PKK’de iki yeni çizgi: Serbixweciler, Bindestçiler

Ankara’daki karar vericiler uzun süredir şu soruyu soruyor: Rojava mı PKK’yi yönetiyor, PKK mi Rojava’yı yönetiyor? Biz bu soruyu şu şekilde de tercüme edebiliriz: Serbixweciler mi Bindestçileri yönetiyor, Bindestçiler mi Serbixweciler-Serxwebûnêcileri yönetiyor?

15.05.2017 09:18
Cengiz-Kapmaz



 

Ortaoğu’yu anlamak kolay değil. Bugün yeni Ortadoğu düzeni diye bir şey vücut buluyor. Bugün Türkiye-ABD, Türkiye-PKK-PYD, Türkiye-Suriye-Irak-İran ilişkileri ve PKK-PYD’nin iç dinamikleri, bu yeni düzenden etkileniyor; bu yeni düzene göre yeniden şekillendiriliyor.

 

Yeni Ortadoğu düzeni tasavvuru, Arap Baharı’nın kışa dönüşmesinin ardından, 2011 Suriye müdahalesiyle start aldı. Öncülüğünü Amerika, İngiltere ve İsrail gibi küresel aktörler yapıyor. Bu ülkelerin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek istemesinin bir nedeni, Ortadoğu’nun küresel sisteme eklemlenmede güvenlik sorunları yaratması. İkinci nedeni, küresel güçlerin gelecekte de hegemonyalarını sürdürebilmeleri için bölgedeki kaynakların üretim ve dağıtımını yeniden düzenlemeye ihtiyaç duyması. Bu uğurda en büyük engel İran. İran’daki kaynaklara kimin hükmedeceği, gelecekte çok hayati bir konu. İran düşürülebilirse Çin, Rusya ve Hindistan denetim ve kontrol altına alınabilecek. Önümüzdeki beş yıl Ortadoğu’ya İran ve İran üzerindeki mücadele damgasını vuracak.

 

Türkiye nasıl zayıflatılacak?

 

Yeni Ortadoğu düzeninin ufkunda bir de bağımsız bir Kürdistan görülüyor. Bu yeni bağımsız ülke ile Türkiye, Suriye, İran ve Irak gibi ülkeler kâh oyalanmak, kâh kontrol altına alınıp dengelenmek isteniyor. Bunu da en çok İsrail istiyor. Çünkü  İsrail’in güvenliği Suriye, Irak ve İran’ın zayıflatılmasından geçiyor. İsrail’in Erdoğan’ın 2009 yılında yaptığı “One minute” çıkışından sonra zayıflatılmak istenen ülkeler kategorisine Türkiye’yi de dahil ettiğini düşünüyorum. Çünkü İsrail karar vericileri Erdoğan’lı bir Türkiye’nin öngörülemez hale geldiğini ve bu öngörülemezliğin kendi bekaları için çok tehlikeli olduğunu düşünüyor.  

 

Türkiye’nin zayıflatılması stratejisi 2011 Suriye müdahalesi ile başlatıldı. Türkiye’nin zayıflatılması için kullanılan yöntemler olarak şu başlıklar öne çıkıyor:

 

* Türk devlet yapısının FETÖ üzerinden çökertilmesi, devlet kurumlarına olan inancın yok edilmesi.

 

* Türkiye kamuoyunun kutuplaştırılması için Erdoğan nefretinin körüklenmesi; Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-dindar gibi karşıtlıklarının kışkırtılması.

 

* Çözüm sürecinin çökertilerek çatışmalı ortamın yaratılması, Kürt sorununun şiddet sarmalına bürünmesi.

 

* Döviz, borsa, yabancı sermaye girişi gibi enstrümanlar kullanılarak ekonomideki istikrarın hedef alınması.

 

PKK-PYD oyun planı

 

Yeni Ortadoğu düzeni kapsamında Türkiye’nin zayıflatılması stratejisi, en önemli ve hayati hamle olarak PKK-PYD üzerinden hayata geçirildi, geçiriliyor. Bu oyun planının ilk perdesi Türkiye’nin kuşatmaya alınması.  İkinci perdesi devlet kurumlarında ve siyasette içsel yorgunluk ve teslimiyet hali yaratılması. İçerdeki pazarlayıcılara verilen görev de bu. Kuşatmanın üç ayağı var.

 

* TC uluslararası arenada tecrit edilecek. Bu, ağırlıklı olarak “diktatör Erdoğan, otoriter Türkiye, IŞİD destekçisi AKP” gibi söylemler üzerinden kurgulanıyor.

 

* Rıza Zerrab rehin tutulacak, böylece siyasi kararların etkilenmesi amaçlanacak. Tamamen Erdoğan’ı hedef alarak kurgulanan Zerrab davasında, çok aleni bir şekilde “ucu Erdoğan’a uzayabilir” mesajı veriliyor.

 

* İran’la müzakere edilecek. PKK-PYD’ye her türlü askeri, mali, finansal, lojistik destek verilecek. PKK-PYD’nin gücü alabildiğine artırılacak. Türkiye’nin İran stratejisinde Amerika’ya destek çıkması karşılığı bu desteğin seviyesi düşürülecek. Ama destek yine de sürdürülecek. Desteğin seviyesinin düşürülmesi Türkiye’ye iyilik olarak gösterilecek. PKK-PYD’nin elindeki silahların Türkiye’ye çevrilmemesi için de İran konusunda Türkiye’nin destek vermesi istenecek.

 

PYD ile uzlaşma barış getirir mi?

 

Durum ve tablo böyle iken bazı yorumcular, Amerika’nın PKK-PYD’ye yaptığı ağır silah yardımından sonra “PYD ile uzlaşma barış getirir” tezini işliyor. PYD ile uzlaşma için PKK-PYD cenahının memnun edilmesi gerekir. Bu memnuniyet için PKK-PYD kesiminin masaya getirdiği öneriler şunlar:

 

* Türkiye, Kuzey Suriye Federasyonu’nu resmen tanıyacak. Yani kantonları birleştirilmiş bir Rojava olgusunu kabul edecek.

* Türkiye Kürt sorununu çözüme kavuşturacak. Bu kapsamda diplomasi, siyaset ve ekonomi boyutları da bulunan “demokratik özerklik” projesine evet diyecek; silahlı unsurların öz savunma gücü olarak konuşlandırılmasını kabul edecek; tüm siyasi tutuklulara af çıkaracak.

 

Türkiye ile PKK-PYD arasında, karşılanması istenen talepler konusunda çok büyük makas farkı var. Ayrıca PKK-PYD cenahının bu taleplerden geri adım atması için sahada kendisini zorlayacak parametrelerin olması gerekir. PKK-PYD, “arkamda Amerika var” duygusunu yaşadıkça, Suriye’de mevzi üstüne mevzi, silah üstüne silah kazandıkça, hayal noktasından uzlaşma noktasına nasıl gelecek? Dolayısıyla sahada PYD ile uzlaşma barış getirir tezini doğrulayacak reel politik şartlar görünmüyor. Ama çaresiz, elimiz mahkum bir halde de değiliz.

 

İdealler-değerler ayrışması

 

Bir süredir yazılarımda Rojava’nın PKK-PYD için çok güçlü bir değiştirici, dönüştürücü dinamik haline geldiğini, bunun PKK içinde yansımaları olacağını seslendiriyorum. Sahada bunun ciddi işaretleriyle karşılaşıyoruz. PKK içinde iki çizgi giderek daha belirgin ve belirleyici hale geliyor. Birinci çizgi savunucularına Serxwebûncular veya Serbixweciler (Bağımsızcılar) diyebiliriz. Ama Serbixweciler daha karşılığı olan bir kavram. Bu çizgi Öcalan ve PKK yöneticilerinin temsil ettiği “bağımsız PKK, alternatif paradigma” ruhuna dayanıyor. Diğer çizgi ise “bağımlı PKK” fikriyle ilişkilendiriliyor. Bu çizgi Amerika’nın istediği doğrultuda izlenecek bir siyasetin kazandıracağını iddia ediyor. Bu çizgi savunucularına da Bindestçiler (Bağımlılar) denmeye başlıyor.

 

İki çizgi arasındaki temel farkı idealler-değerler ayrışması oluşturuyor. Serbixweciler daha çok değerlerin, Bindestçiler ise daha çok ideallerin (nihai hedefin) altını çiziyor. Yine Serbixweciler, yeni Ortadoğu düzeninde demokratik modernite adı altında alternatif paradigma (ulus-devlet içinde demokratik modernite esaslı özerklik çözümü) ile var olunması gerektiğini savunurken, Bindestçiler pragmatik bir tutum takınarak küresel aktörlere hizmet edilmedikçe ideallere (bölgesel devlet) ulaşılamayacağını savunuyor. Dolayısıyla birinci çizgi daha çok öz güce, ikinci çizgi ise daha çok dış güce dayanıyor. 

 

Yeni oyun planı ne olabilir?

 

Gelişmeler PKK’yi Rojava bağlamında 2003-2004 benzeri bir ayrışmaya doğru sürüklüyor. O tarihlerdeki örgüt içi karışıklığı Amerika tetiklemişti. Amerika’nın bugün de benzer bir karşıtlığı tetiklemek istediğine dair çok ciddi işaretler var. Zaten PYD’nin PKK’den ayrıştırılması stratejisi de umudunu örgüt içi bu ayrışma zemininden alıyor.

 

Bu durum Ankara’nın da gündeminde. Ankara’daki karar vericiler uzun süredir şu soruyu soruyor: Rojava mı PKK’yi yönetiyor, PKK mi Rojava’yı yönetiyor? Biz bu soruyu şu şekilde de tercüme edebiliriz: Serbixweciler mi Bindestçileri yönetiyor, Bindestçiler mi Serbixweciler-Serxwebûnêcileri yönetiyor?

 

Türkiye, PKK içinde baş gösteren bu ayrışmayı esas alarak yeni bir oyun planı kurabilir. Bunu da bir İmralı-Kandil hattı kurarak; Serbixweci çizgiyi muhatap alıp İmralı ile temasına olanak sunarak yapabilir. Eğer bunu yapmazsa Amerikan çizgisi (Bindestçiler) gerçek PKK çizgisini (Serbixweciler) diskalifiye edecek. Zaten Amerika’nın perde arkasında gündeme getirdiği PKK yöneticilerini yok etme önerisi de bu bağlam düşünülerek yapılan bir öneri. Kısacası Türkiye, eğer PKK ile mücadelesini Amerika’ya göre yapar ve uygularsa, yağmurdan kaçarken doluya da tutulabilir.

 

Türkiye bu temas ve görüşmeler dahilinde kantonlar birleştirilmeden oluşturulacak bir Rojava’yı kabul edebileceğini taahhüt edebilir. O coğrafyadan kendisine yönelik herhangi bir askeri tehdit olmaması halinde, coğrafyanın himayesi ve yeniden inşası gibi konularda üstüne düşen sorumlulukları yerine de getirebilir. Bölgenin Türkiye ile entegrasyonuna rıza da gösterebilir. Ancak bunun için silah ve şiddet tehdidinin kesinlikle masada olmaması, çok bağlayıcı bir şekilde silahların gömülmesi gerekir. Serbixweci çizginin en büyük handikapı olan şiddet sevgisinin sonsuza dek terk edilmesi, olmazsa olmaz bir kriter teşkil ediyor.  

 

Yeni Ortadoğu düzeni kapsamında Kürtlerin üstleneceği role dair herkes konuştu; İmralı henüz konuşmadı. Ama konuşacağı, konuşmasına imkân sunulacağı günler de gelecek. O gün kartlar yeniden karılacak. O gün örgüt içindeki iki çizgiden hangisinin kazanacağı da belirlenmiş olacak.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Mehmet GÜVEN15.05.2017 11:23:42
Cengiz kapmazın,sitenizdeki yazılarını yeni fark ettim; bir kaç yazısını okudum,Aklı başına geldiğini fark ettim.Daha önceki radikal yazılarını,yazmış olduğu kitap taki yaklaşımına göre,yeni tarzını ve yaklaşımını beğendim.Ama dilini ve uslubunu dahada düzeltmesi gerektiğine inanyorum daha çok Türkye yi savunmalı ve Türkiyeli bir yazar olması gerekir