Ana SayfaYazarlarSevgili Susuz Dede

Sevgili Susuz Dede

 

Derler ki bir başka İzmir evliyası Mızraklı Dede’nin kardeşiymişsiniz…

 

Köyünüz Buca, Işıklar’mış.Bir savaştan perperişan dönerken, sıcak bir yaz günü, bu tepede ‘suu suu, bir yudum suu’ diyerek, savaş yorgunluğuyla buraya nasıl tırmanmışsanız artık, kalan gücünüzü de bu bitirmiş, ruh teslim etmişsiniz.Ciğer Dede ve Kabak Dede de biraderlerinizmiş, bir söylenti de bu.Mızraklı dede, Yusuf ve Salih dedelerle kardeş olduğunuz da söylenir.

 

60’lı yıllardan bu yana her Cuma sizin tepe şenlik…Altmışları hatırlamıyorum, asıl lise yıllarımızda bildik sizi.

 

Ne tuhaf, hiç gitmedik… Güzel bir tepede yatıyorsunuz, yol da yaptılar, yeşillendirdiler, karşıda körfez, kimbilir Cuma kargaşası dışında ne güzeldir, suların ve mehtabın seyri. Kalan  altı günde kafa dinliyor olmalısınız.

 

Lisedeyken kızlar kaçıp kaçıp giderdi, sizin makama, elbet Cuma dışındaki günler ve Fuarın gül bahçesi haftanın her günü, bu kaçmalar en güzel rehabilitasyondu.

 

Cuma gidenler ya bakla falı baktırır, oraya doluşan Romanlara, ya dileği yerine gelenlerin dağıttığı kesme şekerden alır, ‘yemesenize, saklayıp siz de onun üstünden dilek tutcaksınız’ diyenlere inat, şekeri yerlerdi. Kimi, sizin için kesilip, fakir fukaraya verilen horozun kafasını bir torb ada getirip, sıradan sıraya atardı.

 

Bizim Damlacık’taki evimiz Tezveren Dede sokağındaydı, onun türbesi minnacıktı, erimiş dilek mumları, onu Eskimo evlerine çevirmişti. Çok yıllardan sonra Damlacık yokuşundan inerken gördüm, camlı bir kutucuk yapmışlar, içinde mumlar, kibrit, dilek ve dert sahipleri dayanışması…

 

Evliyadan evliyaya fark var sanırım, Tezveren dede sanki sözleşmeli personel gibi de, siz sayın Susuz Dede, üst kadrodan gönül emeklisi.İzmir’in fethine emek etmiş, Selçuklu Alpereni bir zat olduğunuz da söylentiler arasında. Oncağızın, oncağız dediğim Tezveren Dede manzarası kapanık, sizin makam ferah feza.Sporcusu,sanatçısı, ille fuarın o zamanki ünlüleri, ayrılanlar, aşka düşenler, çaresizler, hastalar, yalnızlar, umucular,hanesine haciz gelenler, oğluna iş, kızına kısmet dileyen kim varsa sizi yokluyor, destilerle sulayıp toprağınızı, duasını ediyor.

 

Aya Agapi, yani kutsal aşk/sevgi imiş, eski adı bu tepenin.

 

Hafız Nusret Mehmet Efendi adlı bir Bektaşi dervişi olduğunuz da rivayet ediliyor.19.yüzyılın başında Horasan’dan gelip, Göztepe’ye yerleşmişsiniz.Yakındaki İtalyan Bahçesinin Arnavut bahçevanıyla ahbap olmuşsunuz.Suyun olmayışını tasa edermişsiniz.Arnavut da habire su taşırmış, tepeye.Siz rahmete kavuşunca orada toprağa vermişler, su taşıyış o su taşıyış, yüzyıldır su taşınıyor, susuz dede makamına.Su, çapıt, para, tel, mum bunlar umucu kadrosunun ilk sırasında yeralanlar.Eşlikçisi elbet dua. ‘Bu işletmenin sahibi misiniz? ‘Diye soruyor şimdi internette sizin adınızı tıklayınca… İnternet marifetini zat’ınıza anlatmak zor…Web sitesi ekle telefon ekle, iş saatleri ekle falan da diyor. İşletmenin sahibi değiliz…

 

Belki tepenin sahibiyizdir, İzmir bizim atalarımızınmış ya, herne kadar bir oturumluk yerimiz yoğise de…

 

Vakıflara aitse, bizim olan yeri işletiyordur, yıllar boyu bizi işlettikleri gibi. Sizin o tepede toprağa verildiğinizden bugüne ata-evlad hukuk sarmalında mağlubuz. Üçüncü yıla girdi benim Katipzade vakfı üyesiyim iddiamın yasal süreci,nüfus kütüklerine rağmen, ‘hayır, değilsin’ diyecekler diye korkarım. Nüfus kütüğü falan sökmüyor.Bir bakarsın sevgili Susuz Dede, bizmişiz o tepenin sahibi, tadından yenmez gari bu fakirin hayali…

 

Hemen bir Web sitesi tasarımı…

 

Sonra muhtelif sosyal destek poroceleri…Çocuk bahçesi, saatlik kreş hizmeti, kadın avutma ve akıl verme birimi, (onlar da bir insan deyip) erkekleri de dinleme/döğme/jiletle uygun yerlerine çizik atma ünitesi, dua, ibadet, şans oyunları, güzel dilekler büroları oluşturma, ayrılanları barıştırma, küsleri buluşturma/elele tutuşturma, kaynana –gelin dostluk zirve atölyesi, tanışacaklar için/ayrılanlar için büroları, ‘suyla geçiştirme, sudan ödeme yapma ey vatandaş, gel şu şu şu STK ve Mem etçik Vakfı’na, ÇYDD ve öteki iyilik yap at denize ,  fukara sevindir, yetim kucakla, dulsan kimi buldun, onu kucakla, iyi ve merhametli ol ki insan desinler, eftik etme, iş tut mealinden kuruluşlara destek ol, makbuz iste, verilecek hizmetlerden haberdar ol, sorgula. Susuz dede kitaplığı, körfeze nazır…Bir götür, üç getir düsturuyla…Ayrıyetten ‘Kitapsızlar Giremez’ sohbet/ tiyatro bölümü. Firmamızdan ekmek peynir, iki dilim mandalina ikramı, her Cuma. Fal ve büyü yasak, beğenmeyen başka kapıya…

 

 Hem İzmir hem bütün şehirlerde, ilçe ilçe sıralanmış ne çok dede kabri var…Biz bir ata dedeyi tutturamadık, şehirlerde mübarek dedeler saymakla bitmiyor.Hepsi de mi veriyor, dilekler/dualarda aracı oluyor asıl makamla insanlar arasında?Bunca mı çaresiz insanlar da bir sap ip, sırma tel, iki mum, bi desti su, bir karış çapıttan medet umuyor, hadi bilinirlerden umucu olmaya bi şey denemese de, toprağın altında neyin, kimin bulunduğu belirsiz kondurmaca makamlara ne demeli?Tutmayın Beni Dede,  Serhoş Dede, Çıkartın Beni Burdan Dede (Bu Burhaniye’de Pelitköy sapağı karşısındaki sitelere dönen ana yolda, yol yükselince epey aşağıda kalan, kim olduğu bilinmez tek bir mezar, büyük olasılıkla o da kadrosuz, sözleşmeli dede)

 

İnsanız, eksik, çaresiz ,umutsuz…Dünyamız, siyasi sistemler ve yaşadığımız yüzyıl bizi bizden ediyor, yetmez gibi birkaç dünya azgını ülke hem hepimizin hem dünyamızın canına kastediyor, (bkz.ABD, onun uşakları). Nid’eceğiz?

 

Umuculuk edeceğiz…Çözmese de avutur.Bundan olmalı dede makamlarının önlenemez artışı ve biçarelerin umup umsuruk olduğu…

 

Nineler nerede peki?

 

Ne malum, o kabrin çileli, bilge, kadın ana bir nineye ait olmadığı?

 

Ya toprağın altında bir gülüştür gitmedeyse?

 

Ya diyorsa , susuzu, tezvereni, çapıt bağlananı bütün dede sanılan ninelerin kabir makamında yatan, ‘etmeyin yavrum evladım, siz de payınıza düşen kadarıyla cenk edin, akıllı olun, çaba gösterin, umup dileyin, eftik etmeyin.Ayrıyetten, ne umuyon bacından, bacın ölüyo acından’?

 

Sevgili Susuz Dede, size bu mektubu döşendiğim gün benim doğum günüm, siz eskiden bilmez idiniz böyle marifetleri. Sabahtan bu yana hem gönülden hem paradan yana borçlu olduklarım beni kutlayıp öpe duru…Bankalar kutluyor, borçtan azıcığını silelim yahut taksit erteleyelim diyen yok. Dostlar kutluyor eksik olmasınlar, ‘gel bir gevreği bölüşelim, bi kadeh bişey içelim buyur,’ diyen yok. Hele bazısı otomatiğe bağlatmış, kutladı diyor, senin doğum gününü ama ortada ne sanal bir çiçek, yahut yüz ifadesi(bunu size anlatması da zor şimdi, geçiniz…) ne bir şarkı söyleyen var. Otomatik ödeme gibi, otomatik kutlama, önceden direktif verilmiş olsa gerek, o gün hangi kayıtlı (sahici diil, kayıtlı) arkadaşının doğum günü ise, bu boş kutlama onun sayfasına iletiliyor, sivil toplum örgütlerinin cenaze çelenklerinde bile madeni bir çiçek/kağıttan bir kutlayış varken.

 

Bunca yalnızlık ortasında, şimdi  azıcık anlar gibiyim, niye bunca dede, ninesiz dede, bunca makam, bunca nesne icadolmuş…

 

Su’lar, mumlar, çapıtlar, teller niye?

 

Yalnız değiliz demek için…Bize insan, fısıltı, soluk, tıpış gerek demek için. Umdum ama umsu ruk olmayacağımı da umarım, dileği için…

 

Cümle su’lar, dünyanın bütün mumları, ah’ları, sırma telleri, Çapıt ağacı çapıtları, bakla falları,umutların cümlesi insan hayatının insana yaraşır olmasına vesile olsun. Emperyalist azgınların boynu altında kalsın.Onların taşeronu olanların da.

 

Sizin gününüzde doğum günü kutlamak icadolmadıydı sevgili Susuz Dede (ve cümlesi), şimdi oldu, ne yazık ki. Kimse de demiyor ki, bu hesapta çıkan rakam bu garibin brüt yaşıdır, bunun net’i, o rakamın yarısıdır diye…

 

‘Avundum Dede falanca yerde’ demek…Ni’dek?

 

 

 

 

 

- Advertisment -