Cumhuriyet kadını olmak...

O öbek öbek erkekler, her konuyu zaten kendi kendilerine tartışıyorlar, bazen bir kadını da aralarına alıp, olmayacak imalarla iğneleyici laflar kullanmayı da ihmal etmiyor bir çoğu elbette. Hatırlasanıza, bu ülkede parti başkanı gibi en üst düzeyde olsalar bile siyasetçi kadınlara (da) cinsel içerikli imaların yapılması doğal karşılanır. Yani böyle bir “siyasi kültür”.

03.11.2019 10:23
Güzin-Sarıoğlu
guzinsarioglu@gmail.com


 

12 Eylül çocukları olarak, 19 Mayıs gösterilerine dizimizin altına inen ve doğada olmayan bir yeşil tonundaki eteklerle katılmıştık. Devletin en kararsız yıllarıydı belki de. “Cumhuriyet Genci” nasıl olmalıydı? Evet, biraz Atatürkçü olsun, solculuğu Atatürkçülük sansın, daha da pek solcu olmasın, biraz da muhafazakâr olsun, yani “doğru” mezhebi bilsin, faşizme zaman zaman göz kırpsın çünkü en çok da milliyetçi olsun, bir de emperyalizmle savaşsın ama emperyalistleri de kendine örnek almayı ihmal etmesin.  

 

Darbeyle birlikte 19 Mayıs hareketlerinin müzikleri de biraz yerelleşmişti. Örneğin biz, zamanın popüler türkülerinin batı enstrümanlarıyla çalındığı bir müzik eşliğinde elimizde de milli ve yerli teflerle hareketler yapmıştık. 12 Eylül’ün en hafif bedellerinden biriydi tabii bu çirkin giysilerle o karışık devlet ideolojisine uygun acayip “beden eğitimi” hareketlerini yapmak.

 

İzmir’in sıcağında bir 19 Mayıs günü Bornova Stadyumunda sabahtan öğleden sonraya kadar güneşte kalınca, benim başıma güneş geçmişti. Gösterileri zar zor tamamlayıp, birkaç gün ateşler içinde yatmıştım. Böylece iyi bir “Cumhuriyet Genci” olma şansımı heba etmiş oldum, malûm, sağlam vücut ve dayanıklılık konusunda sınıfta kalmıştım. Sağlam kafanın aranacağı zemin de ortadan kalkmıştı, haliyle.  

 

Sonraki yıllarda “Cumhuriyet Kadını” olmak konusunda da kayda değer bir performans sergileyemediğimi tahmin edersiniz. Her ne kadar çalıştığım kurumların birkaç Cumhuriyet Balosuna katılıp, balo iyice cıvıklaşmadan önce, vals değilse de birkaç “slow” dans yaptıysam da, şöyle tumturaklı kırmızı diz altı bir döpiyesim ya da o baloya özel alınmış zarif ve ölçülü bir elbisem olmadı hiç.

 

“Zerafet” ve “ölçü” kelimelerini üstüne basarak kullanmalıyım çünkü, o ideal çağdaş kadının o her yerde hissedilebilen gerilimi hakkında, yıllarca önce okuduğum ve not aldığım Ayşe Kadıoğlu’nun yaptığı çok ince bir tanım geliyor aklıma: “Alaturka olmak korkusu ile iffetsizlik tehlikesi” arasındaki gerilim.

 

Hakkını teslim etmek gerekir, 29 Ekim’de Dilek İmamoğlu’nun çeşitli Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılırken ne kadar zarif ve ölçülü olduğunu ben de gördüm. Şevval Sam da hemcinsini coşkuyla takdir etmiş ve onun “gerçek Cumhuriyet Kadını” olduğunu söylemiş. Bir bakış açısına ve zerafet/ölçü kriterine göre çok doğru bir isimlendirme.

 

Kutuplaşmış ülkemizin bir kutbunda yer alanların kafasında Cumhuriyet Kadını olma konusunda yukarıda bahsettiğim kriterlerin geçerli olduğunu görüyoruz. Bu kutbun 1994’ten 2019’a kadarki üzüntüsünü de, bu anlamda anlayışla karşılamalıyız. 25 yıllık bu dönemdeki Başkan eşlerinin “alaturka olmak korkusu” ile hareket ettiklerini söylemek mümkün değil. Tam tersine, “muhafazakarız”, “yerliyiz” diye sessiz de olsa haykırıyorlardı.

 

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla, diğer kutuptakilerin üst düzey temsilcilerinden TC İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise bir kadının seslendirdiği ve içinde bol miktarda örtülü ve yerli, kısaca “alaturka” kadının da yer aldığı ve şu cümlelerin geçtiği bir video ile Cumhuriyet Kadınlarına teşekkür etti:

 

“Cumhuriyet, milli mücadeleyi evinin ve yavrusunun önüne koyan Türk kadınının sessiz ve güçlü omuzları üzerinde yükseldi. Cumhuriyetimizin 96. yılında mücadelemize kahramanca omuz veren kadınları minnetle anıyor, cefanın refahla neticelendiği bir Türkiye için kadınları güçlendirme gayesine sıkı sıkı sarılıyoruz.”

 

Evet, kadınlar hakkında son derece olumlu şeyler söyleniyor gibi görünüyor ama kullanılan dil size de eğreti gelmiyor mu? Örneğin, “Türk” kadınının “sessiz” ve güçlü omuzları, kadınların “mücadelemize” omuz vermesi, kadınları “güçlendirme gayesi”?

 

Bu videoda, alaturka kadın imajları konusunda biraz daha tutumlu davranılsaydı, aslında her iki kutbun erkeklerinin ortak bir değeri vurgulanmış olurdu: “En iyi yardımcı oyuncu” olarak “itaatkâr ve fedakâr kadınlarımız”.

 

Nitekim, aynı günlerde Habertürk kanalında “Cumhuriyet Kadını” tartışıldı. Fotografı görmemiş olamazsınız, yedi erkek katılımcı tartışıyorlar. Bu katılımcıların neredeyse tamamının deprem, iç/dış politika, çevre sorunları vs de içinde olmak üzere diğer her konuda ekranlarda sürekli görüşlerini anlatmasını bir kenara bırakalım. Bu abesliği sineye çekmelerinde, o ideal sessiz, zorluklara katlanmakla mükellef, güçlendirilmesi gereken kadın imajının, hangi kutupta yer aldığından bağımsız olarak erkekler tarafından ortak bir payda haline getirilmesinin iç rahatlığı var. Katılımcılardan bu konuda en masumu olduğu izlenimi veren Deniz Zeyrek, programı seyretmeden bu fotografa bakarak hüküm verilmesini eleştirerek, program esnasında bu konudan yakındıklarını ifade etmiş. Bunun kime ne faydası var, o kısım ise anlaşılamıyor. O öbek öbek erkekler, her konuyu zaten kendi kendilerine tartışıyorlar, bazen bir kadını da aralarına alıp, olmayacak imalarla iğneleyici laflar kullanmayı da ihmal etmiyor bir çoğu elbette. Hatırlasanıza, bu ülkede parti başkanı gibi en üst düzeyde olsalar bile siyasetçi kadınlara (da) cinsel içerikli imaların yapılması doğal karşılanır. Yani böyle bir “siyasi kültür”.

 

Yıllar önce, popüler olmuş bir “Evli Kadının On İki Meziyeti” listesi vardı. Erkeklerin şimdiki “Cumhuriyet Kadını” tartışmalarının ruhuna layık bir liste. 1930’lu 1940’lı yıllarda erkekler arasında diğer konulara ek olarak ideal kadının nasıl olması gerektiğinin de sık sık tartışıldığı “Yeni Adam” dergisinde, derginin kurucusu ve yöneticisi İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun bu meziyetleri şöyle sıraladığını Dr. Duygu Köksal tarafından yazılmış bir makaleyi okurken görmüştüm ilk kez: (https://ata.boun.edu.tr/sites/ata.boun.edu.tr/files/faculty/duygu.koksal/koksal_kadincinsiyetulus.pdf )

 

“Açlığa dayanmak; tuvalet; bilgisini satmamak; turşu, reçel, salata yapmasını bilmek; para gözlü olmamak; zevkiyle moda dışına çıkmak; sevimlilik; tasarruf; sebepsizce kıskanmamak; neşeli olmak; erkeğin kaprislerini anlamak; çocuk nedir bilmek.”

 

Nasıl bir kör özgüvenle yapılmış liste! Neredeyse çalakalem, aklına o gün neler geldiyse yazıvermiş yazarımız! O zamanlardaki durum nasıldı, emin değilim ama şu anda, tabii ki, listenin ciddiye alınacak bir yanı yok. Her maddenin arkasında yatan o özgüven ve dünyanın, Türkiye’nin, Cumhuriyetin gerçek sahibi olma mantığı ama, hiç değişmemiş. Değişmeyen daha önemli bir şey daha var: Birkaç istisna ile birlikte en yakın çevremdeki “cinsiyetçi” olmak istemeyen erkeklerde bile bolca bulunan hakikate de sahip oldukları inancı.

 

Cumhuriyet Kadını olarak isimlendirilmek, bütün bu açılardan bakınca, çok şahane bir şeymiş gibi görünmüyor. Olumlu ve olumsuz yönleriyle, siyasi figürler arasından bir seçim yapmak gerekirse, eş durumundan tanıdığımız Dilek İmamoğlu’nu değil de, mesela Canan Kaftancıoğlu’nu, mesela Fatma Şahin’i, mesela Meral Akşener’i, mesela Pervin Buldan’ı seçerdim. Ama biliyorum, bu konuların bu kadar kısacık bir yazıda özellikle de isimler üzerinden ele alınması hatalara çok açıktır ve tehlikelidir.

 

1998 yılında Tarih Vakfının bir projesi olarak “Bir Çağdaşlaşma Projesi Olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yılı” başlığı altında “Bilanço 98 Yayın Dizisi” yayımlanmıştı. Özellikle Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu editörlüğünde 27 sosyal bilimci kadının yazdığı makalelerden oluşan “75 Yılda Kadınlar ve Erkekler” cildini, bu konuların, böyle erkekler arasında ya da kılık kıyafet görüntü tekdüzeliğinde ele alınmasından sıkıntı duyanlara tavsiye ederim. 21 yıl önce yayımlanmış bir çalışma, ama zaman zaman yeniden göz attığımda, bu yazıların ne kadar aydınlatıcı olduğunu yeniden fark ediyorum.

 

Bahsettiğim parlak çalışmaları yapan sosyal bilimci kadınların bile “Cumhuriyet Kadını” olarak adlandırılması, bugüne kadar kullanılan kriterlerle pek mümkün görünmüyor muhtemelen. Ama bu örnekte olduğu gibi, Türkiye’de kadınlar hakkında kadınlar tarafından yapılmış çok iyi çalışmaların olduğunu, kadınların bu konuda söyleyecek çok sözlerinin bulunduğunu her iki kutuptaki medya yetkililerine de hatırlatmak lazım. Kadınların sözlerine kulak vermeden, “Cumhuriyet Kadını” hakkında atıp tutmalar, 1930’lardaki komik listelerin ötesinde bir malumat vermiyorlar.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.