Sandığın itibarını düşürmek

Temsili demokrasi, yurttaşların kamu makamlarına kimlerin geleceğini belirleyebilmesini garanti altına alır. Seçmenin yetkilendirdiği ve bir koltuğa oturttuğu kişileri, devlet gücü ve imkânlarını kullanarak o koltuklardan kalkmaya zorlamak veya halktan aldıkları yetkilerini kullanamaz duruma düşürmek, bir tür vesayetçilik oynamaya kalkmaktır.

31.10.2017 08:16
Cennet -Uslu

caktuslu@yahoo.com

 

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan İstanbul, Ankara, Bursa ve Balıkesir gibi büyük şehirlerin belediye başkanlarını istifaya zorladı. Başkanlar birer birer istifalarını veriyor.

 

Belediye başkanlarının istifaya zorlanmasının demokratik bakımdan tartışılması gerekiyor.

 

“Seçimle gelenin seçimle gitmesi gerekir” diye itiraz edenlere karşı, bu yapılanı savunanların temel argümanı şuydu: Bu belediye başkanları kendi partileri, hattâ bizzat parti başkanları tarafından belirlenmiştir ve aldıkları oy şahıslarına değil partilerine verilmiştir.

 

Bu savunma geçersiz. Yapılan demokratik meşruiyet bakımından doğru değil. Bu ve benzeri icraat, yapanlara kısa vadede fayda sağlıyor görünse bile, orta ve uzun vâdede sandığın itibarına zarar vererek ülkeyi demokratik bir siyasal sistem idealinden iyice uzaklaştırmaya hizmet eder.

 

İlk olarak, belediye başkanı seçimlerde parti tarafından aday gösteriliyor diye, “görevden alma” kararının partinin hakkı olduğunu savunmak anlamlı değildir. Kimse aday gösterilmekle seçilmiş olmaz; o koltukta oturma yetkisini sandıkta seçmen verir. Seçmenin verdiği bir yetkiyi parti genel başkanının alması, demokratik meşruluğa açıkça aykırıdır.

 

Eğer asıl yetkiyi verenin parti olduğu veya seçmenin oyunu aslında partiye verdiği kabul edilecekse (bunun ne kadar anti-demokratik olacağı bir yana) belediye başkanları veya milletvekillerinin seçildikten sonra partilerinden ayrılmaları, parti değiştirmeleri, kendi partilerini kurmaları veya özgür iradeleriyle bile olsa istifa etmeleri yasak olmalıdır!

 

Partiler siyasi mücadeleyi belirli bir örgütlülük etrafında sürdürmek için oluşmuş yapılardır. Bu örgütlülük kendini ve adaylarını seçmene beğendirmek ve seçmenden yetki alabilmek amacıyla hareket eder. Bu örgütlülük nedeniyle sahip olunan güç, seçmene ait olan bir yetkiyi seçmenin elinden gaspetmek için kullanılmamalıdır.

 

Eğer adayların belirlenmesinde parti içi demokrasinin yokluğundan muzdarip olanlar varsa, yapmaları gereken şey kendi partilerinde demokratik yöntemlerin kullanılması için baskı oluşturmaktır. Yoksa parti içi demokrasi yokluğunu gerekçe gösterip, ülke içi demokrasiyi sakatlamak ve sandığın itibarını zayıflatmak değil.

 

Ayrıca, belediye başkanlarının “ne ile istifaya zorlandıkları” sorusu meselenin diğer önemli boyutudur. Belediye başkanlarının istifaya ikna edilmedikleri, istifaya zorlandıkları konusunda kamuoyunda bir görüş oluştu.

 

Başkanların “kendi iradeleriyle istifa ettikleri” yolunda tek ve cılız bir açıklama dışında bunu yalanlayacak bir açıklama gelmediği gibi, verilen beyanat ve sürecin tamamı “zorlanma”yı doğrular nitelikte görülüyor.

 

Bu zorlamanın, söz konusu belediye başkanlarının görevleri sırasında yapmış olabileceği bazı işlere ilişkin, soruşturma ve yargılamaya yol açabilecek dosyalar vasıtasıyla yapıldığına dair söylentiler yayıldı. Eğer bu söylentiler doğruysa, bunun anlamı adaletin gözardı edildiği ve yargının siyasi iktidarın basit bir aparatına dönüştürüldüğünün ilanıdır.

 

Bu yüzden, umalım ki öyle olmasın ama, belediye başkanlarının istifaya zorlanması sadece seçmenin demokratik yetkisinin gasp edilmesi değil, ayrıca adaletin de çiğnenmesi anlamına gelebilir. Başkanların işlediği herhangi bir suç varsa bundan pazarlıkla kurtulabilmeleri düşünülemez olmalıdır. Çünkü bu şahsi değil kamusal bir meseledir.

 

Ayrıca Erdoğan sadece bir parti genel başkanı değil, aynı zamanda yeni anayasal düzenlemeyle devlet iktidarının büyük bir kısmına hükmeden bir cumhurbaşkanıdır. Bu tür işlemler sırf kendi partisi ile ilgili sıradan işlemler değildir. Bunların parti ile devleti özdeşleştirmeye ve sivil siyaseti devletin vesayeti altına almaya dönük bir boyutu da vardır.

 

Temsili demokrasi, yurttaşların kamu makamlarına kimlerin geleceğini belirleyebilmesini garanti altına alır. Seçmenin yetkilendirdiği ve bir koltuğa oturttuğu kişileri, devlet gücü ve imkânlarını kullanarak o koltuklardan kalkmaya zorlamak veya halktan aldıkları yetkilerini kullanamaz duruma düşürmek, bir tür vesayetçilik oynamaya kalkmaktır. Bu yapılan, sandığı bypass etmek, demokrasinin içini boşaltmak anlamına gelir.

 

Eskiden vesayet merkezlerinin halk tarafından seçilen hükümetleri seçim dışı yöntemlerle iktidardan düşürmeye (veya halk tarafından verilen yetkilerini kullanmalarına engel olmaya) kalkması nasıl yanlış idiyse, bugün de belediye başkanlarının istifaya zorlanması yanlıştır.

 

Ülkenin veya yaşadığı beldenin kaderi üzerinde seçmenin oyuyla söz sahibi olduğu fikrinin altının oyulmaması ve sandığın itibarının zedelenmemesi, toplumda demokrasiyi ve iç barışı korumak bakımından hayati önem taşıyor.

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

harun31.10.2017 08:58:43
demokrasi dediğimiz şey faydalıdır ama iyi değildir. yani asli amaç özgürlük ve refah üretmek ve bunu güvenli bir ortamda dağılımını sağlamaktır, belediye başkanlığı meselesinde belediyelerinn partili olmasının garabetidir bu, seçimle gelenlerin seçimle gitmesi de sadece yolsuzluk durumunda değil, yetersizlik durumunda da geçerli olmalıdır, bunun kriterleri daha açık olabilir ve olmalı. Yolsuzluk varsa yargı yoluyla halledilsin meselesi ise seçime giden bir dönemde chplilerin eline o kozu vermek istemezler kimse yolsuzluğun üzerine gidiyoruzu konuşmaz döner dolaşır yolsuzluğu konuşur ... akp chp için siyaset meselesi yetersizliklerini örten bir ideolojik çadır tiyatorsuna dönüşmüş durumda birbirlerini tamamlıyor seçmenlerini konsolide ediyorlar