Aşırı-tüketilmiş bir kavram: Beyaz Türkler (3) 'Yeni Türkiye'nin iç düşmanı olarak 'beyaz Türkler'

Aşırı-tüketilmiş bir kavram: Beyaz Türkler (3) 'Yeni Türkiye'nin iç düşmanı olarak 'beyaz Türkler'

28.03.2014 00:38
Doğan-Gürpınar

dogangr@gmail.com

Ertuğrul Özkök elbette aynı zamanda “the beyaz Türk” olarak bir simge ve “nefret imgesi" olarak tebarüz etmiştir. Pejoratif anlamda “beyaz Türk” dendiğinde ilk akla gelen kişidir; hatta “beyaz Türk”lüğün vücuda gelmiş halidir. Bu ise aslında önemli ölçüde kendi bilinçli imaj çalışmasının neticesidir. [1] Ancak Özkök’ün bu PR çalışması şaşırtıcı derecede bir gerçeklik etkisi sağlamıştır. Öyle ki; bir taraftan 28 Şubat’tan 2007 e-muhtırasına TSK müesses nizamının entelektüel/ideolojik ayağında önemli/merkezi bir işlev gören, bir taraftan ise kendini bu politik angajmanın yanında ve bunu yadsıyan snob ve “keyif insanı” olarak yansıtmasıyla ve “beyaz Türklük” öcüsü peşindekilerin nazarında tam da bu iki kimliğin birbirlerini bütünlediği fikrini teyit etmesi açısından, bir klişenin “mükemmel örneğini” oluşturmaktadır. Zira, bu algıya göre zalim bir reelpolitikle (güya) naif bir seçkinci ve steril yaşam tarzı birbirlerinin tamamlayıcısıdır. Özkök bir kibir, hatta küstahlık abidesi addedilmektedir ki bu hasletler beyaz Türklüğün mütemmim cüzlerindendir. Anlaşılmaktadır ki, Özkök zaten bilinçli inşa ettiği bu kimlik üzerinden bir “beyaz Türklük” kurgusu tasarlamakta ve buna, özellikle de “beyaz Türklüğün” şeytanlaştırıldığı bir algıda gerçeklik hissi verebilmektedir. Nitekim Özkök bu kavramı sık sık vurgulayarak kullanarak kavramın meşum anlamlarını yeniden üretmeyi sürdürecek; 2010’da referandumda “hayır”cı “eski Türkiye”nin mağlubiyetinin ardından bir taraftan “geçmişe ağıt”, bir taraftan da “beyaz Türklerin” “haysiyetini koruma”ya yönelik bir dizi “beyaz Türk yazısı” kaleme alacaktır.  Özkök bu yazı serisinde, bir “sapına kadar beyaz Türk” [2] olarak adeta kendini bir tür “beyaz Türklerin kanaat önderi ve sözcüsü" olarak konumlayacaktır. “Beyaz Türk” imgesinin olumsuz çağrışımlarındaki haklılık payını teslim etmekle beraber bu kadar dar ve negatif bir tanımlamaya karşı pozitif bir “beyaz Türk” tanımı getirecektir. Özkök’e göre “babaya itiraz kültürü ile büyüyen” [3] beyaz Türkler ön yargılarından mütevellit kaydıkları otoriter ve dışlayıcı söylemlere rağmen kolayca “ırkçı” ve “faşist” olarak yaftalanmayı haketmemektedirler. “Biliyorum, ‘beyaz Türk’ sözü bazılarının fena halde damarına basıyor.

 Çünkü o kelimeyi işitince akıllarına, kendi kalemleriyle çizdikleri ilkel bir ‘siluet’ geliyor.” [4] Özkök’e göre tüm günahlarına rağmen adeta bir kastmışçasına bahsettiği “beyaz Türkler”in demokrat kültürleri, dünyaya açıklıkları ve hoşgörüleri vardır. Tam referandumun ardından kaleme alınan ve beyaz Türklerin bir nevi mağlubiyet ve  azınlık hissiyatına karşı Özkök bir taraftan “beyaz Türkleri kendi kalıpları, önyargıları ve günahları”yla hesaplaşmaya çağırırken bir taraftan da hayattan zevk almasını bilen, eğitimli ve kalifiye “beyaz Türkler”e itibarlarını ve örselenmiş özgüvenlerini yeniden kazandırma çabasındadır. “Beyaz Türklerin” İstanbul ve Ankara’da şehrin çeperlerinde yükselen korunaklı sitelere göçleriyle gettolara kapandıklarını yazan Özkök “beyaz Türkleri” adeta kendini bir sözcü olarak konumlayarak geri çağırmaktadır. [5] “Beyaz Türkler” 2013 yılında bu kez de Alev Alatlı’nın “Beyaz Türkler Küstüler”in romanıyla yine aynı tematikle gündeme gelecektir. [6] Alatlı da “çok satan”/ilgi gören temaya yönelerek “beyaz Türklerin” yenilgi psikolojisinde ve toplumun merkezinden ricatlarını ve karamsarlıklarını/“küskünlüklerini” kendine biçtiği bu toplumsal katmanın çok iyi bir gözlemcisi antropolog gözüyle romanlaştırmaktadır. Ertuğrul Özkök yılgın beyaz Türklere ülkelerine ve ülkelerinin geleceklerine sahip çıkmaya çağırırken bu kavram İslami entelijansiya için bir şeytanlaştırma vesilesi olarak işlevselleşecektir. “Beyaz Türk” kavramı 2010’la beraber bu sefer yeni Türkiye’nin kendi meşruluğunu kurmak için ihtiyaç duyduğu düşman, “öteki” olarak saptanacaktır. “Azgın azınlık” “beyaz Türkler” bu dönemde hakiki demokrasinin tesis edildiği “yeni Türkiye”yi ve demokrasiyi kabullenemeyen ve düne bir arkaiklik olarak kodlandı. “Gezi kalkışması” da bir zengin veledi şımarıklığı olarak bir beyaz Türk arsızlığı olarak görülecektir. AKP kendini devletle özdeşleştirmesi ve özgüven kazanmasının ardından “güçlü Türkiye” vurgusuyla, milli tanklı, milli uçaklı hamasi bir milliyetçiliğe yöneldi. Buna göre AKP ile eşlenmiş Türkiye’nin yükselişine haset duyan ve var gücüyle bunu engellemeye çalışan Siyonistlerden faiz lobisine, neo-conlardan Almanya’ya tüm odaklar “yeni Türkiye”nin yükselişine karşı birleşirken bu dış odakların hizmetinde veya onlarla hareket eden “beyaz Türkler” bu milliyetçiliğin düşman öğelerinden biri olarak işlevselleştirilecektir. “Yeni Türkiye” de demokrat imalarından kayarak bir milliyetçi söylemin yapıtaşlarından biri haline gelecektir. “Eski Türkiye”ye karşı “yeni Türkiye” vurgusu ise bu milliyetçiliğin ve hamasetin dolandırılmasını mümkün kılacaktır. İşte bu “yeni Türkiye milliyetçiliği”nin ise ana “kurucu öteki”si “beyaz Türklük” olacaktır. Özellikle Schmittçi bir siyaset tahayyülü olan Tayyip Erdoğan’ın kitlesini de mobilize ve bilenmiş tutabilmek için bir “dış düşman”a ihtiyacı vardır ki o düşman “beyaz Türk”te bulunmuştur. Hele “Kürt barışı”ndan sonra, “beyaz Türklük” bu siyasi tahayyülün bir hınç nesnesi olarak Kürtlükten dış düşman olarak beslenememesinin ardından Kürtlükten boşalan yere oturdu. Kavram yenilgiyi ve “yeni Türkiye”yi içine sindiremeyen bir “azgın azınlık”, şımarık azgınlık olarak kullanımda tutuldu. Gezi olayları ise yine bir “beyaz Türk kalkışması” olmaklığından ötürü polis şiddetinin en kesif olduğu ve bu esnada isteklerin masumiyetine rağmen bu cenah nazarında hiçbir şekilde meşruiyet arzetmeyecektir. “Gezi eylemlerinin sonuçları tartışıldıkça, bir gerçek gün yüzüne çıkıyor… İktidarı hedef alan kalkışma, 'diktatör Erdoğan'dan çok, Gezi'nin sponsoru beyaz Türkleri savurdu.” [7] Olayların ardından ise Gezi rasyonel şekilde açıklanması zor bir nefret imgesi oldu ve “darbe teşebbüsü” olarak meşru alanın dışında görüldü. Söylemsel olarak sıkışan ve savunma pozisyonunda kalan bu entelijansiya söylemsel karşı-saldırıyı ise genelde “beyaz Türk mizahı” üzerinden yaptı. En son olarak kendi blogunda bir “çapulcu”nun kolonyal antropolog edasıyla bildik küçümseyici ifadelerle dolu kültürel ırkçı post’u, kendi dar okunulurluk alanının çok ötesine taşınarak ve geniş temsiliyet anlamları yüklenerek, “halka yabancı ve küstah el değmemiş beyaz Türk” imgesi olarak hem eğlencelik olarak, hem de ideolojik haklılık üretici bir malzeme olarak sosyal medyada yoğun istihzayla paylaşıldı.[8] “Beyaz Türk” bu mekanizmayla imgesi faşizmle ve küstahlıkla özdeşleştirildi ve aşırı-tüketilen bir siyasi malzemeye dönüştü. Buna göre; “beyaz Türkler” arkaik, geçmişte kalmış ve gerilemekte ve hatta çökmekte olan bir sınıftır. “Yeni Türkiye” yükseldikçe, aynı oranda “beyaz Türkler” de sönecek, soyları tükenecektir. “Bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam, makarnacı, kömürcü kesim karşında beyaz Türklerin durumu sigaya çekmesinin anlamı büyüktü. 'Beyaz Türklerin ilk mağlubiyeti' tespiti de bu sembolik anlamın altını çiziyordu zaten.” [9] Aynı şekilde Can Paker’e göre “beyaz Türkler” çağın gerçekliğinden kopmuş ve kendi ezberlerine mahkûm kalmışlardır. “Beyaz Türkler çiftlik balığı gibi oldu! Gelişen Anadolu ise deniz balığı…Beyaz Türkler…hep ezberden konuşur.” [10] Paker’e göre “Yeni Türkiye’de Beyaz Türkler de değişime alışacaktır.”[11] Paker tam böyle bir ifade kullanmasa da Türkiye gazetesi Can Paker’le röportajının manşetini “Beyaz Türkler tarihe karışıyor” şeklinde atmaktadır. Zaten Fatih Vural’ın hazırladığı Can Paker kitabı "Geriye Bakmak Yok" da kayda değer ölçüde abartılı vurgulanan Can Paker’in “beyaz Türk” kökenine atfen bu “beyaz Türk sorunsalı ve krizi”ne yoğunlaşmaktadır.[12] Beyaz Türkler Marksist bir okumayla Kemalist ekonomi politikin organik iktidar sınıfı addedilmektedir. Kemalist müesses nizamın hem dayandığı, hem de beslediği bir asalak sınıftır. Kemalist müesses nizamın rant mekanizmaları ve ilişkiler ağıyla zenginleşmiş ve bir nevi suni bir şekilde palazlandırılmıştır. Bu ekonomi politik üzerinden beyaz Türklere ilişkin bir de bir tarihyazımı vardır. Buna göre, Cumhuriyetin başında seküler bir güruh devlet eliyle zenginleştirilmiş ve servete el koymuştur. Buradaki önkabul sekülerliğin ve dindarlığın sosyal ve tarihsel olarak kurulan ve sabit olmayan değerler değil özsel, verili ve sabit kimlikler olduğudur. Adeta birbirlerine tamamen dışsal iki jeneolojik cemaat söz konusudur. [13] Bu tür bir yapısal çerçeveye oturtulmadan kültürel özcü okumalar aslında bilinçli tercihlerdir. “Beyaz Türklük”, hem kavram olarak, hem algı olarak, hayal edilen bir ayrıştırma mekanizması olarak “kültür savaşları”nda çift taraflı bir dışlama mekanizması olarak işlevselleşti. Tanımlanmamış ve içeriği doldurulmamış ve bu bakımdan diplomasideki “yapıcı belirsizliğe” (constructive ambigiouity) benzer bir işlev gören bu tabir (ve tabiri aşan çarpık algı) bu şekilde hem onu gururla benimseyenlerce, hem de onu bir küfür olarak kullananlarca kullanımda tutulmaya devam etmiştir. Her iki taraf da hoşlanmadığı ve kendine benzemez gördüğü ötekisinden ayrıştırmasını özselleştirmek ve mutlaklaştırmak için bu metaforun ima ettiğine sarılmaktan memnundur. _____________________________________________________
[1] Ayrıca aynı minvalde çok yeni bir otobiyografik deneme için bakınız, Ertuğrul Özkök, "Bir Beyaz Türk’ün Hafıza Defteri", İstanbul: Doğan Kitap, 2014.
[2] Ertuğrul Özkök, “Beyaz Türklere Şaşırtıcı Bir Teklif”, Hürriyet, 30 Eylül 2010.
[3] Ertuğrul Özkök, “Birinci ‘Beyaz Türk’ Kongresi”, Hürriyet, 16 Ekim 2010.
[4] Ertuğrul Özkök, “Birinci ‘Beyaz Türk’ Kongresi”, Hürriyet, 16 Ekim 2010.
[5] Ertuğrul Özkök, “Ben Türk’ün Zencisini Severim”, Hürriyet, 23 Kasım 2010.
[6] Alev Alatlı, Beyaz Türkler Küstüler, İstanbul: Everest Yayınları, 2013.
[7] Fuat Atik, “Beyaz Türkler Tarih mi Oluyor ?”, Yeni Şafak, 15 Ağustos 2013.
[8] “AKP Mitinginde Bir Çapulcu”, http://sarapvepeynir.blogspot.com.tr/2014/03/akp-mitinginde-bir-capulcu.html
[9] Fuat Atik, agm.
[10] Fatih Vural, “Can Paker, Beyaz Türkler Tarihe Karışıyor”, Türkiye, 27 Temmuz 2013. Bu kitapla ilgili Alper Görmüş’ün bir övgü yazısı için bakınız, http://t24.com.tr/yazi/can-paker-kitabi-bazilarini-neden-gerdi/7167
[11] Fatih Vural, "Geriye Bakmak Yok: Bir Can Paker Kitabı", İstanbul: Alfa, 2013, s. 542.
[12] Fatih Vural, age, s. 444-449; 541-545.
[13] Bu algı kendine “beyaz Türk” payesi biçenlerce de aynı şekilde paylaşılmaktadır. Mesela Ertuğrul Özkök de “Önümüzdeki 20 yıl içinde 'beyaz Türklere ilhaklar' artacaktır” derken aynı şekilde zaten bu kategoriyi bir jeneolojik (soya dayalı) cemaat kabul etmektedir. Ertuğrul Özkök, “Beyaz Türklere İlhaklar Artacak”, Hürriyet, 17 Kasım 2010.
Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.