Bir fatiha: Arkadaşım Ahmet Aşık’ın ruhuna mektup*

Sana bu mektubu yazmamın sebebi, içinin bütün sızılarını iyileştirecek bir müjde: Türkiye toplumu tarihinde ilk kez bir askeri darbeye yekten karşı çıktı; direndi, darbeye geçit yok dedi. Sosyalistlerinse bir teki bile (tam on yıllardır hayal ettikleri gibi) bir akşam vakti karanlığın kenarından ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuş o sade, “sıradan” insanların, hani şu dillerinden düşürmedikleri “halkların” yanında darbecilere karşı sokağa çıkmadı. Çünkü onlar sosyalistti, demokrattı, ilericiydi, ileri görüşlüydü; çünkü darbenin püskürtülmesi en çok Erdoğan’a yarayacaktı.

30.07.2016 15:28
Ertuğrul-Başer



 

Seni son gördüğümde (vefatından bir sene kadar evveldi) doktoruna söylediklerini anlatmıştın, hatırlıyor musun: Aman doktor, benim biraz daha yaşamam lazım, biraz daha yaşayıp, şu Kenan Evren denen adamın darbe suçundan yargılandığını, hattâ mümkünse öldüğünü görmem lazım, ne yap et, benim ondan önce ölmeme izin verme.

 

 

Şükür yargılandığını gördün; darbeden suçlu bulunduğunu, müebbet hapis aldığını, rütbelerinin söküldüğünü.

 

Ama kalbin kırık, için sızılı gitti biliyorum; öldüğünü göremedin. Şükür, şükür onu da biz gördük.

 

Ama sana bu mektubu yazmamın sebebi bu değil; daha büyük bir müjde, kalbinin bütün kırıklarını, içinin bütün sızılarını iyileştirecek bir müjde: Türkiye toplumu, Türkiye coğrafyasında yaşayan halklar tarihinde ilk kez bir askeri darbeye yekten karşı çıktı; kurşunlara, bombalara, tanklara, uçaklara, zırhlı birliklere, albaylara, generallere direndi, darbeye geçit yok dedi, kaderine sahip çıktı… Birinci sıradakiler düştü, geri adım atmadı; ikinci sıradakiler düştü, geri adım atmadı; sokakları, meydanları terk etmedi ve hâlâ terk etmiyor. Bizim çok sevdiğimiz eski terimlerle söyleyeyim; bugün Türkiye devriminin, dur şaşırma, evet bugün (27 Temmuz 2016), sıfatsız, mübalağasız, tertemiz, anahtar teslim Türkiye devriminin (hızlandırılmış kapanış bölümünün) 11. günü (11 deyince de aklımıza hemen Marx’ın Feuerbach üzerine 11. Tezi geliyor, farkında mısın: şu, (mealen) artık aslolan dünyayı yorumlamak değil dönüştürmektir diyen tez). Evet, tam dediğim gibi, kulaklarına inan ve artık kalbinin bütün kırıkları iyileşsin, içindeki bütün sızılar geçsin, rahat uyu.

 

Ama bir yere yaz; geldiğimde müjdemi de isterim.

 

Türkiye toplumunun tüm kalbi kırıkları, tüm kendini gurbette hissedenleri, içindeki sızıya bir sebep bulamayanları, tüm adını koyamadıkları için mecburen hüzün diyenleri, bu coğrafyanın doğal habitatını oluşturan tüm halklar, bir müjde daha veriyorum (biliyorum buna ayrıca ve gözlerin, kalbin dolusu sevineceksin): en önde dindar Müslümanlar ayağa kalktı. 2000’lerin başlarından bugüne bizzat besleyip büyüttükleri ağır çekim, ama yoğun ve çetin bir halk çocukları devriminin ezilmesine izin vermediler.

 

Apaçık ABD (ve muhtemelen AB) destekli; üstelik, kader mi dersin sürpriz mi bilemem ama yan yana iç içe yaşadıkları, hattâ yer yer kardeş bildikleri İslami bir cemaatin koçbaşlığını yaptığı bir darbeye, hiç olmazsa bir iç savaş diyen namussuz bir darbe girişimine karşı koydular. 246 şehit, 2186 yaralımız var. Ama kazandık Ahmet, biz kazandık! Bozkırların, kederli nehir yollarının, sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran sakat ve sıska atın, şehirlerin ve toprağın bahtını değiştirdik.

 

Eee daha daha mı diyorsun, bekle soluklanayım.

 

Bir göz açıp kapayıncaya geçen ömrümüzde, ömrümüzün son mevsiminde kardeşlerimizi tanıdık.

 

Sala verdiler bütün camilerde: Es Salatu Ve’s-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!

 

Uyanın dediler minarelerden, güvercinler havalandı; uyanın vatan tehlikededir! Sokağa çıkın, omuz omuza verin, onbeş-yirmi yıldır dişimizle tırnağımızla elde ettiğimiz haklar, özgürlükler, birlikte yaşama bahçeleri, ağız dolusu konuşma, gülme hakkımız, kaderimizin üstüne açtığımız kanatlar, demokrasimiz tehlikededir, uyanın!

 

Bir göz açıp kapayıncaya son mevsiminde ömrümüzün kardeşlerimizi tanıdık.

 

Ne dediklerini tam bilmiyorum, Allahu ekber kebira, ama kalın menkıbe kitaplarından çıkmış kahramanlar gibi gözlerini kırpmadan zalimin üstüne yürüdüler; oradaydım, gördüm ve şahidim.

 

Darbenin belirmeye başladığı ilk andan itibaren sokağa çıktılar; öyle rastgele bir sokağa çıkış değil ha, aman yanılmayasın. Sanki ilahi bir esinle davranan bir orkestra gibi, hangi kentte, hangi ilçede, hangi köyde kasabada, hangi sokakta ihtiyaç varsa, o kentte, o ilçede, o köyde o kasabada ayağa kalktılar ve o muhtaç sokağa aktılar: En önce köprüye (15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne), sonra hava meydanlarına, sonra zırhlı birlik karargâhlarına, sonra jet üslerine, sonra medya merkezlerine, sonra Meclise, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine, sonra Genelkurmaya… Cizre’de, İstanbul’da, Malatya’da, Ankara’da, Kazan’da, Denizli’de, velhasıl tüm vatan sathında işgal edilen yerleri işgalcilerden temizlediler, askerleri teslim aldılar, tankları durdurdular, havalanan ve üzerlerine bomba yağdıran helikopterleri, uçakları indirdiler, sokağa çıkmaya, darbeye destek vermeye çalışan askerleri, tankları birliklerinden çıkarmadılar, kamyonlarla, tırlarla, çöp araçlarıyla, otomobillerle kıpırdayamaz hale getirdiler, uçakları, helikopterleri üslerde, havaalanlarında bağladılar… Seçilmiş cumhurbaşkanını, seçilmiş hükümeti, demokrasinin kalbi Meclisi (parlamentoyu) yeniden işler ve hâkim kıldılar. “Yedirmeyiz!” diyorlardı; sözlerini tuttular, aşk olsun ve ant olsun, Erdoğan’ı yedirmediler. Şükürler olsun. Ülkeyi sonu belirsiz, kanlı bir iç savaşın eşiğinden aldılar; ülkelerini yeniden işler, hâkim ve vatan kıldılar.

 

Ahmet, galiba kelimelerle başlıyor kendi halkımıza - kültürümüze - topraklarımıza yabancılaşmamız. Ne kadar uzak ve hamasi gelirdi bize “vatan” sözcüğü, hatırlar mısın? Şimdi biliyorum ki bu topraklar bizim vatanımızdır, bu dil bizim vatanımızdır; şimdi biliyorum ki toprağın, coğrafyanın ve dilin altında bizi, yani yaşayanları besleyen 72 milletten 72 kültürden adsız sansız insanların attığı 72 milyarlarca düğüm 72 milyarlarca kök 72 milyarlarca can 72 milyarlarca hayal, umut, ses vardır. Onlarmış meğer bu ülkeyi, coğrafyayı vatan haline getiren, şu on günde öğrendim. Tamam, bırak edebiyatı da olan biteni anlat diyeceksin; peki, ama üç kere aşk olsun aşk olsun aşk olsun bu sade, mütevazı Müslüman “kitleler”e dememe izin ver; onların kelimeleriyle Allah onlardan razı olsun dememe izin ver.

 

Bundan sonra onların hakkını unutursam ellerim kurusun, dilim çürüsün, annemin ak sütü haram olsun, dememe izin ver.

 

Diyeceksin ki hızlan; “nasıl, neyle yaptılar?”

 

Elleri, imanları ve kalpleriyle. Darbeye kim karşı çıkıyorsa, tankların üzerine kim yürüyorsa, mânâsı ister tek kat ister otuz kat olsun, ister “hermenötik”e, ister “yapı-söküm”e uygun olsun, önce Ya Allah diyordu, sonra Bismillah, sonra Allahü Ekber. Tamam, Darbeye Geçit Yok da diyordu, Asker Kışlaya da diyordu, Yaşasın Demokrasi de diyordu ama önce Allah vardı ve Allah Ekber’di. Dediklerini tam anlamıyordum ama hepsinin üstüne bir dudak kıpırtısı halinde Vel Hamdü Lillahi Rabbil Alemin’di!

 

Meğer insan ancak kendi kelimeleriyle; kendi kalbinin, kendi tahayyülünün, kendi var etme, eyleme ve yaratma kudretinin ezelini ve ebedini dolduran kelimeler, mânâlar, değerlerle büyür, öğrenir, yaratır ve eyler ve ancak bunlar için ölürmüş. Ancak o zaman, yaptıkları kendine misler gibi yakışır; ancak o zaman el emeği göz nuru bir adalet, özgürlük ve kardeşlik âlemi kurabilir; ancak o zaman, ister modern, ister post-modern, isterse pompost-modern bir toplum olabilirmiş; şu on günde öğrendim. Tamam, tıraşı kestim.

 

Ama eminim yukarıda, “nasıl, neyle yaptılar” sorusuna verdiğim “Elleri, imanları ve kalpleriyle” cevabındaki “elleri” kelimesini, yaşayan cümle solcular/sosyalistler gibi atlamış ya da gelişine söylenmiş bir laf olarak düşünmüşsündür.

 

Ahmet tüm bunları vallahi elleriyle yaptılar. Ellerinde bir keleş, av tüfeği, baba yadigârı ya da çakaralmaz Laz yapısı tabanca, molotof, el yapımı piknik tüplü bomba, vb yoktu. Olmadığından değil, bulamayacaklarından değil, istemediklerinden; duydun mu Ahmet, silaha başvuran olmak istemediklerinden! Devrimin hızlandırılmış kapanış bölümünün yedinci veya sekizinci günü, tam hatırlayamıyorum, ikinci bir darbe hareketliliği hissedildiği bir anda, aralarında artık silahlarınızı kapıp gelin diyen birilerini hiç tereddütsüz “provokatör” ilan ederek, milletin gücünden daha büyük bir güç yoktur, en büyük silahımız haklılığımız ve ellerimizdir, bu ülkenin sahibi biziz diyerek silahlanmayı reddettiler.

 

Yaklaşık yüz yıllık varlık mücadelelerinde Müslümanlara ve/ya İslamcılara atfedilen, Sivas Madımak katliamı gibi olayların neredeyse tamamının derin devlet operasyonları olduğunu, bu hareketin bugüne kadar silaha başvurmadığını, şiddetin dışında kalmaya, meşru siyaset çizgisinden ayrılmamaya devâsâ bir özen gösterdiğini az çok biliyorduk. Fakat Menderes (aah Menderes, aahh ve keşke seni de Menderes!) gibi, bir sağdan bir soldan kalemi kırılan fidanlar gibi astırmamaya yemin ettikleri Reislerini (“Yedirmeyeceğiz!”), ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ortadan kaldırmakla görevli MAK’mış, SAT’mış her türden suikast timinin cirit attığı ve Erdoğan’ın en yakınlarıyla birlikte ölümden kıl payı kurtulduğu, yani her türlü sabır eşiğinin aşıldığı bir ortamda, Müslümanlar rahatça artık yeter, bizden günah gitti diyebilir; meşru müdafaa haklarını kullanarak darbecilere karşı silaha sarılabilir, şiddete başvurabilirlerdi. Ve dahası, bugün her geçen saat çok daha iyi anlıyoruz ki, bizzat darbeciler bunu istemiş ve öngörmüşlerdi.

 

Yapmadılar. Aşk olsun ve ant olsun yapmadılar. Silaha, şiddete tenezzül etmediler. Hakkari’den Cizre’ye, Van’dan Elazığ’a, Adana’dan İstanbul’a tüm vatan sathında sabahlara kadar demokrasi nöbeti tutan milyonlarca insan bir tek bankamatik parçalamadı, bir tek bankanın camını indirmedi, bir tek belediye aracını, otobüsünü, bir tek parti binasını ateşe vermedi, içlerinden bir teki bile suçlular gibi yüzünü kapatmadı.

 

Her türlü darbe aygıtının karşısında sade, basit, alnı açık bir duruş: Ölümüzü çiğnemeden geçemezsiniz, o kadar.

 

Her türlü darbe aygıtı derken, meselâ bu aygıtların en ünlü ve en kullanışlılarından biri olan “Sünniler Alevi mahallelerine saldırdı” aygıtı burada da devreye sokuldu. Hemen en tepeden en alta kadar tereddütsüz, sade, alnı açık bir duruş: Alevilerin namusu Sünnilere, Sünnilerin namusu Alevilere emanettir diye haykırdılar ve Alevi mahallelerinin etrafında olası provokasyonlara karşı nöbet tutmaya durdular. Şükürler olsun.

 

Ve her türlü darbe aygıtı karşısında ister diyalojik, ister fenomenolojik, ister ekonomik, ister politik, isterse diya-feno-eko-politik olarak çürütülemeyecek taş gibi bir argüman: bizim vergilerimizle alınan silahları bize çeviremezsiniz, o kadar.

 

Ahmet, böylece ve bu arada nice alâmetler belirdi, nice azametler sönüp gitti. Çünkü savaştan kaçarak Batıya ulaşmaya çalışan Suriyeli göçmenlerin, Batıya ulaşmaya çalışan Doğunun Batı kıyılarında boğulduklarını görmüşlerdi; ne küfür ne külliyen ret ne şeytanlaştırma; Batı Batıydı, Doğu da Doğu. Onun için fani vücutlarını, gözlerine vuran anlamı ve akıl ve irfan ve sabır ve şükür ve hafıza fenerlerini yaşadıkları tabiata, tarihe ve coğrafyaya bağlayan kök ve kader ağlarını, anlam ve nehir yollarını, özsu borularını, kelime, kavram, simge ve can suyu şebekelerini değiştirdiler, paslanmış vanaları açtılar, yosun tutmuş, tıkanmış bağlantı hatlarını yenilediler. Gene edebiyata başlama mı diyorsun; azıcık bekle, nasıl olsa vaktimiz bol, biraz da edebiyat yapalım, ne olur yani…

 

Mesela sadece “yobaz”ın, Müslümanın, İslamın anlamını değil; bizim devrimci/sosyalist olarak kimlik ve kişilik bulduğumuz 1970-80 arası dönemde tüm kötülükleri üzerine boca ettiğimiz “faşist”in, ölesiye tiksindiğimiz “milliyetçiliğin ya da faşist milliyetçiliğin”, buna karşılık bir an bile yanımızdan ayırmadığımız “solculuğun”, “sosyalistliğin”, “devrimciliğin” anlamını değiştirdiler.

 

Meselâ, hiç şaşırmayacaksın biliyorum ama kayıtlara geçsin diye söylemek zorundayım, darbeye karşı duran yüzbinler arasında, yüzbinlerce Müslümanın yanında devrimci/sosyalist yoktu (“pek yoktu” demeye bile dilim varmıyor Ahmet) ama epeyce “faşist” vardı ve “faşistlerin partisi” MHP ilk andan itibaren, açıktan darbeye karşı durdu.

 

Yaşarken senin de tanık olduğun gibi, bu “faşist” parti zaten, 1970-80 arası dönemden ve 12 Eylül darbesinden çıkardığı derslerle ve de AK Partinin açtığı yeni siyaset zemininin dönüştürücü etkisiyle, bütün operasyonlara rağmen uzun zamandan beri -- kendi deyimleriyle -- “sokağa çıkmamakta” direniyor; 1970-80 arasında olduğu gibi kullanışlı bir şiddet/operasyon aygıtı olmayı reddediyordu. Nitekim Türkiye’nin bu hayat memat ânında, darbeye karşı aldığı tavırla da bu tutumun hiç de konjonktürel, reel-politik bir tutum olmadığını gösterdi.

 

Meselâ “milliyetçiliğin” ırk ve kan gibi hamasi ve operatif veçheleri zayıflarken, bir topluluğun özgünlüğü ve özgüvenine, yatay, dikey, köksel, sosyolojik ve kültürel olarak beslendiği kaynaklara ve var edişlere vurgu yapan veçheleri öne çıkmaya başladı. Hemen yanıbaşında, henüz nereye nasıl bir anlam veya değere uzanacağı belli olmayan “yerlilik” gibi bir çocuk doğurdu. Yanında, onun gölgesi gibi belli belirsiz bir “Anadolu irfanı”…

 

Meselâ bayrağın simgeselinde belki de her zaman olan “bağımsızlık” ve “kader birliği”nin bu on günde ikinci bir bayrak gibi yükseldiğini gördüm.

 

Meselâ “halk” teriminin ne kadar sığ ve yalınkat olduğunu, hattâ “kitle” ve “sürü” kelimelerinden öte bir anlam taşımadığını ve buna rağmen on yıllardır acayip açıklayıcı, kilit bir kelime olarak kullanılageldiğini bugünlerde fark ettim.

 

Ölümlü insanoğlunun belki de genetik olarak hep bir sonrakine teslim ettiği ölümsüzlerin, ona bu dünyada yol gösteren adalet, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi yıldızların hiçbir teori, inanç, uygarlık veya hareketin tekelinde olmadığını; onların mümkün bütün dünyalarda, bütün fikri sistematiklerde, bütün inanç ve iman yapılarında ışıyabileceğini, şu on günde öğrendim.

 

Bu ülkenin (hâlâ rahatça vatan diyemiyorum, görüyorsun) buzkıran “devrimci”, “sol”, “kaderine sahip çıkan” gücü, bu ülkenin sahibi, başta Müslümanlar olmak üzere bu coğrafyada yaşayan halk çocuklarıymış, şu on günde öğrendim. Tarihimizde ilk defa, bu coğrafyada demokratik bir siyaset alanı inşa edildiğini ve artık bütün katmanlarıyla bu alanının sigortası ve pusulasının Müslümanlar olduğunu, şu on günde öğrendim.

 

Peki, sosyalistler ne yaptılar mı diyorsun?

 

Epeyce uzun zamandır Recep Tayyip Erdoğan’ı, AK Partiyi ve hattâ (belki en vahimi) genel olarak İslamı ve Müslümanları şeytanlaştırma sürecinin tam göbeğinde yer alan sosyalistleri kim tutardı; tam gaz şeytanlaştırmaya devam ettiler!

 

Kaçıncı kez seyrettikleri, oyuncuları belli, giriş gelişme ve sonucu belli bir Türk filmi gibi gözlerinin önünde olup biten bir darbe mekaniği de uyandırmadı onları. 27 Mayısta Mendereslerin, 12 Martta Deniz Gezmişlerin, 12 Eylülde hem Menderes hem Gezmişlerin asılmasına giden Türkiye usulü, standart, konsantre, kör gözüm parmağına birbirinin kopyası darbe süreçlerinde neler olduysa aşağı yukarı aynısı gözlerinin önünde olup bitiyordu; uyanmadıkları gibi bunlara hak verdiler, bu yolda yeni cephaneler imal ettiler.

 

İçinin acıdığını, ağrıdığını, ama hiç şaşırmadığını biliyorum Ahmet; devam ediyorum, ayrıca ve ilâveten:

 

Bir tanesi bile (tam onların on yıllardır hayal ettikleri gibi) bir akşam vakti salalarla dualarla karanlığın kenarından ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuş ve adına Türkiye denen bu çorak bozkırın, sonsuzluğun ortasında sanki kımıldanmadan duran bu sakat ve sıska atın, bu Türkiye denilen toprağın bahtını değiştiren o sade, “sıradan” insanların, hani şu dillerinden düşürmedikleri “halkların” yanında darbecilere karşı sokağa çıkmadı, şahidim.

 

Çünkü onlar yobazdı, tutucuydu, gericiydi, Müslümandı, bangır bangır ezan okuyordu; aydınlıktan korkan, aydınlanma karşıtı, çağın gerisinde kalmıştı; örümcek kafalıydı, kara böcüktü; IŞİD’çiydi, kaba sabaydı, düzeysizdi, görgüsüzdü, Anadolu çomarıydı, kıllıydı, göbeğini kaşıyordu, makarnacıydı; demokrat olması, demokrasiye sahip çıkması tabiatları gereği imkânsızdı.

 

Bir tanesi bile, tek bir tanesi bile kemiksiz bir “Darbeye geçit yok” yazısı yazamadı, kemiksiz bir “Darbeye hayır” broşürü dağıtmadı, kemiksiz ve afilli bir “No Pasaran” afişi asmadı, şahidim.

 

Çünkü kendileri sosyalistti, moderndi, aydınlanmacıydı, darbeye karşı çıkmasını Müslümanlardan öğrenecek değillerdi; kaldı ki Erdoğan’ın sivil darbesine de âlet olmak istemiyorlardı; Erdoğan/AK Parti/Müslümanlar otokrat, despotik, islamofaşist, teofaşist bir düzen kurmuştu; nefes alamıyorlardı, konuşamıyorlardı. Bu A Ke Pe’li güruhun arasında ne işleri vardı; Erdoğan bu güruhun kendilerine saldırmayacağına garanti verebilir miydi?

 

Bir teki bile darbenin başarıya ulaşması halinde ülkenin yuvarlanacağı iç savaş cehennemini görüp ürpermedi; bir teki bile ABD destekli bir darbenin ülkenin bağımsızlığına kast ettiğini fark edip “Hoop, o kadar da değil” demedi, diyemedi, şahidim.

 

Bir teki bile ABD ile tahkim edilmiş; ılımlı İslam, diyalog, sivil toplum ve hoşgörü gibi susturucular takmış; her türlü ama her türlü alçaklığın boy atmasına müsait bir anlam evreni oluşturmayı başarmış (ve zaten bu hasletleriyle de ABD’nin dikkatini çekmiş ve sahada gözüne girmiş); iktidar manyağı, gayrimeşru, demokrasi dışı yollardan iktidar olmak isteyen, silaha, şiddete, iç savaşa, ölmeye, öldürmeye hazır ve bunun için mobilize olmuş bir örgütten (Fetullahçı Terör Örgütü) bahsetmedi, şahidim.

 

Oysa bu tabloda illâ birine “faşist” denecekse bunu en çok bu örgüt hak ediyordu. Üstelik sosyalistlerin Kemalizmden devir teslim aldıkları İslamofobi törenlerinin yıllar yılı temel simgeseli de bizzat bu cemaat ve örgüt (“Fettoş”) olmuştu.

 

Bahsetmediler, yokmuş gibi davrandılar, çünkü onlar sosyalistti, demokrattı, ilericiydi, ileri görüşlüydü; çünkü darbenin püskürtülmesi en çok Erdoğan’a yarayacaktı; otokrasi hiper otokrasiye, faşizm hiper faşizme, şeriat hiper-şeriate dönüşecekti; çünkü Erdoğan başkan olmak için Kürtlere soykırım yapan, dikta heveslisi, bunun için her imkânı, her örgütü kullanmaktan çekinmeyen İslamcı bir faşistti.

 

İşte böyle Ahmet, ikimiz de yorulduk. Hazır kalbimizin kırıkları, içimizin sızıları iyileşmeye durmuşken biraz uyuyalım.

 

(*) Ertuğrul Başer:1957 yılında Nevşehir'in Karasenir köyünde doğdu. 1973'te Kuleli'den, 1976'da Kara Harpokulundan mezun oldu. 12 Eylül darbesinde sol faaliyetleri nedeniyle ordudan atıldı. 1984'de Fer isimli bir şiir kitabı çıkardı. 1990'da Boğaziçi Felsefe Bölümünü bitirdi. Devamında, 2002'ye kadar İGDAŞ'ta tercüman olarak çalıştı.  Birikim dergisinde çeşitli yazı ve çevirileri yayınlandı. Birikim, İletişim ve Ayrıntı yayınlarına (Paul Feyerabend, Michael Hardt, Antonio Negri ve Ernesto Laclau gibi yazarlardan) çok sayıda kitap çevirdi. Halen emekli, İsveç'te yaşıyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(77)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

30.07.2016 20:07:34
Tesekkur ederiz..iyi ki varsınız!
Ali Rıza Kalkan30.07.2016 21:52:10
Bu gün Ahmet''i dinledim,sağ ol yüreğine sağlık
Abdurrahman31.07.2016 13:38:06
Bu yazı, haklı bir haykırış olmanın yanısıra, ileride bu dönem yaşananları inceleyenlerin halkın farklı reflekslerini anlamlandırmada başvuracakları ve atıfta bulunacakları önemli bir kaynak olacak.
İsmail Keskin31.07.2016 14:25:50
İsveç''ten solculara laf atacağına, gel buyur Türkiye''de mücadele et o zaman. İsveç''ten pür liberal analizler yapmak kolay.
devrimciGNC2.08.2016 09:14:40
Doğru sözleri işitmek zorunamı gitti dostum. Ertuğrul Bey sonuna kadar haklı, Adamlar kanırta kanırta memleketin bekçisi biziz dedi, senin benim gibi avanaklarda TV. karşısında olan bitenleri izledi YALAN MI?
Ysşar TÜRKMEN 3.08.2016 11:57:07
Doğrudan yana olmakla solculuğuna, sosyalistliğine halel gelmez İsmail KESKİN.
Bir bayan28.11.2017 12:49:12
Şimdi okudum da yorumunuzu kayıtsız kalamadim belliki TR de solculuk yapmak çok zor geriden atıp tutma dediğine göre. Yahu ne sıkıntınz var neyin yokluğunu yada neyin yasaklarını yaşıyorsun içki serbest zina serbest her türlü pislik yapabilme gücüne sahipsiniz ne istiyorsunuz ne solculuk la haklar özgürlükler diyorsunuz hangi özgürlüğün kısıtlandi bi söyleyiver Helede bileim senin fakirine sahip çıkan hükümeti beğenmiyorsun öylemi o zaman git İsveçe AB ye ortaklığın neler çektiğini gör tedavi masraflarını ksrsilayamadiklarini vergiden atalarının ağladığını gör ondan sonra gel TR de hariçten gazel oku Tamammi bu hükümete kurban olsun sen ve senin gibiler...
Üzeyir çakır31.07.2016 14:32:28
Kalbimin sesini seslendirdiniz İşte durum budur!
Mustafa çopur 31.07.2016 14:39:54
Aynen katılıyorum 🇹🇷👍🏻👏👏👏👏
Arzu Unluturk31.07.2016 15:24:24
Yureginize, kaleminize sağlık. .Ne güzel ozetlemissiniz! Var olun!!
Mehmet Pişkin31.07.2016 16:12:49
Müthiş bir makale, çok teşekkür ederim.
31.07.2016 16:26:26
Çok güzel yazmışsınız bu kadar net ve açık anlatılabilirdi. Kaleminize , yüreğinize sağlık.
Necmettin Güner 31.07.2016 17:18:28
Sevgili arkadaşım Ertuğrul, yazınızı baştan sona okudum. Daha ne denebilir ki? Kutluyorum sizi tarihe düştüğünüz bu nottan dolayı. Sizi özlüyorum. Selam ve sevgilerimle.
Ömer Yarış 31.07.2016 18:08:23
Yazı enfes. Türkiye solunu çok güzel analiz etmiş. Sol düşüncenin faşizme alt alta üst üste olabileceğini gösterirken Birikimin hali bir kez daha anlaşıllık.
V31.07.2016 18:45:12
Haber10 da yazinizi okudum. Mukemmel.... Her aksam 3 yasindaki kizimla ailece ( onun deyimiyle dugune) vatan nobetine gidiyoruz. Umarim butun solcular sizin dusunur.
Abdullah Birkul31.07.2016 19:59:50
Ertuğrul bey, öncelikle bu güzel, duygu dolu yazınız için sizi yürekten kutluyorum. Yazınız beni çok etkiledi, gözyaşlarımı tutamadım, koca adamım, okurken hüngür hüngür ağladım. O yüzden sizi bulup teşekkürlerimi ifade etmek istedim. Belli ki vicdan sahibi ve iyi yürekli bir insansınız. Beynini kiraya vermişlerden de değilsiniz. Bir kez daha anladım ki sağ sol yok vicdan sahibi insanlar ve vicdansızlar var. Esenlikle kalın.
Mahmut31.07.2016 21:04:57
Bu menfur darbe girişimi ancak bu kadar güzel anlatılabilir.Teşekkürler Ertuğrul Bey
Mustafa Babacan31.07.2016 21:33:44
Doğru söze nedenir,hep birlikte insanca yaşama inşaallah.
HüseyinYaman Beykoz31.07.2016 21:48:11
Değerli yorumunuzdan ve tesbitlerinizden dolayı tebrik ediyorum.selamlar
Ahmet bıyıkoğlu1.08.2016 00:21:16
güzel bir öz eleştiri ,15 Temmuz DARBESİ bu kadar yalın ancak böyle anlatılır. gönlüne sağlık.
Edip Yuksel1.08.2016 05:06:57
Tebrik ederim. Muhteşem bir makale yazmışsın. Altına imzamı atarım. Ne var ki bu makalenin tersini de yazabilirdin. Janus''un öteki tarafını aynı şekilde parlatabilirdin. Ben de yazabilirim. Ama yazmayacağım. Aynı yaştayız. Eğer birkaç yıl daha yaşasan. Bu heyecan geçince Janus''un öteki yüzü geceleyin uykularını kaçıracak ve yazacaksın.
Nafi Suncak1.08.2016 06:46:00
Hep şunu düşünmüşümdür,Batı dünyası demokrasi ve özgürlükleri yıllarca giyotinlerin altında can vererek kazandıkları için gelişmişler ve demokrasiden insan haklarından asla ödün vermememişlerdir. Bir müslüman olarak benim anladığım,Kurtuluş savaşının ki (bunun Allahın savaşı olduğunu düşünüyorum)seçilmiş komutanı olan Mustafa Kemal Atatürk,bitmek üzere olan ümitleri bir milleti toparlayarak verdiği mücadele sonunda ayağa kaldırmış ve bu vatanı bize yeniden özgürce yaşanan,minarelerinde ezan seslerini duyabildiğimiz ve demoratik,özgür bir ülke ulaştırmıştır. Ancak bu demokrasi yönetimi biraz tepeden inmiş gibi olduğu için kıymetini bilemediğimiz ve askeri darbelerle kesintiye uğradığı zaman sessiz ve korku içinde seyirci kalmıştık. 15 temmuz akşamı bu yıkıldı ve artık bizimde uğrunda tankların ve uçakların gönderdiği bombaların altında can verdiğimiz ve sahip olduğumuz bir demokrasimiz var ve bu çok değerli. Bu demokrasi mücadelesine katılan ve katılamadığı için üzülen herkesi kutluyoru
gokce1.08.2016 06:48:45
Tesekkur ederim ,hersey bir siir gibi anlatmissiniz..
1.08.2016 09:32:12
Sema Genç1.08.2016 10:45:13
Allah razı olsun bundan daha güzel anlatılamazdı duygulandıran düşündüren bir yazı yüreğinize sağlık
Şenol1.08.2016 10:49:18
Kim demiş sosyalistler hain diye.
1.08.2016 10:50:53
Hakikati güzel dillendirmiş ama önemli olan anlaya bilmek.
Yasemin Altun 1.08.2016 12:49:23
Sizı saygiyla selamliyorum.... çok duygulandım
Ekrem Anaç1.08.2016 13:00:10
15 Temmuz destanını yazmakta size düştü, bu az bir şeref değil. Zaten biz tarih yapmakla marufuz, tarih yazmakla değil. Selam olsun size muhteşem yazmışsınız, aşk olsun, esenlik dileklerimle
1.08.2016 14:36:19
isahakgül1.08.2016 14:39:23
1.08.2016 15:06:52
Yasemin Altun1.08.2016 16:22:38
Müthiş bir yazı. .. çok duygulandım. .. hakkaniyetli olmak başka birşey...
abidin yamaç1.08.2016 19:27:01
Ellerinize sağlık Böylesi yazılar ancak böylesi olğanüstü durumlarda yazılabilir Bu bir eser bir başyapıttir
İrfan sincar1.08.2016 19:30:48
Ertuğrul bey bu güzel yazısından dolayı tebrik ediyorum insan olmak vicdanlı olmak şu veya bu ideoloji alakalı bir durum olmadığını bu net yazı ile bizlere gösterdim
Taner Gürbüz (Yakupoğlu)1.08.2016 20:03:13
17 gündür hain darbecilere karşı eşimle sokaklardayım. Kardeşim dışında Karasenir''li hemşehrilerimi görememenin ızdırabını kalbimde hissediyordum. Bir kardeşim sizin yazınızı okumamı istedi. Allah sizden razı olsun. Sizin gibi bir köylüm olduğu için ve böylesine muhteşem bir yazıyı kaleme aldığınız için size teşekkür ediyorum. Ankara''ya geldiğinizde mutlaka sizi misafir edip ağırlamak isterim.
Medya üssü ajans 1.08.2016 23:53:08
Bir vatandaş olarak bu yazmış olduğunuz mektup dan dolayı elinizden öpüyorum allah arkadaşınız ı rahmetiyle yargılasın tşk ederim
Göbeğini çok kaşıyan adam2.08.2016 00:19:21
Aşk olsun sana da gece gece ağlattın beni, göstermemeye çalışarak çocuklarıma babalarının da ağlayabileceğini.
Alper Doğan2.08.2016 00:48:23
Aklınıza ve Kalbinize sağlık.
Seyfeddin YILMAZ2.08.2016 00:55:05
Dünyanın gidişatını gören, gördüğünü cesurca yazan ve vicdanı körelmemiş sana ve senin gibi insanlara selam olsun...
Ayşegül Şara2.08.2016 03:16:32
ilk gecenin kabusu gitmiyor.. geceleri uyuyamıyorum.. gündüzleri ise sürekli uyumak, uyanıksam da istifra etmek istiyorum.. o gece köprüde gördüklerimi şimdi yaşadığım normal hayata uyarlayamıyorum.. hiçbir karşılığı yok. hiçbir anlamı, gerekçesi.. insani karşılığı yok yapılanların.. hangi cümleyi kurarsam kurayım anlatamıyorum.. orada olanları ve o destansı direnişi.. ağlayamıyorum da.. ağlamak istiyorum çok.. diyordum.. çok teşekkür ederim ertuğrul beşer.. bana ağlayacak bir dost omzu sunduğun için.. bundan sonra ne zaman o gece için sığınılacak bir liman gerekse, bu yazına saklanacağım..
AKIN AÇIKSÖZ2.08.2016 08:40:20
Yazınız için çok teşekkür ederim. Umarım Vatanımın tüm vatandaşları da böyle bir özeleştiriyi kendileri içinde yaparlar.
Mehmet2.08.2016 14:32:51
aşırı yağcılık içeriyor. Kılıçdaroğlu ve CHP ilk andan itibaren darbeye karşı çıktı. darbeye Türkiye''de herkes karşı çıktı.
halil3.08.2016 14:26:30
aşırı ve bir o kadarda zorlama yağcılık.
Fatma koç2.08.2016 15:31:21
Teşekkür ederim...Sıkıntılı bu günlerimizde ilaç gibi geldi...Yüreğinize sağlık,var olun...Selamlar
Ekrem BAKTAŞI3.08.2016 07:32:36
15 Temmuzdan beri en doğru, en çarpıcı, en yerinde tespitlerde bulunan, bu hain darbe girişimini en güzel tahlil eden bir yazı.Ellerinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık.Fikir ve düşüncelerimizin tercümanı oldunuz.Sağ olunuz, var olunuz.
3.08.2016 08:46:39
Solculuğu, bira içip sağa sola küfür etmek, halklar için mücadele ettiğini iddia edip sokaktaki insanları hor hakir görmek, kuralsız yaşamayı özgürlük sanmak, eşitlikten bahsederken içten içe kendisini üstün seçilmiş zümreye ait olmak sayan bazı insanların defalarca okuması gereken bir yazıydı.
yener tutan3.08.2016 10:48:25
resmen kobrayı salmışşsın üstadım. helal olsun sana.
...3.08.2016 11:19:50
Helal
Haydar Keleş3.08.2016 13:07:30
ESSELAMÜ ALEYKÜM YÜREĞİNİZE SAĞLIK MUHTEREM KADİRŞİNAS KARDEŞİM SİZİN GİBİ SOSYALİSTLERE CAN KURBAN SİZ TÜRÜN SON ÖRNEKLERİNDENSİNİZ.
Yusuf BAŞAY3.08.2016 14:38:46
Mükemmel bir analiz, insan bu toprağın insanı olunca izm.lerin anlamı kalmıyor. Solcu olacaksan Ertuğrul bey gibi solcu ol bu millet böyle solcular için de ölümü göze alır.
Ömer 3.08.2016 15:48:18
Yüreğine sağlık 👏👏👏👏
zeki3.08.2016 16:04:03
Bu ülkenin gerçek solcusuna da sağcı sına da can kurban. Başımızı kuma gömmediğimiz sürece fikri çeşitliliğimiz en büyük zenginliğimiz olacaktır. Üstad gönlüne ve kalemine sağlık
Hüseyin Yılmaz4.08.2016 11:47:09
Esefle söylüyorum ki, Başer''denrden okuduğum ilk yazı bu. Yazı değil, destan... Kalemine, şuuruna, gönlüne sağlık, güzel insan.
4.08.2016 20:36:40
Allah razi olsun bizleri aydinlattiginiz icin
4.08.2016 21:07:10
4.08.2016 21:08:43
Çok güzel bir yazı,eline fikrine sağlık.
Mehmet4.08.2016 22:55:46
Hislerimize tercüman olmuşsun. Kalemine, yüreğine sağlık.
Ercan Kara5.08.2016 00:14:59
Şahsen kendi iç mülahazanızı dile getirdiğinize ve bunda da hayli samimi olduğunuza inanıyorum. Lakin eski dostlarınıza yönelik eleştirileriniz iç dünyanızın ürünü olmaktan öte günün dünyasının ürünüdür. Kimse kimseyi kandırmasın; “yeni Türkiye” ikliminden çıkan bu eleştiriler eskinin “sümüklü sosyalistleri”ne çok önceden beri yapılıyordu ki bu Ergenekon süreciyle zirve yaptı. Pekala, 2007’de zirve yapan bu eleştirilerin kaynağı olarak yöneltilen solun çelişkisi neydi? Ergenekon ve Susurluk süreçleri tutarsılığı/ikiyüzlülüğü. Antimilitarizm solun sadece solun mağdur edebiyatının romantik bir parçası olması. Siz bu ve benzeri çelişkilerin neden-sonuç ilişkisini 15 Temmuz 2016 gecesine getirecek kadar çözmüş sol kökenli bir insansınız.
Ercan Kara5.08.2016 00:15:34
Bir de diğer sol kökenli insanlarımız var ki “yeni Türkiye”de “solcu görünümlü faşist” etiketi yapıştırılırken “Fetoş vb.” hakaretler üretmekten başka çare bırakılmayan: Bu insanların bir kısmı nasıl ki dün eleştirilerini öyle bir raddeye getirip “Fetoş”tan daha hakaretane sözler sarf edip “yeni Türkiye’nin ağzıbozukları”na yoruluyorsa, bugünde siz tarafından sırf insanların dilindeki birkaç İslami sözün bile anlamını bilmeyecek “vatansız” olmaya yoruluyor. Tabii kendini “halklar” kelimesiyle avutan sol kökenliler “antimilitarizm”in sol literatürde anlamını bilemeyecekleri gibi, bu İslami sözleri dillerinden düşürmeyen ruhun da bir parçası olamayacaklardı. Bu ruhun parçası olamayan sol kökenliler “Fetoş” diye küfür ettikleri insanlarla aynı küfürün içine sokulsa da ayıp olmazdı. Haklısınız Ertuğrul Bey, gönlünüz bir kırık daha almayı hakketmiyor, bu kadar küfürbazla aynı sınava girerken.
Aytekin Yaroğlu5.08.2016 02:15:27
İnsanın ideolojisi olabilir/olmalı, ama onun esiri olmamalı. Bu anlamda mükemmel bir yazı. Yazıyı okuduğumda Ertuğrul Başer yanımda olsaydı tüm içtenliğimle ve saygımla sarılırdım kendisine. Ertuğrul Başer''e ve yazısını yayınladığınız için size teşekkürler. Ahmet Aşık da inşallah nur içinde yatar.
Baki9.08.2016 21:49:25
Yazının,yepyeni bir türkiye tahayülümüze kapı açmasını dilerim.eline,diline sağlık.
Ömer 14.08.2016 16:51:45
Size helal olsun.durustlugunuz ve dogrulugunuz örnek olmalı bence herkeze
x24.08.2016 23:29:57
aşk olsun
Zekeriya Tarık26.08.2016 11:54:54
Mükemmel bir yazı, okullarda bilhassa üniversitelerde okutulması gerek...
Şahin29.08.2016 10:52:42
İnsanlar yalan söyler, lakin vicdanlar asla yalan söylemez. İşin içinde vicdanlı bir insan olunca da böyle enfes bir yazı ortaya çıkıyor işte. Tebrikler Ertuğrul Bey.
Tuncer31.08.2016 12:45:14
Tek kelime ile harika Biz bu ülkede bu darbeye karşı İslamcıların yanında solcuların da olmasını isterdik. Çünkü aslında istediklerimiz temelde aynı şeyler. Çünkü bizi yüzyıllardır birbirimize düşman edenler aynı güçler...
Metin Tran1.09.2016 14:36:49
Ne yaptın ya, ağlanttın bizi bu yakışıksız saatinde iş gününün.
elif uçar30.09.2016 11:44:14
Kaleminize yüreğinize sağlık.Çok güzel bir teşhis,aynen katılıyorum
Gülnur ceyhan 22.10.2016 18:56:58
Ertuğrul bey yazinizi maalesef geç okudum sagcilik solculuk cani cehenneme hepsinin vicdan sızısi olacak insanda iste o zaman moda deyimle empati kurabilir ne güzel ozetlemişsiniz Ben hep diyordum ki en koyu solcu olsaydim başindan beri şu ikdidara solcular tarafindan yapilan mezalime bakar sağci demiyorum ikdidar partisinin yaninda yer alirdim hem vallahi hem billahi bu kadar uzerine gidilen bu kadar yipratilmaya calisilan bir partiyi anlayamayan insan bile olamaz hakir gördükleri dağdaki çoban bile gördü gerçekleri ama liberaller kulturluler göremedi gerçeği ne yazikki buda tabi Hz. Mevlanin dediği gibi nasibinde varsa alirsin karincadan ders nadibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters güzel yaziniz inşallah bir kesimin gerçekten aydinlanmasina vesile olur sonsuz teşekkürler
otto rozotto6.12.2016 09:49:07
Güzel yazı. Ağlattın beni ....
Faik Güleçyüz25.01.2017 09:28:12
Hayretler içindeyim.15 Temmuz''a dair iç dünyam;bir insan tarafından,eksiksiz bir şekilde nasıl bu şekilde tasvir edilebilmiş?
Birgül Başer9.03.2017 03:00:17
Şu an tesadüfen rastladığım bu yazıyı okuyunca önce çok şaşırdım ama seninle gurur duydum abi. Asıl azmaz, bal kokmaz dedikleri bu olsa gerek. 15 temmuzda Ankaradaydım ve burda kaleme aldıklarını bire bir yaşadım. Muhteşem ve tarafsiz bir yorum. Allah yolunu açık etsin.
Furkan AK14.07.2017 18:49:33
Biz bu vatanın çocuklarıyız. Biz müslümanız...
N.erdinç17.07.2017 22:46:23
Enfes bir yazı!kalemine sağlık,kendimden o kadar şey buldumki tekrar tekrar okudum.Rabbim senden razı olsun.
ADNAN DAYE19.07.2017 20:15:41
Milletlerin efsane içeren destanları vardır.Ben bu yazıya ANADOLU DESTANI adını veriyorum. Diline kalemine sağlık.
Şevket26.08.2017 07:46:05
Gerçekleri görüp anlattığınız için teşekkür ederim. Komünizmin, faşizmin ABD''nin çıkarlarına hizmet ettiği böylece ortaya çıkmış bir ülkenin aynı insanlarını bölerek birbirine düşman etme küresel politikası olduğu gün yüzüne çıkmıştır.