enayi değil. Birileri, Nazilerin ünlü Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in şu cümlelerine benzerliği hemen farkediyor: Önümüzdeki on yılın Alman sanatı kahramanca olacak, çelikten-romantik olacak,… millî ve hissiyat yüklü ve angaje olacak, ya da hiçbir şey olmayacak.”

 

Kıyamet kopuyor. Brezilya, gazeteler ve televizyon kanalları üzerine mutlak bir medya tekelinin kurulamadığı ve herhalde hiç kurulamıyacağı bir ülke. Çok-sesliliğin kökü kazınamamış, kazınamıyor. Bu sayede hem çok sert protestolar yükseliyor, hem karşı tarafta daha büyük garabetler yaşanıyor. Roberto Alvim Facebook sayfasında kendini önce “tamamen tesadüf” diye savunuyor. “Tek bir cümle”de ne var demeye getiriyor. “Ben asla Goebbels’ten alıntı yapmadım ve yapmam. Ama cümlenin kendisi mükemmel gerçekten” sözleriyle, özürü kabahatinden büyük denecek bir noktaya geliyor. İkinci bir açıklama yüklüyor gene Facebook’una. Konuşmasını “danışmanlarının milliyetçi sanat hakkında getirdiği çeşitli fikirlerden hareketle” kaleme aldığını söylüyor (yani bunların arasında Goebbels’ten cümleler varsa, kaynağını bilmeden alıp kullanmış olabileceğini imâ ediyor). Fakat her iki metinde, arka plan müziği olarak neden Wagner’i seçtiği konusuna hiç girmiyor. Bu müziği hangi çağrışımları nedeniyle tercih etmiş olabileceğine yönelik sorulara hiç cevap vermemeyi tercih ediyor.

 

Bolsonaro dahi kaldıramıyor bu kadarını. Gerçi kendisinin de Nazizme ilişkin tuhaflıkları eksik değil. Geçmişte, hem de İsrail ziyareti ve Yad Vashem soykırım müzesini gezerken, Nazizmin “nasyonal” sözcüğünün yanısıra “sosyalist” sözcüğünü de içermesi itibariyle “tabii” aşırı sol bir akım olduğunu iddia etmişti. Gene de Goebbels’in cümlelerini tekrarlamak Bolsonaro’ya bile, en azından doğurduğu tepkiler ve yalnızlığa gömülme tehlikesi karşısında, herhalde çok fazla geliyor. İran benzeri (bkz dünkü Hamaney’in hamaseti yazım) bir kuyruğu dik tutma ve asla geri adım atmama geleneğinin güçlü olduğu Türkiye’de, hiçbir şey olmayabilirdi. Brezilya’da olabiliyor. Bolsonaro “Nazizm ve komünizm gibi totaliter ve soykırımcı ideolojileri toptan reddettiğimizi bir kere daha tekrarlamak isterim” sözleriyle Roberto Alvim’i bakanlık görevinden alıveriyor.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.