Çocuk bakışlarının yıldırıcılığı ve Şansölye’nin düşüşü

Eğer Wulff’un düşüşüne “İslam Avrupa’ya aittir.” demesi neden olmuşsa, herhalde Merkel’in düşüşüne de “Bunun üstesinden gelebiliriz.” deyişi neden olacak. Alman toplumu azınlıklar, düşenler, ezilenler, savaştan kaçanlar karşısında daha fazla AfD, daha fazla NPD, daha sıkı sınırlar, daha sert yasalar, daha çok merhametsizlik ve daha az çocuk bakışı istiyor. Oysa mültecilere böcek ilacıyla müdahale etmek isteyenlerin unuttuğu bir şey var: Kendilerini korumak amacıyla sınırlarını hava geçirmez bir şekilde kapatan toplumlar, kendi tahammülsüzlükleri içinde boğulmaya mahkûm kalırlar.

06.09.2016 10:57
Elif Zehra-Kandemir

ekandemir@perspektif.eu

 

Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Hırvatistan’da bekleyen mültecilere Almanya sınırlarını açmasının üzerinden bir yıl geçti. 31 Ağustos’ta, tam 1 yıl önce Merkel sınırların açılmasını şu cümleyle değerlendirmişti: “Bunun üstesinden geliriz.” – “Wir schaffen das”. Merkel 2015 yılında mülteci krizinin üstesinden geleceğini söylerken Avrupa’da yaygın olan diğer söylemlerden, örneğin “her göçmeni kamu güvenliğine tehdit ve terör riski” olarak değerlendiren Macaristan Başbakanı Viktor Orban’dan ya da mülteci akınını “düşman işgali” olarak gören Avusturyalı Heinz-Christian Strache’den daha farklı bir perspektif çiziyordu. Şansölye’nin ortaya koyduğu bu vizyon, “Bunun üstesinden gelebiliriz, bu krizle daha insani yollarla mücadele edebiliriz.” şeklinde algılansa da ardından gelen 1 sene içerisinde Almanya, tarihindeki en sert iltica hukukuna sahip ülke hâline geldi.

 

Geçtiğimiz hafta sonu Almanya’nın kuzeydoğusundaki Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Seçimlerinin dehşet verici sonuçlarını değerlendirmeden önce Şansölye’nin “Bunun üstesinden geliriz” cümlesini zihnimizin bir kenarına yazalım.

 

Eyalet seçimlerinin sonuçları

 

Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti (SPD) oyların yüzde 30.6’sını alarak birinci parti, sağ popülist Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) ise oyların yüzde 20.8’ini alarak ikinci parti oldu. Şansölye’nin seçim bölgesinin de yer aldığı eyalette Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) bir önceki seçimlere göre yüzde 4 oy kaybederek yüzde 19 ile AfD’nin gerisinde kaldı. Yeşiller ve liberal Hür Demokratik Parti (FDP) yüzde 5’lik seçim barajını geçemeyerek parlamentoya girme haklarını yitirdiler.

 

AfD Mart ayında 3 eyalette gerçekleşen seçimlerde de büyük bir yükseliş göstermişti. Parti Rheinland-Pfalz’ta yüzde 12.6, Baden-Württemberg’te yüzde 15.1, Sachsen-Anhalt’ta ise yüzde 24.3 oy oranına ulaşmıştı. Sayıları bir kenara bırakırsak; 3 yaşındaki Aylan’ın ölü bedeninin Bodrum’da kıyıya vurmasıyla 5 yaşındaki Omran’ın Halep’teki bombardımandan kanlar içerisinde kurtarılıp bir ambulansa konulması arasında geçen sürede AfD girdiği bütün seçimlerde oylarını arttırdı.

 

AfD’nin korkutucu yükselişinde Merkel’in görece “insancıl” olarak adlandırılabilecek mülteci politikasının payı büyük. “Bunun üstesinden gelebiliriz” cümlesi, insanların karşılaştığı bütün sorunlara; yani işsizliğe, artan suç oranlarına, yükselen kira fiyatlarına, hissedilen güvensizliğe, dağılan çöplere, yanlış park eden arabalara ya da yol ortasına pisleyen köpeklere duyulan hiddetin kanalize olabileceği tertemiz, kristal bir alan daha yarattı. Mültecilerin gelişini amansız bir böcek istilasıyla özdeşleştiren AfD politikacılarının karşısında en acımasız iltica düzenlemesi bile “insancıl” kaldı. Oysa aslında Merkel’in mülteci politikası “insancıl” değildi; AfD’ye oy kaptırmama yarışında mültecilerin sırtına basarak yükselen politikacılar giderek artarken ortaya çıkan tablo insanilikten o kadar uzaktı ki Şansölye bu tablo içerisinde ellerini birbirine kavuşturduğu o meşhur pozuyla bir azize gibi parlıyordu. Alman kamuoyu Suriye’den yükselen acı, feryat ve çaresizliğe karşı üç maymunu oynarken; Almanya’da mülteciler, yabancılar ya da yabancı gibi görünenlerden sadır olan suç eylemleri kulakları sağır eden bir eko oluşturuyordu.

 

Merhametsizlik çağrısı

 

Şansölye’nin dudağında müşfik bir gülüşle mültecileri selamladığı bir tablo resmeden, sonra da bu tabloyu paramparça ederek alkış toplayanlardan biri de Brandenburg Eyalet Meclisi Fraksiyon Başkanı, eski CDU’lu Alexander Gauland idi. Merkel’in “Bunun üstesinden geliriz.” sözüne karşılık Gauland, “Bunun üstesinden gelmek istemiyoruz ki!” demişti. Mülteci krizinde AfD’ye yeni bir mevzi kazandırırken bazı bedeller ödemek gerektiğini vurgulayan Gauland, “Çocukların bakışlarının bizleri yıldırmasına izin vermemeliyiz.” demişti. Bunu söylerken aslında, “O ölü köpek bakışlarının bizde merhamet değil tiksinti oluşturması konusundaki kararlılığımızı sürdürmeliyiz.” demek istiyordu. Bu merhametsizlik çağrısı her 5 Alman’dan 1’inde karşılık buldu.

 

Eğer Wulff’un düşüşüne “İslam Avrupa’ya aittir.” demesi neden olmuşsa, herhalde Merkel’in düşüşüne de “Bunun üstesinden gelebiliriz.” deyişi neden olacak. Alman toplumu azınlıklar, düşenler, ezilenler, savaştan kaçanlar karşısında daha fazla AfD, daha fazla NPD, daha sıkı sınırlar, daha sert yasalar, daha çok merhametsizlik ve daha az çocuk bakışı istiyor. Oysa mültecilere böcek ilacıyla müdahale etmek isteyenlerin unuttuğu bir şey var: Kendilerini korumak amacıyla sınırlarını hava geçirmez bir şekilde kapatan toplumlar, kendi tahammülsüzlükleri içinde boğulmaya mahkûm kalırlar. Mülteci çocukların gözyaşlarından etkilenmeme çağrısının karşılık bulduğu bir toplumun kendisinden daha büyük düşmanı olamaz.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.