Vicdan meselesi

Vicdan meselesi

16.02.2014 18:46
Gülengül-Altınsay

gulengul28@gmail.com

80 cuntası olmasaydı yine spor yazarı olur muydum bilemiyorum. O karanlık dönemi unutup bugünler için, “bu kadar kötü hiç olmamıştı” diyenler var ya, hayret ediyorum. Onlar o zamanlar nerelerdeydiler merak ediyorum doğrusu. Hepimizin hayatı tamamıyla değişmişti. Çünkü demokrasi tümüyle rafa kaldırılmıştı. Baskıya o kadar alıştırılmıştık ki kendimize ağlayamadık bile. Nefes alacak küçük yerler bulmaya çalıştık. Ve hiç de hayal etmediğimiz alanlara kaymak, bir şekilde hayata tutunmak zorunda bırakılmıştık. Siyasetin s’sinin bile yapılamadığı o dönemde ben de gazeteciliğe futbol yazarak devam etmeye karar vermiştim. Ne var ki kadınla futbolun bir arada düşünülemediği bir dönemdi o dönem. Dolayısıyla farklı zorluklarla karşı karşıya kalacağım açıktı. Önümde bana yol gösterecek bir örnek de yoktu. Yani bu kez siyaset yasağına değil ama “kadından futbol yazarı olmaz” klişesine takılmıştım. Erkeklerin alanına bir şekilde girmiştim, ya da haksızlık etmeyeyim, beni aralarına kabul etmişlerdi ama bu kez de benden futbola dair seksist yorumlar beklediler. Yani futbolu “erkekler gibi” ya da bir gazeteci gibi yorumlamaya layık bulunmamıştım uzun süre. Yok “atmosferi yaz”, yok “futbolcuların tiplerini yaz”, “eşlerini yaz” filan gibi son derece yaratıcı(!) fikirler ortaya atmışlardı. Neyse, hayat hikâyemi anlatmak değil benim asıl niyetim; yaşayarak gördüm ki nereye gidersen git siyasetten kaçılamıyor. Siyaset her yerde İyi hatırlıyorum; Genç İnsan dergisinin kapatılmasından sonra başında Hıncal Uluç ve Atilla Gökçe’nin olduğu Gelişim Spor’a geçmiştim. 90 yılıydı sanırım. Dergide malum hep futbol konuşuyoruz ve bir gün çaycımız çayımı elime verirken dayanamayıp sormuştu; “neden futbol yazıyorsun, ekonomi üzerine filan yazmıyorsun” diye. 90’lı yıllarda enflasyon bir numaralı sorunumuzdu bizim. Şimdiki yıllık enflasyon aylık enflasyon seviyesindeydi neredeyse. Çaycıya, “futbol yazarak da pekala siyaset yapılabilir” anlamında bir şeyler gevelemiş ama sanırım derdimi pek anlatamamıştım. Çünkü o zaman da net bir şekilde biliyordum ki siyasetin olmadığı hiçbir alan yok. Hele futbol gibi her geçen gün daha fazla paranın girdiği ve daha fazla popülerleşen, dolayısıyla ekonomik ve siyasi rant biriktirmeye başlayan bir alanda. Boşuna mı siyasilerin futbolun çekiciliğinden bir şekilde yaralanmak için ellerine geçen her fırsatı kullanmaları? Hiçbir şey yapamasalar, gittikleri kentin takımının kaşkolünü boyunlarına takmaları? Oradaki insanlara bu şekilde sempatik görünmeye çalışmaları? Futbolun düzeni farklı değil Aslında ülkenin düzeniyle, ülkenin güç odaklarıyla ülkenin yaygın ahlak anlayışı, adalet anlayışıyla futbolunkiler farklı değil. Nasıl olsun ki? Mesela kolay yoldan başarı elde etme mubahsa hatta akıllılıksa, futbolda da öyle. Mesela paran çoksa, gücün çoksa aynı zamanda haklısındır. Futbolda da öyle. Ne kadar bağırır çağırır ne kadar tehdit sallarsan insanlar o kadar çekinirler. Futbolda da öyle. Futbolda ülkenin genel geçer anlayışlarından farklı anlayışların olması, farklı çarkların dönmesi neden mümkün olsun ki? Futbolu yönetenler de futbolla ilgilenenler de bizim ülkemizin insanları değil mi? Memleket düzeninin bir parçası değil mi? 3 Temmuz turnusolu Tüm bunların idrakindeydik ama özellikle 3 Temmuz’dan sonra her bir şey daha bir netleşti, saflar belirlendi sanki. Herkes bir şekilde tavrını gösterdi. Tavrını göstermeyerek de gösterdi. Kenara çekilip olayların gelişmesini bekleyenler, kim güçlüyse kimin sesi daha çok çıkıyorsa onlara itibar edenler, yani bu süreci akıllı(!) geçirenler de hiç kaçamazlar siyasi tavırlarını ortaya koymuş oldular. Zaten siyaset istemesek de her bir şeyin içine sokuldu. Tapeler, mahkeme süreci ve verilen cezaların altında da siyaset arandı. Kulüpler arası rekabet yetmedi; siyasi görüş aykırılıkları, iktidar-muhalefet çekişmesi hemen her şey şike davasına sokulmaya çalışıldı. Hatta başrol verildi. Sonuçta amaç gerçekleşti; dosdoğru şike konuşulmuyor artık. Konuşulanlar komplolar, Atatürkçü olup olmamak, iktidar yanlısı olup olmamak falan. Mazlum ile zalim birbirine karışmış durumda. İş çığırından çıktı. Kafalar iyice karıştırıldı. Çok net şeyler bulanıklaştırıldı. Adalete olan güven iyice yok edildi. Düşünün Fenerbahçeliler kendilerine herkesin düşman olduğuna, sistemin kendi aleyhlerine çalıştığına inanıyor. Fenerbahçeli futbolcular bir penaltıyı vermedi ve belki de bu yüzden bir mağlubiyet alındı diye “hakemleri de yenmek”ten falan bahsediyor. 17 Kasım 2013’den beri Fenerbahçe-Eskişehir maçında Caner’e kırmızı kart gösterdi diye Fenerbahçe maçlarına verilmeyen FİFA kokartlı hakem Fırat Aydınus bir seneden sonra Fenerbahçe maçına verildi diye kıyamet koparılıyor. Ve tabii maç öncesi hakem üzerinde baskı kuruluyor. Kaç tane medeni ülke var ki “biz bu hakemi istemiyoruz” deyip federayonuna uygulattırabilsin? Yunus Yıldırım şu anda dünyanın en mutsuz insanıdır şüphesiz. Bundan önce de kötü yönettiği ya da penaltı vermeyip mağdur ettiği takımlar olmuştur. Olmaması imkânsız. Kendisi zaten penaltı vermemekle ünlü. Ama bugünkü kadar hedef tahtasında olduğunu hiç görmedim. Şimdi daha ne zaman maç alabilir meçhul. Ama 2003-2004 sezonunda 11 puan farkla devreyi kapatan ardından bir Samsun maçıyla başlayan sürecin sonunda şampiyonluğu Fenerbahçe’ye kaptıran Beşiktaş’ın olay maçının hakemi, ki kendisi beş kırmızı kart göstermiş ve Beşiktaş hükmen mağlup olmuştu, bırakın düdük asmayı “cesur hakem” olmuş, baş tacı edilmişti. Haksızlık başkasına yapılınca sayılmıyor mu? Zaten bizim ülkemiz zalimlerin mazlumu gayet iyi oynadıkları bir ülke. Mazlumların sesi çıkmıyor bile. Ortada mazlum rolünde zalimler asıyor kesiyor tehdit yağdırıyor. Ağızlarından mazlum edebiyatını hiç eksik etmeyerek. Bu durumda zalimlerle mazlumları ayırt etmek de bizim vicdanımıza kalıyor. Ne var ki, bu vicdan da, futbolun içindeki derin devlet örgütlenmelerini, cemaat yapılanmalarını, iktidar vesayetlerini, düşmanlık yayarak ayakta kalan, kendini koca camialarla özdeş gören ve hukuku kendi yapan derebeylerini de kaldıramıyor. Ülke de kaldıramadığı gibi. Yetti artık…
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.