Pelikan mekaniği

Son günlerde Davutoğlu’nun istifası sonrası Erdoğan ile olan ilişkisi, “Pelikan mekaniği”nin cumhurbaşkanı tarafından da farkedildiğini ve zaman içinde gerekenin yapılacağını, bir 1 Mayıs sabahı ortaya saçılanın er veya geç temizleneceğini düşündürüyor. Ama bu belli ki hemen ve bir çırpıda olmayacak. Düğümün asıl çözümü “Pelikan mekaniği”nin dağıtılmasında yatıyor.

18.05.2016 18:34
Fırat-Erez

info@firaterez.com

 

Cumhuriyet, bir kısmı unutturulmuş, önemli bir kısmı çarpıtılmış, yalanlar ve uydurmalarla süslü bir “yanlış tarih” üzerine kuruluydu.


Tüm o kısa, yaklaşık seksen yıllık ömrü, sağ-sol dikotomisinin geçersizleşmesinin bir özeti olarak şekillenirken, aslında “geçersizleşme”nin kilometre taşlarından biri ve hattâ belki de ilkiydi ama bu (hemen hemen) hiçbir zaman anlaşılamadı.


Genelde herkesin okumaları resmi tarih çerçevesi içinden olduğundan, tarihsel gerçek, toplumun, aydınların, özellikle de sol aydınların algısının dışında kaldı.


Çarpık tarih konusundaki farkındalıkları ve birikimleri sol aydınlara göre daha yüksek olan sağ aydınlar ise, soğuk savaşın hengâmesi içinde bu algıyı düzeltmeyi beyhude gördüler.


Düşmanın aklını düzeltmeye vakitleri de, niyetleri de yoktu.


Mücadele hızla entellektüel alanın dışına savruluyor, her geçen gün daha sertleşiyor, giderek hayatileşiyordu.


Onlar da bu çarpık tarih algısının asli sürdürücüleri ile ittifaka girip, pozisyonlarına göre komünizmle, dinsizlikle, bölücülükle vb mücadelelerine gömüldüler. 


Değişim çok sonraları Ak Parti iktidarı ile birlikte geldi.


Birkaç ayrı olgu üstüste bindi ve birbirini tetikleyerek yine birbirinden beslendi.


Bunlardan ilki dijital devrimin yarattığı olanakların, toplumda bulduğu yaygın kullanımın yanısıra devlet aygıtında da yaygınlaşmasıydı.


Dijital olanaklar önce belediyelerin ve sonra da hükümet organlarının sistematiğini geliştirirken beraberinde şeffaflaşmayı da getirdi; öyle ki, çalışkan ve seleflerine göre (biraz da şeffaflaşmanın mecburiyetiyle) dürüst AK Parti kadroları, bunun üzerinde yükseldi.


Başarılı belediyecilik ile gelen kitlesel teveccüh, giderek AK Partiyi kalıcı bir iktidar partisi olarak konsolide etti ve resmi söylem ağır ağır değişti (bu süreç halen devam ediyor).
 

Bu devlet dönüşümüne paralel süreçte bilgi akışının hızlanması ve engelleri aşmasıyla da önce toplumun resmi tarih algısı sarsıldı ve sonra da klasik dikotomi, sağ-sol ayrışması bildik eksenini yitirerek dağıldı (bu süreç de halen devam ediyor).


Ontolojisi sağ kabul edilen, teori ve pratiğini İslami akideler üzerine tesis etmiş bulunan AK Partiden giderek yükselen demokratikleşme, özgürleşme ve nihayet yakın zamana kadar hayal edilmesi dahi zor sosyal devlet atakları ardarda geldi.


AK Parti, değme sol partinin teklif etmek bir yana, rüyasını dahi göremeyeceği uygulamalarla, özellikle de sol siyasal kanadın hedef sınıfını tarafına çekerek kendine taban kıldı ve böylece eskiden beri soldan çok sağa meyilli Türkiye üretici sınıflarının o güne kadar sol intelligentsia tarafından bir türlü anlaşılamayan gerçekleri ve gerekçeleri de görünürlük kazanarak, resmi tarih tezleriyle birlikte anılıp tartışılmaya başlandı.


Özellikle Barış Süreci ile birlikte, artık İslamcılar, ülkücüler, eski sosyalistler, seküler liberaller ve birbiriyle yan yana gelmesi eskiden hayal edilemeyecek kadar farklı köken ve görüşlerden gelen bir yığın insan AK Parti şemsiyesi altında toplanmıştı.


Bu, bir açıdan Türkiye için tarihin sonu ve tümüyle yeni bir başlangıçtı.  


AK Parti iktidarı, belediyecilik başarıları ile açtığı yolu ekonomik toparlanma ile sürdürür ve sıra demokratik açılımlarla kronik Kürt sorununun çözümüne gelirken, bir sınır aşılmış oldu ve saldırılar başladı.


Türkiye pek de beklenmedik bir biçimde hem birden güçlenmiş, hem de Ortadoğu’dan başlayarak tüm dünyayı etkileme olasılığı bulunan bir aktör olmaya doğru görünür biçimde ilerlemeye başlamıştı ve bu durdurulmalıydı.


Türkiye saldırılarla durdurulamadı ama Arap Baharı rüzgarının yönü değiştirildi ve saldırılar da bunun eşliğinde sürdürüldü.


Bunlar, Gezi olayları ile başlayıp 17-25 Aralık’ta son vuruşu yapmaya doğru evrilirken, merkezlerine hedef olarak ve giderek artan biçimde, hareketin lideri Erdoğan kondu.


Erdoğan negatif olarak aslında önce saldırganlarca mitleştirildi.


Hitler yakıştırmalarıyla kozmik hırsızlık arasında bir yerlerde gezip duran bir karaktere dönüştürüldü ve en yakınından, ailesinden başlayarak en uzaktaki seçmenine kadar Erdoğan’ın etrafındaki herkes bu saldırılardan nasibini aldı.


Etki tepkiyi doğurdu ve bu negatif mitleştirme pozitif karşılığını üretti.


AK Parti’ye atfedilen tüm hasletler Erdoğanın kişiliğinde toplandı. Kaçınılmaz olarak bir “reis” kültü doğdu.


Tüm sonuçlarıyla alındığında, AK Parti’nin çoğulcu yapısını, istişare hukukunu, demokratlığını deforme eden bir kayıptı bu aslında; ama zaferlerin göz kamaştırıcılığı ile Anadolu insanının lider kültüne yatkınlığı yüzünden ve saldırıların vaveylasında pek anlaşılamadı.


Paralel yapı ihanetinin sonrasında her tarafa yayılan şüphe zehri, istişare hukukunu zehirler ve güvensizlik kronikleşmiş bir paranoyaya dönüşürken, Erdoğan eski yoldaşlarıyla mesafesinin giderek açıldığı bir yalnızlaşmaya sürüklendi. 


Ve hayat boşlukları sevmediğinden boşalan yerler özellikle lider kültünü yükseltirken kendisi de yükselme amacındakilerce çabucak dolduruldu.


Sonunda Erdoğan’a yönelik her eleştiri, içeriğine bakılmaksızın geçmiş arsız hayasız saldırıların uzantısı, onların bir devamı gibi algılanmaya ve cevaplanmaya başladı.


Bu süreçte alternatif veya ikincil liderler de birer birer tasfiye potasına doğru sürüklendiler.
 

Bu, belirli bir “Pelikan mekaniği” idi ve adını almak için bayrağını açtığı 1 Mayıs 2016’yı, “Pelikan Dosyası”nı bekleyecekti.


Tasfiyelerin sonuncusu Başbakan Ahmet Davutoğlu oldu.


Çalışkan, başarılı ama hem uzlaşmacı hem de biraz inatçı olan Davutoğlu, her tarafta düşman gören, süreçlere sabredemeyen, vizyonsuz ve korku ortak paydasında birleşenler tarafından, bir alternatif olabilir gibi görüldü ve tam da bu yüzden dışlandı.


Tasfiyesine eşlik eden, adına “Pelikan Dosyası” denmiş bir kurguda, yabancı güçlerin ajanı olduğundan Erdoğan’ın altını oyup mahvını hedeflediğine; devleti ele geçirme amaçlı bir çeteye liderlik ettiğinden gereğinden fazla entellektüel olduğuna kadar her türlü suçlama yüklendi Davutoğlu’nun sırtına…


Ve bu yükleme, planlı, hazırlıklı, sistematik bir biçimde gerçekleşti.


“Pelikan mekaniği” böyle işledi. İşlerken de dürüst, şeffaf, çoğulcu, demokrat, hoşgörülü, kapsayıcı, çok sesli AK Parti algısını sarstı ve tabanı merak eşliğinde bir bulantı kapladı.


Son günlerde Davutoğlu’nun istifası sonrası Erdoğan ile olan ilişkisi, “Pelikan mekaniği”nin cumhurbaşkanı tarafından da farkedildiği ve zaman içinde gerekenin yapılacağını, bir 1 Mayıs sabahı ortaya saçılanın er veya geç temizleneceğini düşündürüyor. Ama bu belli ki hemen ve bir çırpıda olmayacak. 


“Pelikan mekaniği” aslında yukarıda anlatıldığı gibi “Pelikan Dosyası”ndan çok önce vardı. Düşmanlıklara, saldırılara ve bunların sonucu Erdoğan kültünün doğmasına paralel, çoktan “dosya”yı yaratacak biçimde çalışmaya başlamıştı.


Bu yüzden düğümün asıl çözümü tam orada, “Pelikan mekaniği”nin dağıtılmasında duruyor. 
 

Bunun için AK Parti, fabrika ayarlarını, artık onlara dönmese bile hatırlamak; 2023 hedeflerinin yalnızca yüksek teknoloji, endüstri ve maddi zenginlikten ibaret bir Türkiye’yi işaretlemediğini kendi kendine tekrarlamak zorunda.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.