Türkiye’nin protesto eylemleri bir dönüm noktasında mı?

Türkiye’de sokağa Solun ve Kürtlerin “protesto bilgisi” damgasını vurur. Bu durum aynı zamanda ciddi bir handikap yaratır. Çünkü Türkiye için sokakta siyaset, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak kullanan örgütlerin politik gündemlerini kamuoyuna duyurma repertuvarıdır. Bu eylem formlarının hâlâ yasal meşruiyet sınırları içinde yer alması, onların şiddeti meşrulaştırma ve olağanlaştırma fonksiyonunu göz ardı etmeye yol açabiliyor.

06.07.2017 09:11
Cengiz-Kapmaz



 

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü, sokakta siyaset için bir dönüm noktası, demokratik protesto kültürünün yerleşmesi açısından ciddi bir kazanım olacak mı?

 

Olmasını çok isterim.

 

Türkiye’de sokağa Solun ve Kürtlerin “protesto bilgisi” damgasını vurur. Bu durum aynı zamanda ciddi bir handikap yaratır.

 

Çünkü Türkiye için sokakta siyaset, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak kullanan örgütlerin politik gündemlerini kamuoyuna duyurma repertuvarıdır. Bu eylem formlarının hâlâ yasal meşruiyet sınırları içinde yer alması, onların şiddeti meşrulaştırma ve olağanlaştırma fonksiyonunu göz ardı etmeye yol açabiliyor. Durum böyle olduğu içindir ki, bir türlü şiddet kültürünü ahlaki ve ideolojik tecride alamıyoruz.

 

Bugünlerde Türkiye’de gerçekleştirilen protesto eylemleriyle ilgili bir saha çalışmasını okuyorum. Başlığı Sokakta Siyaset: Türkiye’de Protesto Eylemleri, Protestocular ve Polis. Çalışmayı yapan Ayşen Uysal isimli bir akademik. İletişim Yayınları’nın bastığı kitabın yığınla eksiği var. Ona girmek istemiyorum. Örneğin kitabın her satırında okur, çalışmayı yapan öğretim üyesinin yüreğinin eylemcilerin yanında attığına ilişkin bir arka plan ediniyor. Bir akademik neden böyle bir kurguya, neden böyle bir dile, neden böyle bir tavra yönelir, anlamış değilim. Ancak çalışmayı bu eksiklerine rağmen önemsiyorum. Çünkü alanında neredeyse tek çalışma. Eksik yönleri olmakla birlikte, “kim bu sokaktakiler” sorusunun yanıtını veriyor.

 

En fazla eylem İstanbul’da

 

Eylemcilerin toplumsal profilleri, eylem türleri, eylem nedenleri, eylem talepleri konusunda bir farkındalık oluşturmak için Uysal’ın çalışmasından bazı önemli verileri paylaşacağım. Ardından da bu verileri nasıl yorumladığımı ifade edeceğim.

 

Uysal’ın çalışmasına göre, Türkiye’de en fazla eylem İstanbul’da oluyor. Emniyet’in 2006 yılı resmi verilerine göre kentte 1,574 eylem olmuş. İstanbul’u 876 eylemle Ankara, 478 eylemle İzmir, 349 eylemle Mersin izliyor.

 

Türkiye’de eylem sayıları ile eylemlere katılım ters orantılı. Eylem sayısı azken katılım fazla, eylem sayısı fazlayken katılım sayısı azdır. Sokak eylemleri genelde bahar aylarında artar, yaz aylarında ise düşer.

 

HDP’nin ve sol siyasi partilerin düzenlediği eylemler, polisin en fazla müdahale ettiği ve gözaltı gerçekleştirdiği eylem kategorisinde yer alıyor. Bu kategoriyi dernekler, özelde de öğrenci dernekleri izliyor.

 

Eylemcilerin toplumsal profilleri

 

Eylemcilerin toplumsal profillerine baktığımızda katılımcıların neredeyse yarısı (yüzde 47’si) 30 yaşın altında. 20 yaşın altındakilerin oranı da azımsanmayacak düzeyde: yüzde 20.8. Eylemlere katılan ve yaşı 35 yaş üstü olanların ezici çoğunluğu (yüzde 98’i) bir siyasi parti üyesi. Ama 35 yaş altı olan gençler siyasi partilere mesafeli.

 

Eylemcilerin sosyo-kültürel özelliklerine baktığımızda yüzde 36’sının evli, yüzde 64’ünün bekâr olduğunu görüyoruz. Eğitim donanımlarına baktığımızda oldukça çarpıcı bir gerçeklik karşımıza çıkıyor. Türkiye’de sokak siyaseti eğitimlilerin uğraş alanı. Eylemcilerin yüzde 7’si ilkokul mezunu; yüzde 25’i lise, yüzde 7’si yüksekokul, yüzde 51’i üniversite, yüzde 7’si yüksek lisans öğrencisi.

 

Eylemcilerin yüzde 47’si de profesyonel (serbest meslek sahipleri). Yüzde 42’si ücretli ve maaşlı, yüzde 31’i öğrenci, yüzde 14.5’i kendi hesabına çalışan, yüzde 4’ü de işsiz-ücretsiz. Eylemcilerin yaklaşık yarısı yüzde 47.5’i ayda 1,250 liranın altında bir gelir düzeyine sahip. Yüzde 90’ı da açlık ve yoksulluk sınırının altında. Bu veriler bize ekonomik memnuniyetsizliğin çok önemli bir faktör olduğunu gösteriyor.

 

Sokağın müdavimleri

 

Yukarıda, Türkiye’de sokağın müdavimlerinin olduğu tespitini yapmıştım. Bunu  eylemcilerin eylem sıklıklarına bakarak anlayabiliyoruz. Eylemcilerin ancak yüzde 5’i ilk kez bir eyleme katıldığını söylerken, yüzde 29’u birden fazla, yüzde 59’u da ondan fazla eyleme katıldığını söylüyor. Bu veriler bize söz konusu kesimde yer alan bireylerin siyasi partiler yoluyla değil sokakta siyasallaştığının altını çizmekte.

 

Eylemcilerin ideolojileri ve kimliklerine baktığımızda, sokakta siyasetin daha çok solun mekânı olduğunu görüyoruz. Eylemcilerin yüzde 50’si kendini komünist-sosyalist, yüzde 23.4’ü sosyal demokrat, yüzde 4.8’i anarşist, yüzde 1.1’i liberal, yüzde 0.7’si İslamcı görüyor. Yüzde 66’sı polis şiddetine maruz kalıyor, yüzde 25’i gözaltına alınıyor, yüzde 26’sı adli kovuşturmaya uğruyor.

 

Sokağın hakimleri

 

Türkiye’de sokakta siyaseti belirleyen dört temel örgüt var. KESK, DİSK, HDP-BDP ve TMMOB. Eylemcilerin yüzde 49’u sendikalara-siyasi partilere, yüzde 28’i derneklere (öğrenciler, insan hakları aktivistleri), yüzde 1’i illegal örgütlere mensup. Eylemcilerin toplumsal aidiyetlerine baktığımızda, yüzde 18’ini memurlar, yüzde 15’ini Kürtler, yüzde 14’ünü sosyalistler, yüzde 9.5’ini işçiler, yüzde 6.8’ini öğrenciler, yüzde 5’ini tutuklu yakınları, yüzde 5’ini laikler, yüzde 0.8’ini Aleviler oluşturuyor.

 

Eylemcilerin taleplerine baktığımızda şunu görüyoruz: İlk sırada adalet, hukuk, insan hakları (yüzde 15.8), sonra çalışma yaşamı (yüzde 14.7), hükümet politikaları (yüzde 13), uluslararası politikalar (yüzde 13), Kürt meselesi (yüzde 12.2) yer alıyor.

 

10,000’i aşkın eylemciyle yapılan gösterilerde Kürt sorunu ön planda: yüzde 32. Kürt eylemlerinin yüzde 78’i basın açıklaması şeklinde geçiyor. Bunu oturma eylemi, miting ve toplanma, yürüyüş izliyor.

 

Bütün eylemler üzerinden eylem türlerine baktığımızda, ağırlıklı olarak basın açıklamasını görüyoruz. Nedenine baktığımızda da alışkanlık ve maliyetinin düşük olması ön plana çıkıyor.

 

Sokakta siyaset normalleştirmiyor

 

Ayşen Uysal’ın çalışmasındaki verilerinden beş önemli tespit çıkarıyorum.

 

(1) Türkiye’de sokakta siyaset çok kısır, çok banal, çok tekdüze yapılıyor.

 

(2) Eylemlerde baş gösteren aktörler hep tanıdık, bildik, klasik örgütler. Etkinliklere alışkanlıklar damga vuruyor; eylem repertuvarı son derece dar kalıyor.

 

(3) Türkiye’de kollektif sokak eylemleri, normalleştirilmiş bir siyaset biçimi haline gelebilmiş değil.

 

(4) Türkiye’de sokakta siyaset, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak kullanan örgütlerin politik gündemlerini kamuoyuna duyurma repertuvarı olduğu için, şiddeti normalleştirme ve olağanlaştırmaya yöneliyor.

 

(5) Eylemlere katılma frekansları eylemlerde çok ciddi bir “sokak müdavimleri” kesiminin yer aldığı realitesini haykırıyor. Bu profesyonel eylemciler olgusu derinliğine analiz edilmeli, irdelenmelidir.

 

CHP’nin Adalet Yürüyüşü toplumsal muhalefet açısından, protesto eylemleri açısından bir dönüm noktası, bir aydınlanma, bilinçlenme, değişme dönüşme noktası olur mu? Yürüyüşte verilen molalarda en fazla motivasyon yaratan ritüelin klasik sol protesto bilgisi, örneğin otuz kırk yıldır söylenen “omuzdan tutun beni, halaya katın beni, düşersem bu kavgada dosta anlatın beni” şarkısı olduğunu görünce, doğrusu pek umutlu da değilim!

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.