Çin’den Türkiye’ye, dünden bugüne Müslümanların evrimle imtihanı(*)

Evrimin ya da başka bir bilimsel teorinin Kur’an ile çatıştığı ön kabulüyle yetişmiş ve konu hakkında bilgisiz bırakılmış öğrencilerin gözlem ve araştırmada objektif bakış açısına sahip olması beklenebilir mi? Bilimde ilerleme biraz da bilim insanının cüreti sayesinde mümkün olur. Nereye götürürse götürsün bir fikrin en uç noktalarına kadar gidebilme cesareti olmadan bilimsel ilerleme gerçekleşemez.

25.01.2017 09:53
Hale-Eroğlu Sağer



 

1930’lu yıllarda el-Ezher üniversitesinde eğitim görmeye giden Çinli Müslüman öğrencilerden Muhammed Ma Jian’in (Ma Cien) en temel meselelerinden biri İslam ve bilim ilişkisiydi. Çin entelektüel dünyasına hakim Yeni Kültür Hareketi, dini ve geleneksel düşünceleri toptan reddeden tavrıyla Çinli Müslüman çevrelerde de endişeye sebebiyet vermişti. Anadil olarak Çince konuşan, fiziksel görünüm olarak Çinlilerden farkı olmayan bu Müslüman topluluğu ayırt eden tek kriter İslamdı.  Bu yüzden İslamdan kopuş, Hui olarak da bilinen bu Müslüman azınlık kimliğinin hepten yok oluşu anlamına geliyordu.

 

1949’dan çok önce, ortada henüz komünist devrim yokken de, İslami eğitim görmeyip Çin okullarında okuyan Müslüman öğrencilerin dönemin Yeni Kültür Hareketi’nin etkisinde kalıp dinden uzaklaştıkları haberleri, tedirginlik oluşturdu. Müslümanlar tarafından çıkarılan dergiler, İslamın bilim ile çatışmadığı ve hattâ Kur’an’ın birçok bilimsel gerçeği insanlara bildirdiği düşüncesi ile doldu.  Bu Müslüman entelektüeller, Yeni Kültür Hareketi’ni bilimsel değil bilimci olmakla suçladılar ve bunun da dogmatik bir duruş olduğunu dile getirdiler. Yeni Kültür Hareketi’ne ilham kaynağı olmuş Thomas Henry Huxley, Francis Bacon gibi Batılı bilim filozoflarının bilimin bazı sırları açıklamaktaki yetersizliğine dair düşüncelerini ön plana çıkararak, Yeni Kültürcüleri kendi kaynaklarına atıf yapmak suretiyle eleştirdiler. Ancak tartışma evrim meselesine geldiğinde, Müslüman entelektüeller toptan reddiyeci bir tavır takındılar. Yeni Kültürcülerin, evrim varsa tanrı yoktur düşüncesini, aslında kabul etmişlerdi. Meseleye mutlak uyuşmazlık çerçevesinden baktıkları için Müslüman olarak evrimi kabul etmeleri mümkün değildi.

 

Halbuki yirminci yüzyılın başlarında evrim düşüncesi Arap dünyasında Çin’de olduğu gibi tabu değildi. Bunu fark eden el-Ezher öğrencisi Çinli Muhammed Ma Jian, Çin’deki mutlak reddiyeci atmosferi kırabilmek maksadıyla Hüseyin el-Cisr’in er-Risaletü'l-Hamidiyye: İslam Hak ve Hakikat Dinidir adlı eserini Arapçadan Çinceye çevirdi. Hüseyin el-Cisr, aslında Müslümanlarda esastan sapmaya sebebiyet vereceği endişesi ile içtihat kapısının açılmasına karşı çıkan Sünni bir alimdi. Buna rağmen bilimsel gelişmeleri takip etmiş ve gelişmelerin Müslümanların zihin dünyasını sarstığını düşüncesiyle, Risalesini geniş kapsamlı bir materyalizm reddiyesi olarak kaleme almıştı. Muhammed Abduh’un reformcu görüşlerini benimsemiş olan Ma Jian, kendi düşünceleri ile özellikle sosyal ve politik konularda çelişen Risaleyi çevirmeyi yine de tercih etmişti. Çeviriyi yapma sebebi ise, yazdığı önsözde belirttiği üzere, el-Cisr’in evrim hakkında Müslümanlara detaylı bir yol haritası çizmiş olmasıydı.

 

Ma Jian’in aslen evrim düşüncesini reddeden el-Cisr’e olan ilgisinin asıl sebebi, el-Cisr’in bilim tarafından kesin delillerle ispat edildiği taktirde evrim teorisini Müslümanların kabul etmesi gerektiğini söylemesiydi. El-Cisr’e göre, eğer bilimsel bir gerçek ile ayetlerin görünen anlamı çelişirse, ayet tevil edilir ve bilimsel bilgi ile çelişmeyecek şekilde yorumlanır. Zira Allah her şeye muktedirdir ve evrim yoluyla yaratma da Allah’ın kadir sıfatına halel getirecek bir düşünce değildir.

 

Muhammed Abduh da, evrim hakkında çok detaylı analizler yapmamış olduğu halde, el-Cisr ile aynı görüşteydi.  Bu görüş zamanla Müslümanlar arasında genel kabul gördü. Ancak bugün, genetik ve biyoloji bilimleri araştırmalarını evrim mekanizmalarını esas alarak inşa ettikleri halde, evrimin bilimsel bir gerçek değil sadece bir teori olduğu düşüncesinden hareket eden Müslümanlar, toptan reddiyeci tutumlarını sürdürmekte. Hattâ Çin’de olduğu gibi Türkiye’de de evrim meselesi kimlik ile ilişkilenmiş olduğundan kutuplu dünyamızı oluşturan fay hatlarından birine dönüştü. Amerika’da önde gelen bir üniversitenin genetik laboratuvarında araştırmalar yapan (ve doktora eğitimi hariç Türkiye’de yetişmiş bulunan) dindar bir bilim insanının, laboratuvarda evrimci dışarda evrim karşıtı olduğunu söylemesi ve hayatını profesyonel ve kişisel olarak ayırmak zorunda kalması, bu kimlikle ilgili oluşan baskının bir sonucu olsa gerek.

 

Son günlerde ders kitaplarından evrim ünitesinin çıkarılması ile ilgili haberler de, Türkiye’de oluşmuş kimliksel fay hatlarının eğitim politikalarına yansımasıdır.  Milli Eğitim Bakanı yüz yıl önce el-Cisr’in söylediği fikri tekrar etti ve bakanlığın ilmi takip ettiğini söyleyip, evrimin kuramsal olduğu için müfredata alınmadığını ima etti. Evrimin kuram mı ya da bilimsel gerçek mi olduğu halen bilimsel değil popüler bir tartışmanın konusu. Bilim insanları, teorileri olguları açıklayan sistemler olarak tanımlar. Bu açıdan bakıldığında, bilim insanlarına göre evrim, hem bir olgu hem de bu olguyu açıklayan teoriye verilen isimdir. Burada teori, bir tahmin, bir varsayım veya bir hipotez anlamını taşımıyor. Matematikteki “teorem” kavramına karşılık geliyor.

 

Din merkezli düşünen yöneticilerimiz ise evrim teorisine olumlu bakmadıklarını gizlemiyor.  Ancak ortaya atılan (ve bir zamanlar el-Cisr ve Muhammed Abduh’un da önerdiği) “ispat edilene kadar Kur’an ayetleri lafzi manasının dışında yorumlanamaz” anlayışı, Müslümanlarda savunmacı bir tepkinin gelişmesine sebep oluyor. Bu savunmacı tepki sebebiyle ders kitaplarında evrimin bahsi minimize ediliyor. Ancak böyle bir ortamda evrimin ya da başka bir bilimsel teorinin Kur’an ile çatıştığı ön kabulüyle yetişmiş ve konu hakkında bilgisiz bırakılmış öğrencilerin gözlem ve araştırmada objektif bakış açısına sahip olması beklenebilir mi? Bilimde ilerleme biraz da bilim insanının cüreti sayesinde mümkün olur. Nereye götürürse götürsün bir fikrin en uç noktalarına kadar gidebilme cesareti olmadan bilimsel ilerleme gerçekleşebilir mi?

 

Bilim bir arayıştır; saf bilgiye ulaşmaktan başka bir amaç gütmeden yapılan araştırmadır. Türkiye’de çoğu zaman bilim ile mühendislik birbirine karıştırılır. Mühendislik alanında atılan adımların ülkenin gelişmesine katkı sunacağı açıktır. Ancak teknik ilerlemenin kaynağı, asli olarak temel bilimlerde (sonucun uygulanabilirliğine kafa yormadan) araştırma yapan insanların yaptıkları buluşlardır. Bilimsel düşünce gelişmeden mühendisliğe istediğimiz kadar yatırım yapalım; teknik olarak bilimde önümüzde olanların gerisinde kalmaya  mahkum olacağız. Ülkenin önünü açacak tek yol da eleştiren, sorgulayan, kuşku duymaktan korkmayan nesiller yetiştirmektir. Bu şekilde yetişen çocukların  dinden ve ahlâktan uzaklaşacağı korkusu ise yersizdir. Hz. Muhammed’in, şüphe duyduğu için tedirgin olan sahabeye, yaşadığı tecrübenin imanın açık bir belirtisi olduğunu söylediği hadisi, dini kaygılarla hareket eden bilim insanları için yol gösterici olabilir (Sahih-i Müslim 132).

 

 

(*) Yazar tarihçidir; uzmanlık alanı Çinli Müslümanların tarihidir. Geçen yıl Harvard Üniversitesi’nde verdiği doktora tezinin  başlığı Islam in Translation: Muslim Reform and Transnational networks in Modern China, 1908-1957’dir. Halen gene Harvard’da misafir öğretim üyesi olarak bulunmaktadır. 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Halil Yaraneri25.01.2017 16:45:24
Bilim ve teknoloji ayırımını iyi belirttiğiniz,teori ve evrim kavramını pratik olarak açıkladığınız bu şekilde bilimin, bilimsel düşüncelerin yayılmasına katkıda bulunduğunuz için çok teşekkürler. Türkiyede cüretli bilim adamları görmek dileği ile..