Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”

Bu yılın başlarında, 5-6 Ocak 2017’de yazdığım bir yazı, bu köşede 7 Ocak’ta yayınlanmış: “‘Pirus zaferi’ (ve Helenistik Çağ üzerine notlar).” Siyasî uzlaşmazlık ve çatışmacılığın yol açabileceği felâketler, illâ darbe kılığına bürünmeyebilir demişim. Epir (Epiros) krallığının ve Pirus’un (Pyrrhus) serüvenini, “kifayetsiz ihtiras”lara, “kırk akıllının çıkaramadığı taşlar”a veya “astarı yüzünden pahalı” projelere örnek göstermişim. İÖ 280 Heraklea ve İÖ 279 Asculum muharebelerindeki muazzam kayıplarından sonrakendisini kutlayan birine, Kral Pirus’un “Romalılara karşı böyle bir zafer daha kazanırsak, bu bizim sonumuz olacak” diye cevap verdiğini aktarmışım.

17.04.2017 08:58
Halil-Berktay
Yaşarken ve Okurken
yazarlar@serbestiyet.com
@HalilBerktay

 

[16-17 Nisan 2017] O gün bugündür, diye eklemişim, “Pirus zaferi” deyimi, boş ve kof bir başarıyı, ya da çok pahalıya mal olduğu için neredeyse yenilgiyle bir sayılması gereken bir galibiyeti anlatmak için kullanılıyor. 

 

2014’ten bu yana, siyasette “dar” ve “geniş çizgi” kavramları hakkında yazdığım pek çok yazıdan biriymiş. AK Parti liderliğinin, daha spesifik olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gitgide darlaşan bir çizgi izlemesinden, dolayısıyla daha sınırlı ittifaklara kapanmasından giderek endişelenmeye başlamışım. Bu yönelimin, kendilerini “reisçi” olarak tanıtan bir çevrenin her türlü farklılığa tahammülsüz saldırılarıyla elele gittiğinin ve sonuçta pek çok insanın AKP’nin entellektüel çevresinden tek tek kovalandığının, bunun da hükümet medyasını habire sığlaştırdığı ve çoraklaştırdığının altını çizmişim. Marksizmingeçmiş dogmatizmi, mutlakçılığı ve dolayısıyla fraksiyonlaşmasından dersler çıkarmaya çalışmışım, bu açıdan. Stalin’in apparatchik’lerinin, ya da Çin Kültür Devrimi’nin Dörtlü Çete’sinin herkese ve her yöne kılıç sallayan “sol sektarizm”inin AK Parti hareketindeki karşılığının Pelikancılar veya “en öz hakikî reisçiler” olmasını, tarihin garip bir tecellisi olarak kaydetmişim.

 

İçimden hep, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kendisini giderek daha aşırı noktalara çeken bu çıkar çevresine yaslanmaktan kurtulmasını; daha geniş düşünmesini ve gerek AKP’nin kendi içinde, gerekse diğer parti ve akımlarla ilişkiler çerçevesinde tekrar birleştirici söylem ve politikalara yönelmesini dilemişim. 15 Temmuz darbe girişiminin yenilgiye uğramasının ardından, böyle bir “Yenikapı Ruhu” fırsatının belirdiğini düşünmüşüm, Erdoğan’ın ve AKP’nin önünde. Oysa Erdoğan ansızın Devlet Bahçeli vasıtasıyla (her nasılsa tam zamanında?!) sunulan başka bir fırsata yönelmiş: Sadece başkanlık sisteminden ibaret, üstelik de normal bir başkanlık sisteminin denge ve denetleme mekanizmalarını içermeyen, yürütmeyi makul ölçülerin ötesinde güçlü ve aşırı güçlü kılan bir anayasa değişikliği! Tartışmaları okuyup izledikçe, benim de eleştirilerim giderek çoğalmış. Belki teklifin içeriğinden de çok, kampanyayı çevreleyen ve eksenlendiren “Erdoğan kültü” irkiltici boyutlara ulaşmış. Siyaset daha ne kadar zorlanabilir? Bu tür kaygılarla kaleme almışım, 7 Ocak’taki o ilk “Pirus zaferi” makalesini. 

 

Ne kadar iyi etmişim. Pratikte tamamen boşa gitmiş, hiçbir işe yaramamış gibi gözükse de.

  

                                                       *  ​*  ​*

 

Şu 16 Nisan 2017 Pazar gecesi, kendilerini AKP ve hükümet yanlısı gösteren bazı yorumcuları dinliyorum radyo ve televizyondan. Zafer şarkıları söylüyor; muhalefeti kastederek (mealen) “yenilmeyi de öğrenecekler, büyük başarımızı kabul etmeyi de öğrenecekler” diye konuşuyorlar.

 

Karanlıkta ıslık çalmayı çağrıştırıyor bana. Yukarıda sözünü ettiğim, Asculum’dan sonra pür telâş Pirus’un zaferini kutlayarak gözüne girmeye çalışan “dost”larını hatırlatıyorlar.

 

Hangi zafer? Hangi başarı?

 

Haftalardır, maddî olanaklar ve yoğunluk bakımından son derece eşitsiz bir kampanyaya tanık olduk. En basiti, medyada eşitlik veya orantılılık diye bir kural kalmadı. Bir OHAL KHK’sıyla, özel televizyon kanalları iktidara ve muhalefete eşit zaman ayırma yükümlülüğünden azad edildi. Devlet-özel demeden bütün kanal ve mecralarda sadece Evet’in sesi duyulur oldu. AKP, taraftarlarını oradan oraya taşıyarak İstanbul ve İzmir’de muazzam mitingler düzenledi. Kamusal alanları ezici çoğunlukla Evet afişleri, bayrakları, pankartları kapladı.

 

Peki sonuç?  

 

Akşam 17:30 sularında başladım açıklanan verileri izlemeye. O sırada Evet yüzde 65, Hayır yüzde 35 dolaylarındaydı. Alt yazılar 63 ilde Evet, 18 ilde Hayır önde diyordu.

 

Doğudan batıya sandıklar açıldıkça, her beş on dakikada bir değişti durum. Evet illeri 62, 61, 60, 59 diye gerilemeye başladı. Galiba sonunda 48-33’e geldi. Oranlar da aynı şekilde çentik çentik oynadı; Evet’ler yüzde 60’ın, derken 58’in, derken 55’in, nihayet 52’nin altına indi. Anketlerin büyük çoğunluğu haftalardır farkı çok az, sonucu ise bıçak sırtında gösteriyordu. İbre 51.4 - 48.6’da karar kıldığında bunların hepsi doğru çıktı. Bir tek Adil Gür’ün son günlerdeki yüzde 60-61 Evet tahmini, objektif profesyonelliğin uzağında kalmanın aşırı bir örneği olarak zihinlere kazındı.

 

1 Kasım 2015 seçimlerinde, AKP + MHP oyları yüzde 62’yi bulmuştu. Aynı iki partinin ittifakı 5 milyon oy kaybetti, 16 Nisan 2017’de. Evet-Hayır farkı saatler boyu eridi ve (toplam 49-50 milyon oy üzerinden) sadece 1,330,000’de kaldı. Dahası, hemen bütün büyük şehirler Hayır cephesine gitti: İstanbul, Ankara, İzmir, Adana... İstanbul’un ilçelerine yakından baktığımızda, geçmiş bütün seçimlerde AKP’nin kalesi gibi gözüken Fatih ve Üsküdar’da dahi çoğunluk Hayır’ın oldu. Türkiye’nin sosyo-ekonomik bakımdan en gelişmiş, en sanayileşmiş bütün bölgeleri -- İstanbul dahil kuzey ve batı Marmara’nın tamamı; Ege, İç Ege ve bütün Akdeniz kıyı şeridi -- geçmişte CHP’nin kazandığı illerden çok daha fazlasını kapsayan bir bütün halinde, ekranlarda Hayır’ın “mavi”sine boyandı. 

 

Aşikâr ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2002’den bu yana geçen 15 yılın bütün başarılarını, olanca kimlik ve aidiyet birikimini, âdetâ siyasî sermayesinin tamamını bu anayasa değişikliği ve aşırı güçlendirilmiş başkanlık sistemi uğruna ortaya sürmesi, bizzat kendi partisini çok zorladı ve çatırdattı. Şimdi bunun da faturasını Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Bülent Arınç gibi “olağan şüpheli”lere çıkarmak tabii çok kolay -- ama bir o kadar da yanlış olur kuşkusuz. Sormak gerekmez mi: acaba bu küsmelerde, kırgınlıklarda, tasfiyelerde, kenara itilmelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en azından cevaz verdiği tutum ve politikaların hiç mi payı yok? Bu da bir “dar çizgi” tezahürü ve sonucu değil mi? Pelikancılar AKP’nin bu gibi kıdemli kadrolarına olanca hoyratlıkları, kadir kıymet bilmezlikleri içinde saldırdıkça (saldırtıldıkça), küskünlüklerin ve fay hatlarının belirginleşmesi “kendi kendini doğrulayan bir kehanet” (self-fulfilling prophecy) halini almadı mı?

 

                                                        *  ​*  ​*

 

Açık söylemek gerekirse, AK Parti’nin bir tek kısmî başarısı var bu referrandum oylamasında -- ki o da Güneydoğu ve Kürt oylarıyla ilgili olup, AKP’nin kendisinden çok PKK-HDP’den kaynaklanıyor. Kandil’in 2015 ortasında ilân ettiği “yeni devrimci halk savaşı” çerçevesinde yürürlüğe koyduğu hendek-barikat taktiklerinin, HDP’nin de kendini bu yıkım ve ölüm çizgisinden ayıramamasının neye mal olduğu, 16 Nisan oylamasında ortaya çıktı. Gerçi Kürtler toptan HDP’den AKP’ye kaymadı. Ama bir kısmı kaydı ve bu da sonuç üzerinde çok etkili oldu. Bir yönüyle, Kürt illeri toptan Hayır verdi ve bu, hemen bütün liderliği içeride olan HDP’nin her şeye rağmen gücünü önemli ölçüde koruduğunu gösterdi. Diğer yandan, Hayır oyları tahminlerin altında kaldı; tersten söyleyecek olursak, AK Parti’nin oyu 7 Haziran ve hattâ 1 Kasım 2015 seçimlerinin hayli üstüne çıktı. Diyarbakır’ın üç ilçesinde çoğunlukla Evet çıkması, değişimin belki en çarpıcı göstergesiydi.

 

Şu 16 Nisan gecesi NTV’de dinlediğim İsmet Berkan, ince saptamalarla daha da sivriltti bu argümanı. Evet oylarının, 1 Kasım 2015 seçimlerindeki AKP + MHP oyları yüzdesini sadece 14 yerde aştığını, bunların da hepsinin (başta Hakkâri) Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt illeri olduğunu rakamlarla gösterdi. Berkan’a göre, bu 14 yerde HDP’den AKP’ye geçen Kürt oylarının toplamı 400,000 kadardı ve ülke genelinde Evet’in kazanmasına tâyin edici bir katkıda bulunmuştu. Bu 400,000’i Evet’lerden çıkarmakla yetinirseniz aradaki 1,330,000 fark kabaca 900,000’e; bir de Hayır tarafına eklerseniz 500,000’e düşüyordu. Bana göre bu, kısa vâdede Erdoğan’ın Kürtlere çok şey borçlu olması; orta-uzun vâdede ise (Berkan’ın dediği gibi) Kürtlerin bundan böyle Türkiye siyasetinde ve meselâ 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici bir rol oynamaya aday gözükmesi demekti.

 

                                                      *​  *​  *

 

Öyle veya böyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan hayli hırpalanmış çıktı 16 Nisan referandumundan. Bakmayın, bu akşamın “zafer” konuşmalarına. Evet, aritmetik olarak kazandı, 48.6’ya karşı 51.4’le. Ama umduğu bu değildi. Sonucun hukukî meşruiyeti su götürmez. Siyasî realite ise başka bir mesele. Referandum, Erdoğan’a aradığı momentumu, insiyatif gücünü, etik ağırlığı bahşetmedi. Tersine, karizmayı ciddî surette çizdirdi. Bu anayasa değişikliği macerasına hiç girmeseydi içinde bulunacağı duruma kıyasla çok daha zayıf ve kırılgan bir konuma girdi.

 

Özetle, şimdi daha kolay değil çok daha zor bir dönem başlıyor Cumhurbaşkanı Erdoğan için. Bir, kendi eliyle soğuttuğu ve önemsizleştirdiği partisiyle barışabilecek, AKP’ye şahsiyetini tekrar kazandırabilecek mi? İki, AKP dışındaki o yüzde 48 küsurluk Türkiye ile barışabilecek, yaraları sarabilecek mi? Üç, referandum kampanyası sırasında milliyetçi söylemi ve tavıralışı güçlendirmek adına çok fazla kavga ettiği, aşırı ağır şeyler söylediği Batı ve AB ile biraz olsun barışabilecek mi? Bunların hepsi ciddî bir esneklik, kapsamlı bir muhasebe ve yeni bir “geniş çizgi” vizyonu gerektirmekte.

 

Temelde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da var bu suples ve pragmatizm. Ne ki, geçmişteki seçim zaferlerini izleyen “balkon konuşmaları”nın birleştiriciliğinden uzaktı 16 Nisan  akşamındaki tavrı. Özellikle milliyetçi zemini sağlam tutmak adına Batıyı hedef göstermeyi sürdürmesi, üzerine bir de “ilk işimiz idam” demesiyle, doğrusu pek umut vermedi.    

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(11)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Roşev Sîtav17.04.2017 09:21:33
15 yildir iktidarda olan parti hala da bu kadar oy alabilyiorsa, buna Pirus Zaferi demek yerinde olmuyor..
Hürsan Uçta18.04.2017 14:50:56
Hitler İktidarlar için Pirus Zaferi diyebiliyor muyuz?
Selim Tekir17.04.2017 12:15:04
Hocam söylediklerinize katılıyorum. Ufak bir düzeltme yapayım sadece. Fatih''te Hayır değil Evet kazandı, yüzde elli bir küsür gibi bir oranla. Ayrıca Üsküdar''a AK Parti''nin kalesi olarak bakmak yaygın yapılan bir yanlış. Oysa son seçimlerde de ancak az bir farkla kazanabilmişlerdi.
hrac17.04.2017 15:07:09
Sayin Berktay, referandumda iktidarin yaptigi kanuna aykiri isleri neden secimden once hic elestirmediniz? Secim bitti Erdogan kazandi, yani kendi deyimiyle ati alan Uskudar''i gecti, simdi mi akliniza geldi gercekleri yazmak? Butun bu kanunsuz, usulsuz, ahlaksiz hamleleri gordugunuz halde neden evet oyu verdiniz? Kusura bakmayin ama samimi oldugunuza inanmiyorum.
Selim Tekir20.04.2017 01:46:55
Hoca bu numaralari yemez. Oyunun rengini soylememeyi tercih etti ve soylemedi. Mumkun mu sizin kandirmanizla kansin?
OZHAN KAYMAZ17.04.2017 18:34:31
Referandumda belki de en buyuk kaybi AK Parti vermis olabilir. Soyle ki; dogu ve g.dogudaki 7 Haz. 2015 ve 1 Kasim 2015 secimlerinde AK Partinin aldigi oy ile ref. EVET oylari mukayese edildiginde, EVET?AK Parti lehinde ,sizin de belirttiginiz gibi, kayda deger bir artis bulunmaktadir. MHP secmeninin buyuk cogunlugu, parti ici karisikliktan dolayi, HAYIR cenahinda bulunmustur. Hal boyle olunca EVET oyu AK Partinin almis oldugu oydan en az 5-6 puan fazla olmaliydi. Olmadi. Boylece; 15 yildir butun secimlerde AK Partiye oy vermis olup, ref. HAYIR oyu veren epeyce bir kitlenin varligi tahmin edilebilir. AK Partili olmaya devam ettiklerini, ancak Ref. secim olmadigini, C.Baskanligi sisteminde Recep Bey''den sonrasi icin endiseli olduklarini ifade edenler oldugunu gormustum. Bu tespitler dogrultusunda su ongorude bulunulabilir: AK Parti her zaman tek basina cogunluk saglayabilen ve 2019 CB seciminde adayini ilk turda sectirebilecek secmen kitlesine sahiptir.
-Turgut TARKAN-18.04.2017 07:43:00
Batı''yla siz barışın Sayın Berktay...
Atilla Gonenc18.04.2017 18:50:18
İlk kez düşmanlık duygusuyla yazılmış bir yazınızı okudum. Size yakıştıramadım. Birazcık düşünürsek, bu zaferin bütün genel seçim zaferlerinden bile daha büyük olduğunu anlamak zor değil. Artık hiçbir şekilde seküler bir lider %51 alıp Türkiye''yi yönetemez. Bu kazanım genel seçimler gibi 4-5 yıllık değil, 100 yıllık bir kazanımdır.
hrac19.04.2017 20:14:49
Bu ulkede bile artik hicbirsey 100 sene falan surmez. Bu bir dikta rejimidir. Halkin yarisi bu rejimi istemiyor. Zaten bu referandum mesru da degil. Yuksek Secim Kurulu''nun yaptigi kepazelikten sonra hicbir zaman mesru olmayacak. 2 sene sonra genel secimler var. Birlikte izleyecegiz ne olup bittigini. Binbir turlu kepazelik yapilacak yine. 80 milyonluk bir ulke boyle yonetilemez.
18.04.2017 20:36:45
Sayın Berktay aydınlarla siyasetçi arasındaki fark da bu olsa gerek. Sen konjektörel bakıyorsun ama siyasetçi 2019''u ve sonrasını da düşünmek zorunda. Belki de 2019''da Sn. Erdoğana hak vereceksin
bekir ziya19.04.2017 20:54:51
İdam sizi neden bu kafar urkutuyor sayin Berktay? İdam cezasi aslinda insanlarin cana kastetmesini zorlastiran bir uygulama degil midir? İdam cezasi, masum bir insanin canina verilen degerin gostergesidir. İdam cezasi gelirse cinayetler sifirlanmasa da onemli oranda azalir.