'Yeni Türkiye': Bir kavramın izinde

'Yeni Türkiye': Bir kavramın izinde

10.02.2014 14:41
Doğan-Gürpınar

dogangr@gmail.com

2007 yılında genel seçimlerden sadece iki ay önce, Tayyip Erdoğan’ın Erzurum’da katıldığı bir toplu açılış töreninde Işın Karaca’nın 2002 yılındaki bir ortak albümde söylediği “popüler Atatürkçü” sözlü “Yeni Türkiye” isimli şarkısı/marşı çalınmıştır. Her ne kadar bu toplu açılış töreni Erzurum Valiliği tarafından tertip edilen bir devlet merasimiyse de şarkı ve onun kullanımı töreni bir AKP seçim mitingine çevirmiştir. Buram buram 28 Şubat’ın “pozitif milliyetçi”liğinin ve popüler Atatürkçülüğünün örneği bu Ercan Saatçi bestesi olan şarkı aslında Tofaş’ın sponsorluğunda ekonomik kriz esnasında “pozitif milliyetçi” temalı Türkiye’nin sanatta, bilimde, sporda başarı hikâyelerinin anlatıldığı bir gösteri için hazırlanmış ve Mydonose Showland’ta “seçkin bir izleyici kitlesi”ne sunulmuştur.[1] Ancak çalınırken Erzurum’da marşın “izindeyiz Atam/sen merak etme” kısmının çıkartılması şiddetli polemiklere neden olmuştur. Öyle ki; Işın Karaca “kendisi gibi Atatürkçü hayranlarından aldığı e-postalarda 'vatan haini' olarak gösterildiğini, durumun tekrarlanması halinde AKP'yi mahkemeye vereceğini” söylemiştir.[2] Bu şarkı unutulsa da, kavram kalıcı olacaktır. Türkiye’nin 2002, ama özellikle de 2007 sonrası kültür savaşlarının söylem muharebeleri cephesinde önemli bir cephane de “yeni Türkiye” kavramı oldu. “Yeni Türkiye” aslında liberal ya da dönemin ruhunu daha iyi ifade eden tabirle “demokrat” bir kavram olarak ortaya atıldı. “Eski Türkiye”nin merkeziyetçi, teksesli, otoriterliğine karşı çoğulcu, özgürlükçü ve açık fikirli yeni kurumsal kültürünü ve devletini ifade etmekteydi. Çağımızda anakronik kalmış hantal ve vatandaşın potansiyel tehdit olarak gören alışılageldiğimiz devlete karşı güleryüzlü, dinamik ve vatandaşının hizmetinde yeni bir devlet modelini anlatmaktaydı. Bununla beraber her tabir gibi süreç içinde ne şekilde anlaşılmak isteniyorsa öyle anlam yüklenen bir tabir olarak işlevselleşti. Bir çok bakımdan “yeni Türkiye” söylemi “ikinci cumhuriyet” söyleminin AKP'lileştirilmiş halidir. “İkinci cumhuriyet” çok liberal bir anlam yüküyle mücehhez olduğundan muteber değildir. Aynı şekilde liberal/liberal demokrat söylem ve kavramlar makbul olmadıklarından AKP’nin muadil kavramsallaştırması sivilleşme/sivillik üzerinden gidecektir. Böylece hem temel tezat “eski Türkiye”nin askerî vesayetiyle kurulmakta; hem de “sivillik” vurgusuyla demokratikleşmenin merkezine seçilmiş hükümetin hükümranlık hakkı (sovereignity) koyularak liberal ilkeleri dolaylama alanı açılmaktadır ki “sivil”likten Gezi süreci sonrası “milli irade” söylemine geçiş bu patika üzerinden olacaktır. Ancak “yeni Türkiye” kavramı muğlaklığıyla maruftur. “Yeni Türkiye” sadece normatif ilkeler ve değerler silsilesi değildir; fazladan aynı zamanda bu yeni devlet ve siyaset kültürünün mütemmim cüzü, ondan ayrıştırılamayacak “sosyolojik dayanağı” da içermektedir. Zira “yeni Türkiye” aynı zamanda kültürel-sınıfsal bir devrime de işaret etmektedir, böyle bir dönüşüm öngörmeyen ve ciddi bir sosyal bağlama oturtulmayarak soyut kalan ikinci cumhuriyetin aksine. Bu atfedilen dönüşüm 2010 referandumu kampanyasının merkezinde olacaktır. “Yeni Türkiye” kavramı 2010 Anayasa Referandumu'na yüklenen anlamı da açıkladı. Örneğin referandumun hemen ardından da Hüseyin Yayman şöyle yazmaktadır: “ 'Yeni Türkiye' metaforu, bir anlamda rejimin yenilenmesini ve dönüşmesini ifade ediyor. 'Yeni Türkiye' terimi son dönemde, bürokratik cumhuriyetin-demokratik cumhuriyete evrilmesini, özgürlüklerin önünün açılmasını, daha da önemlisi 'düzenin değişmesini' kapsayan yeni bir anlam yüklendi.” Yayman’a göre de 'Yeni Türkiye' kavramı siyasi dönüşümlerden öte “derin sosyolojik referanslar” taşımaktadır.[3] Murat Yılmaz’a göre ise “yeni bir Türkiye kuruluyor ve bu yeni Türkiye’nin kuruluşunda STK’ların, aydınların ve vatandaşların rolü, giderek artıyor”dur.[4] Hatem Ete’ye göre de referandumun verdiği mesaj tek cümleyle “yeni siyaset, yeni Türkiye”dir.[5] Kullanımının yaygınlaşması ise daha çok Temmuz 2011’de Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının istifasının ardından geldi. Bu dönemde hem kısmen bazıları için içselleşmiş bir yeni demokrat ve sivil paradigmanın, hem de başkaları için hesapçı bir propaganda kavramı olarak iyice yaygınlaştı. “Eski Türkiye” ise muarızını mutlak mağlubiyete mahkûm eden mükemmel bir yafta oldu. Bu kavramın propaganda gücüne değinen Mehmet Altan, Star gazetesinden ayrılmasının hemen ardından T24 haber sitesine verdiği röportajda gazetedeki otosansüre ilişkin soruya "'Yeni Türkiye' propagandasıyla uyuşmayan her tablonun gündemdeki yeri düşüyor” [6] şeklinde cevap vermektedir. Bununla birlikte, öyle ya da böyle tüm bu vaaz edilen dönüşümler AKP ile özdeşleştirildiğinden, bir noktadan sonra AKP’nin liberal demokrat açıdan meşruluğuna ilişkin bir kavramsallaştırma olmaktan çıkarak kendi başına otomatik olarak AKP’yi haklı kılan bir söylemsel manivelaya dönüştü. AKP=yeni Türkiye eşliği kaçınılmaz olarak her türlü AKP şüpheciliği eski Türkiye özlemcisi olarak yaftaladı. Yine “yeni Türkiye”ye yapısal değil ahlaki bir değer yüklendiğinden “her iyi şey” “yeni Türkiye” olduğu gibi kabul edilemeyecek her türlü tasarruf “eski Türkiye alışkanlıkları” olarak dışsallaştırılmaktadır. Böylece ne tür olumsuzluk olursa olsun “yeni Türkiye”ye atfedilememekte, “yeni Türkiye” temiz ve masum kalmaktadır. Haliyle bu şekilde bir retorik ve meşrulaştırmaya indirgenmektedir. Oysa ki “yeni Türkiye” ile anlamamız gereken bir iyiler-kötüler (ya da kötüler-iyiler) savaşı değil, 2010 sonrası devletin ve siyasetin, Kemalist müesses nizamın tasfiyesinin ardından yeni bir siyasal ve sosyal temerküz tarafından yeniden tasarlanması sürecidir. Bununla beraber 2010-2013 yeni Türkiye’sinin sonuna geldiğimiz aşikârdır. Zira “yeni Türkiye” bir Cemaat-AKP ittifakına ve güç paylaşıma dayalı olarak tesis edilmişti ve bundan sonra olacak olan “yeni yeni Türkiye” olabilir. Bu çatışma ise “yeni Türkiye”nin yaldızlarını sökmeye yetti. “Yeni Türkiye”nin en hassas ve merkezi unsurlarından biri olan yargı ayağının aslında bildik ama saklanan hali 17 Aralık sonrası ifşaatla umumun bilgisi haline geldi. Bunun dışında Kemalist müesses nizamın tasfiyesinin ardından evrensel ilkelere dayalı bir pratik tesis edilemedi. Ve en önemlisi, sadece bir metin olarak 2010 koalisyonunun en büyük hayali olan sivil anayasanın yapılamaması anlamında değil yazılı olmayan/manevi temelde bir kapsayıcı bir sosyal kontrat yapılmadı. Tam aksine yeni sosyal çatışmalar ve gerginlikleri aşacak bir söylem üretilemediği gibi aşikâr ki tam aksi bir istikamette gidildi. Bu yetersizliklere binaen “yeni Türkiye” projesinin akim kaldığını söylemek ise anlamsız olacaktır. Zira bir manevi ya da ahlaki önerme olmayan “yeni Türkiye”, belli bir mesafeden bakan gözlemciler için, yapısal olarak değerlendirilecek bir temerküzdür. Bu kavramı değil bir temenni değil öncelikle bir gerçeklik ve aynı zamanda onu bir gerçeklik değil bir ahlaki önerme olarak sunan bir söylemsel cephane olarak ele almak daha sağlıklı olacaktır... (devam edecek)  

[1] “Tofaş, ‘Yeni Türkiye’ ile Karamsarlığa Savaş Açtı”, Hürriyet, 12 Nisan 2002.
[2] “Işın Karaca’dan AKP’ye Marş Tepkisi”, Milliyet, 17 Mayıs 2007. Ercan Saatçi’nin de benzer tepkisi için bakınız, “Düzelir Bütün Yanlışlıklar, Yürütelim ‘Arkadaşlar!’", Radikal, 16 Mayıs 2007.
[3] Hüseyin Yayman, “ ‘Yeni Türkiye’nin Ayak Sesleri”, Zaman, 15 Eylül 2010.
[4] Murat Yılmaz, "2010 Referandumu: Siyasi Partilerin Tutumları", Seta Yayını, 2010,s.4.
[5] http://arsiv.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=47600&q=referandumun-mesaji-yeni-siyaset-yeni-turkiye
[6] http://t24.com.tr/haber/mehmet-altan-akpye-yakin-gazeteler-siyasi-baskiyla-ilan-topluyor/194727
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.