FETÖ sonrası?

MİT krizinden bu yana 5 yıl 2 ay geçti. 15 Temmuz darbesine kadar FETÖ’den toplam 873 kişi tutukluydu. Darbeden sonra sayı, son mahrem imamlar operasyonu dışarıda tutulursa 42,083’e ulaştı. Hakkında işlem yapılan kişi sayısı ise 105,000’i buldu. Buna karşılık devlet kurumlarının ortaklaşa hazırlayarak FETÖ davalarına esas teşkil etmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği resmi rapora göre, 2000-2016 tarihleri arasında FETÖ devlet birimlerine toplam 400,000 eleman yerleştirdi. Bu sayının 300,000’ini FETÖ’ye kesin sadık kişiler oluşturuyor.

03.05.2017 09:53
Cengiz-Kapmaz



 

MİT ve Emniyet, FETÖ’nün “mahrem imamları”na yönelik çalışmada çok başarılı sonuçlar elde etti. Hem FETÖ’nün tüm Türkiye genelindeki mahrem imamları tespit edildi, hem de sadece FETÖ’nün yazdığı raporlara değil, örgütün polis arşivine de ulaşıldı.

 

Çalışmadan sonra anlaşıldı ki, FETÖ bunca darbe ve tasfiyeye rağmen hâlâ Türkiye’de örgütlenme network’u kurabiliyor, bu network’a dayanarak faaliyet yürütebiliyormuş. Atlantik ötesinde, 9 bin kilometre uzakta ikamet eden sahte “mehdi”ye, hangi tutuklu emniyet müdürünün cezaevinde sigarayı bırakıp bırakmadığına dair ayrıntılı bilgiler dahi rapor edilebiliyormuş. İnanılır gibi değil.

 

Kaygılar etkili oldu

 

FETÖ’nün Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı açtığı savaş, siyasi karar alıcıları hizaya getirmeyi amaçlayan 7 Şubat 2012 MİT krizi ile başladı. Ancak kriz, yanlış yönlendirme ve bilgilendirmelerden dolayı siyasiler tarafından doğru okunmadı. Bu yüzden FETÖ, 17-25 Aralık 2013 tarihlerine kadar devlet içinde istediği gibi at koşturabildi. 17-25 Aralık’tan sonra ise bıçağın kemiğe dayandığı görüldü. Bu da FETÖ’nün tasfiye edilmesi gerektiği yönünde kararlı bir tutum oluşturdu.

 

Ancak bu çaba, liderliğini Erdoğan’ın yaptığı bir avuç insanın omuzlarında kaldı. Devlet kadrolarında çekingenlik vardı. Çünkü hem AK Parti hem devlet içinde “FETÖ’nün arkasında Amerika var, Erdoğan bu savaşı kaybedebilir” kaygısı çok yaygındı. FETÖ’nün üst düzey yöneticileri peş peşe yurt dışına kaçıyor, devlet ise kaçışları izlemekle yetiniyordu. Erdoğan’ın feryat figanından sonra FETÖ’nün iş âlemi, medya ve finans ayaklarına ancak dokunulabiliyordu.

 

Diğer taraftan, devlete sızmış FETÖ kadroları için geliştirilecek yaklaşımda da kafa karışıklığı yaşanıyordu. En iyi seçenek FETÖ kadrolarının toplu tasfiyesiydi. Ama toplu tasfiyeye, “izah etmekte zorluklar yaşanabilir” denilerek karşı çıkılıyordu. Beklenen meşruiyet, 15 Temmuz 2016 askeri darbesiyle geldi. Darbe sonrası FETÖ’ye karşı amansız, bir o kadar da acımasız mücadele başlatıldı. Eğer 15 Temmuz askeri darbesi olmasaydı, FETÖ elinde bulundurduğu gücü büyük oranda koruyor olacaktı.

 

Ancak yarısına ulaşabildik

 

MİT krizini dönüm noktası olarak ele alırsak, bugüne kadar 5 yıl 2 ay geçti. 15 Temmuz 2016 darbesine kadar, FETÖ’den toplam 873 kişi tutukluydu. Darbeden sonra sayı, son mahrem imamlar operasyonu dışarıda tutulursa 42,083’e ulaştı. Hakkında işlem yapılan kişi sayısı ise 105,000’i buldu.

 

Bunlar çok büyük rakamlar. İstatistiklere bakan biri “FETÖ’nün belini kırdık, yüzde 95’ini tasfiye ettik” diyebilir. Ancak durum hiç de böyle değil. Böyle olmadığını bize devlet kurumlarının ortaklaşa hazırlayarak FETÖ davalarına esas teşkil etmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği resmi bir rapor söylüyor. Rapora göre, 2000-2016 tarihleri arasında FETÖ devlet birimlerine toplam 400,000 eleman yerleştirdi. Bu sayının 300,000’ini FETÖ’ye sadık kişiler oluşturuyor. Demek ki bizler 15 Temmuz askeri darbesinden sonra FETÖ’ye samimi duygularla bağlı sayının ancak yarısına ulaşabilmiş, ancak yarısını deşifre edebilmişiz.

 

Üç ayaklı plan!

 

Bu kadar mücadeleye rağmen henüz işin yarısındayız. Neden işler hâlâ yolunda gitmiyor? Çünkü FETÖ ile mücadeleyi bir master plan çerçevesine oturtmuş değiliz. İrade var, kararlılık var, ama bilinçli bir eylem stratejisi yok.

 

Kişisel kanaatime göre, FETÖ ile mücadele için üç ayaklı bir yaklaşım örülmeli/ydi. Birinci ayak, FETÖ ile doğrudan, cepheden mücadele olmalıydı. Bunu yapıyoruz. Ancak var olan pratiği sorgulayamıyoruz. Yani mücadele anlayışını şeffaf, hesap verilebilir kılarak işi belirli bir bilinçle donatamıyoruz. O zaman da ortaya şu çıkıyor: Yaptığımızdan öğrenemiyoruz. Örneğin FETÖ ile mücadelenin karargâhı neresi sorusunun hâlâ yanıtı yok.  MİT mi, Emniyet mi, TSK mı, Adalet Bakanlığı mı, Beştepe mi? Belli değil. Bu da FETÖ ile mücadelenin disipline edilmemesi, sistemleştirilmemesi, merkezileştirilmemesine yol açıyor.

 

Ya FETÖ sonrası?

 

Master planın ikinci ayağı tasfiye edilecek FETÖ kadroları yerine alınacak yeni kadroları tanımlayacak bir süreci, daha doğrusu FETÖ sonrasını içermeliydi. 150,000 dolayında FETÖ kadrosunu devletten attık. Bunun devlet içinde bir boşluk yaratmaması mümkün değil. Bir taraftan bu boşluğu dolduracak eğitimler, planlamalar, koordinasyonlar geliştirmeliydik. Diğer taraftan da tasfiye edilenlerin yerine alınacak kişileri belirleyecek objektif süreçler ve mekanizmalar oluşturmalıydık. Yeni kişiler nasıl istihdam edilecek? Kim istihdam edecek? Neye göre karar verilecek? Eğer bu süreci siyasi yakınlık-uzaklık kriterine göre yaparsak, inanın ki ikinci bir paralel yapılanma oluştururuz. Zararını da ileride hepimiz çekeriz. Ayrıca, darbelerden, ihanetlerden kurtulmanın yolu bu değil.

 

Master planın üçüncü ayağı, FETÖ ile doğrudan mücadele tamamlanıp yeni istihdamlar da sağlandıktan sonra, devlet kurumlarının eşgüdümlü olarak yeniden yapılandırılmasını, reorganize edilmesini, reforme edilmesini içermeliydi. Ve içermelidir. Bu sağlanabilirse, devlet kurumlarının performansı artar, terfi-tayin sistemleri objektif verimlilik kriterlerine göre yapılır. Şeffaflık, hesap verebilirlik, hesap sorulabilirlik ilkeleri ile de kurumlardaki yanlış inanç, ideoloji ve yaklaşımların önüne geçilir. Ayrıca, yeniden yapılandırma ile devlet kurumlarını sivil ve demokratik kamuoyunun denetimine de açmak gerekir. Böyle bir düzenleme kurumları daha şeffaf, denetlenebilir, verimli hale getirmekle kalmaz; daha kapsayıcı hale de getirir. 

 

Artık şeytan azapta!

 

Devlet ve istihbarat birimleri, FETÖ ile doğrudan mücadelenin iki alt-alanınnda başarı sağlamakta geciktiler. Bir, FETÖ’nün örgütlenme, koordinasyon, iletişim birimlerini keşfetmekte, deşifre etmekte geç kaldılar. İki, FETÖ’yü çökertmenin en iyi yöntemi olan FETÖ’ye sızmada umdukları randımanı alamadılar. Ancak son mahrem imamlar operasyonu MİT’in FETÖ’ye sızabildiğini gösteriyor. Artık FETÖ içinden bilgi alabileceğiz, FETÖ’nün gizli çalışmalarından haberdar olabileceğiz, attığı adımları bilebileceğiz. Bu, FETÖ ile mücadelede önümüze yepyeni ufuklar açacak. 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.