Akademisyenler ve ‘orta kalite’ tuzağı

Söz konusu imzacıların büyük çoğunluğunun belki de bu metni görmeden veya okumadan imzaladıklarını varsaymak gerçekçi gözüküyor. Gerçekten de barış isteyen çok sayıda insan, bunun samimi bir girişim olduğunu düşünmüş olabilir. Ama siyasetin geldiği nokta maalesef ‘temiz’ duygulara alan açan cinsten değil. ‘Temiz’ olabilmek için önce üzerinizdeki fark etmediğiniz kirden arınmanız gerekiyor.

14.02.2016 09:16
Etyen-Mahçupyan

emahcupyan@gmail.com

 

Bugünün siyasetinde herkesin bir kullanım değeri var. Siyasi odaklar da bunu olabildiğince istismar etme konusunda çok istekliler. Bundan bir ay kadar önce gündeme gelen 1128 akademisyenin imzaladığı ‘Barış Dilekçesi’ de araçsal bir girişimdi. Yazdıkları metin Güneydoğu kentlerinin bazı mahallelerindeki PKK’lı çetelerle güvenlik güçleri arasındaki çatışmayı, PKK’yı zikretmeden ve tüm suçu devlete yıkarak betimliyordu. Dahası devletin konumunu Birleşmiş Milletlerin ‘soykırım’ olarak tanımladığı eylemlere indirgiyordu. Açıkçası bu metnin taraflı, gayrı adil, hatta düpedüz yalan olan çok fazla yönü vardı. İmzacıların “Biz devletin vatandaşı olduğumuz için sadece onu muhatap aldık” argümanı ise fazlasıyla hazindi. Çünkü metin sadece olması gerekeni söylemiyor, yaşanmakta olanı da gerçekliği çarpıtarak tanımlıyordu.           

 

Öte yandan Cumhurbaşkanı’nın buna tepkisi de siyaseten farklı bir kullanım değerine işaret etti. Muhafazakar kesimin söz konusu haksızlık karşısında bütünleşmesi, tek bir blok halinde ‘milli’ duygular etrafında toplanması amaçlandı. Yargının ve üniversitelerin ‘göreve’ çağrılması, kötüye kullanılmaya müsait bir ortam yarattı ve birçok akademisyen açık haksızlıklara maruz kaldı. Bu müdahale AKP’ye de yaramadı, meşruiyet zaafı oluştu, anayasa tartışması sürecinde partiye zarar verdi. Ama ‘Barış Dilekçesi’ o kadar patetikti ki, kullanım değerinden yararlanma iştahı yaratmıştı.

 

Sıcak siyasetin harareti AKP’nin yararlanabileceği bir fırsatın elden kaçmasına neden olurken, PKK tarafı kendi yanlışının bedelini ödememiş olarak kaldı. Ancak yazılan metin zaten kötüydü ve buradan kalıcı bir kazancın çıkması zordu.

 

Söz konusu imzacıların büyük çoğunluğunun belki de bu metni görmeden veya okumadan imzaladıklarını varsaymak gerçekçi gözüküyor. Gerçekten de barış isteyen çok sayıda insan, bunun samimi bir girişim olduğunu düşünmüş olabilir. Ama siyasetin geldiği nokta maalesef ‘temiz’ duygulara alan açan cinsten değil. ‘Temiz’ olabilmek için önce üzerinizdeki fark etmediğiniz kirden arınmanız gerekiyor. Akademisyenler her nasılsa kendilerini hep ‘temiz’ sanmaya çok eğilimliler ve bu da görünüşü temiz ama işlevi kirli eylemlere alet olma riskini ortaya çıkarıyor.

 

Bu akademisyenlerin deklare edilen amacının barışın gelmesi, insanların ölmemesi olduğunu hatırlayalım… Bu nasıl olacak? Tabii ki toplumun genelinde, ama şu an için daha önemlisi AKP ve PKK içinde de bunu isteyenlerin sayısının ve gücünün artmasıyla. Çünkü barış ancak her iki tarafta birden barış siyasetinin öne çıkmasıyla mümkün. Peki, bu bildiri ne yapmış oldu? AKP içinde Kürt meselesine şahince bakanların elini güçlendirdi, çünkü kötü niyetli bir değerlendirmeye dayanıyordu. PKK içinde de şahinlerin elini güçlendirdi, çünkü tek taraflı olduğu için örgütün şu anki stratejisine destek vermiş oldu. Sonuçta her iki tarafta da savaş daha kabul edilebilir hale geldi… Her iki tarafta da kurumsal yapının içinde barış siyasetini önerenlerin sesi kesildi.

 

Kısacası eğer bu ‘Barış Dilekçesi’ gerçekten de barış için yazılıp kamuoyuna çıktıysa, tek kelimeyle ‘ahmakçaydı’ demek durumundayız. Eğer bu varsayım size gerçekçi gelmiyorsa, bu eylemin ‘kullanım değerinden’ ötürü bilerek yapıldığını varsaymamız lazım. Herhalde akademisyenlerin siyasete alet olduklarını bilmeyecek kadar saf olduğunu düşünecek halimiz yok. Muhalefet bu düzeyde kaldığı sürece AKP’nin de aynı düzeyde kalmayı tercih etmesi de belki gerçekçi. Ama galiba bu bir ‘orta kalite’ tuzağından başka bir şey değil ve Türkiye’ye zarar veriyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(6)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Ayse 14.02.2016 10:42:54
Tarafsız değilsiniz, dahayorum yazmıyorum.
14.02.2016 12:54:13
Bir akademisyen için okumadan imzalamıştır demek hakaret olmaz mı ? Ne demek okumadan metin imzalamak ? Akademisyenlerin okumadan metin imzalayabileceğinin düşünüldüğü bir ülkede iktidardan yüksek kalite beklemek gerçekçi olmaz.
Hilmi14.02.2016 13:40:37
Yurdum akademikleri, herhangi bir bildiri hükümete çakıyorsa, içeriği biraz da ''barış-marış'' sosuna batırılmışsa, inanın elde tuzluk koşar ve imzalarlar. Bu durum onların kalite ve önyargılarını gösterir. Aydınının kalitesi bu olan ülkede, iktidarın kaliteli olması mümkün mü?
14.02.2016 14:49:25
Okumadan imzaladik cumlesi, cogunun kendi beyani..
Erbil Coşkuner14.02.2016 17:16:04
Değersiz bir metin yaratılan yaygara sayesinde hak etmediği bir etki yarattı...sebep olanlara bravo...!
14.02.2016 18:05:16
‘’Söz konusu imzacıların büyük çoğunluğunun belki de bu metni görmeden veya okumadan imzaladıklarını varsaymak gerçekçi gözüküyor.’’ Tespitiniz tamamen yanlış. Ben bu iyiniyetli öngörüyu bir entelektüelin akademisyen sempatisi olarak yorumluyorum. . Hepsi okudu ve tamamen pkk,terör,paralel yapı ya destek amacı ile yazıldığı çok açık ve seçik şekilde belli olacak şekilde hazırlanmış bir metni isteyerek ve bilerek imzaladılar. 2 değişik grup 2 değişik nedenle imzaladı: 1 –pkk destekçileri pkk ve paralel yapıyı desteklemek için 2-tayyipten nefret edenler, Tayyip zarar görsün,darbe yesin,aleyhine bir şeyler yapmış olalım yeterki , bu yaptığımız ülkenin bölünmesine ve teröre destek olacaksada tayyib e zarar verecek ise eylem mubahtır diye düşünenler. Okumadan değil fakat metnin gerçek amacını anlamadan imzalayanlarda olabilir tabiiki fakat bunlar 4-5 taneden fazla değildir ve bu amacı anlayamayacak kadar sığ olan akademisyenlerde bu işi, bıraksınlar artık. dolayısıyle verilen tepkinin ger