HDP’de “sol muhasebe” zamanı

Sırrı Süreya Önder, devlet heyetinin uyarılarına rağmen İmralı’da barışı; Ertuğrul Kürkçü sol yapılara yaranma, sol yapılarda nüfuz kazanma ihtirasıyla siyaseti; Figen Yüksekdağ, ülkeye beslediği öfke ve sol militarizme duyduğu özlemle meydanları zehirledi. Savaş tüm acımasızlığıyla geri döndü. Bedeli, maliyeti Kürtlere çok ağır oldu.

17.05.2017 15:26
Cengiz-Kapmaz



 

HDP, eşbaşkanı Figan Yüksekdağ’ın milletvekilliği ve parti üyeliğinin düşürülmesi üzerine 20 Mayıs’ta zorunlu kongreye gidiyor. Kongrede Yüksekdağ’ın yerine yeni bir kadın eşbaşkanın seçilmesi düşünülüyor. Ancak eşbaşkanın hangi siyasi bileşenden seçileceği, görüş ayrılıkları yaratmış görünüyor.

 

Sol bileşenler, kadın eşbaşkanın yine sol yapılardan seçilmesi gerektiğini savunurken, parti içindeki “liberal” kanadın öncülüğünü yaptığı bir grup da önemli olanın seçilecek kişinin niteliği ve temsil kapasitesi olduğunu ifade ederek, kadın eşbaşkanın sol bileşenlerden olmasına itiraz ediyor.

 

Tartışma, hep hissedilen, kulisi yapılan, ancak hiç resmileştirilmeyen bir itirazı seslendirdiği için önemli. İlk kez sol ittifakın HDP’ye ne kazandırdığının sorgulanabilirliği, direkt olmasa da dolaylı yollarla eşbaşkan seçimi üzerinden hissettiriliyor. Eğer şimdiki ürkeklik kongrede HDP’de “sol ittifakın muhasebesi”ne dönüşebilirse daha fonksiyonel bir HDP’nin önü açılmış olur. Çünkü HDP’nin belki soldan uzaklaşmasına değil, ama sol ile kurduğu ilişkiyi sorgulamasına ihtiyaç var.

 

Evin dışlanmış çocuğu

 

Demokratik Kürt siyaseti son 26 yılda toplam altı kez sol ittifak denemesi yaptı.   İlki 1991, ikincisi 1995, üçüncüsü 2002, dördüncüsü 2007,  beşincisi 2011, altıncısı da 2015 seçimlerinde gerçekleşti. 1991 SHP ittifakını dışarıda tutarsak, diğerlerrini birer sol ittifak gibi tanımlamak doğru bir yaklaşım olmaz. Çünkü 1991 dışında diğer ittifaklara dahil edilen yapılar, ilkel, dogmatik, skolastik bir sol yorumunun müritleriydi. Sol isimler ise, geçmiş anıları dışında bir gücü ve etkisi olmayan isimlerdi. Aynı zamanda bu isimler söz konusu sol yapıları var eden idollerdi. Ama sekterdiler; “iyi biz kötü onlar” tarzı Maniheist düşünce yapılarının militanlarıydı. Özetle, 1991 hariç diğer sol ittifaklar kitlesel karşılığı olmayan  dar, sekter, marjinal ittifaklardı.

 

Buna rağmen “alan memnun veren memnun” durumları yaşandı. Çünkü birlikte hareket etmek  bazı sol bileşen, yapı ve aktörlere popüler olma, sınıf atlama, vekil olma gibi getiri ve avantajlar sundu. Kürt tarafı ise sol ittifak tezlerinin propagandasını, kendi kitlesini daha fazla motive ettiği,  bazı siyasal kazanımları olduğu ve muhatap alınmasını kolaylaştırdığı için hep destekledi. O yüzden, ittifak yapılacak bileşenleri ve isimleri problem yapmadı. Sol yapılar ve isimler küçüktü, ama Kürt kitlesinde büyük bir motivasyon yaratıyordu.

 

Ama bu bakış açısı Kürt siyasetini hatalı bir okumaya götürdü. Kürt siyaseti evin dışlanmış çocuğu üzerinden aileyi kazanmak istiyordu. Bu olanaksızdı.

 

“Elimizi uzatsak devrimi tutacağız”

 

Bu durum, çözüm süreci başladığında artık sürdürülemez bir hal almıştı. O yüzden Öcalan, sol ittifakı iktidara yürüyüş projesi haline getirmek, projeye CHP ve/ya DSP gibi büyük sol kitleleri de dahil etmek istedi. Ekim 2013’te HDP bu projenin somut bir ifadesi olarak kuruldu. Her ne kadar dar ve sınırlı ölçülerde kurulmuş da olsa, 7 Haziran 2015 seçimlerinde barajı hem de büyük farkla aşarak esaslı bir sürpriz yaptı. Ancak kısa bir süre sonra Öcalan’ın önerdiği proje, dramatik bir şekilde Öcalan’ın geliştirdiği çözüm sürecini olsun, Türkiye’nin demokratikleşmesini olsun boşa çıkaran bir bumeranga dönüştü.

 

Çünkü 1970’lerin donmuş kafa yapısı, sol ittifak adı altında HDP’ye dahil edildi. Bu da politika üretimini ve politik söylemi olumsuz etkiledi.

 

Sol bileşen ve aktörler, hiçbir zaman çözüm sürecini destekleyen unsurlar olmadı. Parti içinde sık sık “Türkiye demokratikleşmeden, çözüm süreci Kürt sorunun çözümünü doğurmaz” propagandası yaptılar. Ayrıca sıklıkla “AK Parti ve Erdoğan Kürtleri oyalamak ve kandırmak istiyor” negatifliğini yaydılar.

 

“Elimizi uzatsak devrimi tutacağız” yanılsamasını yaşadıkları için, barış ve çözüm umudunu değil savaşı ve yıkımı beslediler. Barışta kararlı olmayı değil savaşta kolaycı olmayı tercih ettiler.

 

Bu özelliklerini daha çok AK Parti’ye yaklaşımda sergilediler. AK Parti’ye duydukları nefret ve öfkeyi bir hınç ahlakıyla ittifaka taşıdılar. PKK’nin istediklerini kendisine verecek aktörü (Erdoğan) beğenmedikleri için süreci bozmaya soyunan bir tür provokatörü oynadılar. Başarılı da oldular.

 

Zaten çözüm sürecine kuşkularla dahil olan KCK-HDP çizgisinde oluşan kaygıları paranoyaya dönüştürdüler. Güvensizlik ikliminin, şiddet sarmalının geri gelmesinde en etkili aracılar oldular.

 

Sırrı Süreya Önder, devlet heyetinin uyarılarına rağmen İmralı’da barışı; Ertuğrul Kürkçü sol yapılara yaranma, sol yapılarda nüfuz kazanma ihtirasıyla siyaseti; Figen Yüksekdağ, ülkeye beslediği öfke ve sol militarizme duyduğu özlemle meydanları zehirledi.

 

Savaş tüm acımasızlığıyla geri döndü. Bedeli, maliyeti Kürtlere çok ağır oldu.

 

Asli görevleri unutmak

 

Oysa sol bileşenlerin asli görevleri çok önemliydi. Ama onlar o görevleri de unuttular. Türk yoksullarını, ezilenlerini, neoliberal politikaların sosyal maliyetini HDP çizgisine taşıyabilirlerdi. Ama onlar “Kürdün Kürde propagandası”nı yaptılar; sadece “bölge”de kalabalıklara seslendiler; Batıda benzer aktivite ve kampanyalar düzenleyemediler.

 

Türk kamuoyunun hassasiyetlerini Kürt siyasal aktörlerine aktarmakta köprü rolü oynayabilirlerdi. Ama onlar Rojava siyasetinde Batı insanının yaşadığı kaygıları Kürt siyasi aktörlerinin gündemine taşımakta isteksiz davrandılar. Kürt sorununun “emperyalist projenin bir parçası” haline gelmesi tehlikesine seyirci kaldılar; tersine, teşvik bile ettiler. Çözüm süreci sırasında ortaya çıkan hendek-barikat siyasetinin yanlışlığına ses çıkarmadılar, TAK’ın sivil eylemleri karşısında yüksek perdeden itiraz edemediler.

 

Eğer HDP’deki sol bileşenler gerçekten sol olabilseydi, çözüm süreci toplumsallaşırdı, Türk ve Kürt kamu oyları arasında empati sağlanırdı, neoliberal politika mağdurlarının seslerini duyuracağı bir platform inşa edilirdi, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi için zemin doğardı. HDP’nin sola gerçekten ihtiyacı var -- ancak bu sol bileşenleri ve aktörlerine değil.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.