Ana SayfaYazarlarSevgili Ömer Hayyam,

Sevgili Ömer Hayyam,

 

Sayın mı desem, sevgili mi , arada kaldım?Bilim adamı kimliğiniz ilkini, şairliğiniz ikinci seslenişi gerekli kılıyor…

Bu mektubu ölüm yıldönümünüzde yazıyorum, denk geldi, ondan. (4 Aralık)

 

Niyeyse bir billur kadehteki lal rengi şarap sizi hatırlatıyor bir de mezarınızın üstünü çiçek dökerek süsleyen armut ağacı…Hangi şaire kısmettir, dünyamızı çiçeklediğini bilircesine bir ağacın çiçek dökmesi?

 

Hoş, ne Hayyam kaldı, ne de o kabrine çiçek döken ağaç…Zamanlar geçti, şairin kemikleri sürme oldu, hikayesi dillerde, şiiri kalplerde, bilim kitapları/buluşları kitap arasında.Filizlendiğiniz topraklar ateş altında, yer ile yeksan; ne şiir, ne ilim ne de aşk, varsa zulüm, yoksa zulüm…

 

Astronom, bilim kişisi, filozof ve şairsiniz, İran’lı, tam adınız Gıyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam…

 

Doğu edebiyatında, İranda rubaiyi bulup kuran, geliştirensiniz…

 

Gece, gül bahçesinde ararken seni, Gülden gelen kokun sarhoş etti beni; Seni anlatmaya başlayınca güle Baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.

 

Şiir demek matematik demek…En iyi şairler en akıllı olanlar. Niye acaba en kötü âşık da onlar?Günümüzün deccalı Amerika nam eli kanlı ifrit yetiştiğiniz, bilim ve şiirde doruğa çıktığınız bereketli toprakları cehenneme çevirdi…Ne kalpte aşk, ne akılda matematik, ne dilde/ gönülde şiir…

 

‘Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil; Erdiğim sırları söylemek elimde değil; Aklım düşüncenin derin denizlerinden Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.

 

Rubaileriniz batı dillerinin tamamına çevrildi. Matematik, fizik, astronomi ve tıpta buluşlarınız, önemli yapıtlarınız var.İbn-i Sina’dan bu yana Doğu’dan yükselen ışık, en büyük bilginsiniz.

 

18 Mayıs 1048’de şereflendirmişsiniz dünyamızı.İran Nişabur’da.

 

Babanız çadırcı, ondan olmalı Acem dilinde çadırcı demeye gelen Hayyam’ı adlarınıza eklediğiniz. Dünyanın sizi gönül kişisi ve şair bildiğinden öte, yaşadığınız yıllarda bilgin yanınız öne çıkıyor. Rasyonel bilim dışıyla da içli dışlısınız, müzikle, şiirle, aşkla.

 

.İran'ın, Selçuklular yönetimi döneminde yaşamış, Horasan ülkesinin büyük şehirleri, Belh, Buhara ve Merv gibi bilim merkezlerini gezmiş, Bağdat'a gitmişsiniz. Zamanın hükümdarlarından, en çok da Selçuklu Sultanı Melikşah ve Karahanlı Şemsülmülk'ten yakınlık görmüş, onların saraylarına, meclislerine sıkça konuk olmuşsunuz.

 

Residüddin'in "Cami-üt-Tevarih" adlı eserinde anlattığına göre Nizamülmülk , Hasan Sabbah, hem okul arkadaşınız, hem yakın dostunuz. Nizamülmülk, bilginize güvendiği için devlet yönetimi konusunda yardımcı olmanızı istemiş, ama siz saraylar ve entrikalarından ömür boyu uzak kalmayı yeğ tutarak, kabul etmemişiniz. Hem yaşadığınız dönem, hem sonrası bütün kaynaklar, sizin çağın bütün bilgilerini edindiğinizde hemfikir, derin tartışmalara girdiğinizde, fıkıh, ilahiyat, edebiyat, tarih, fizik ve astronomi okuttuğunuzda… Fizik, metafizik, matematik, astronomi bilip yazmakla kalmıyor, aşkı ve şiiri de kıraat ediyorsunuz. İbni Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi, Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi başlıca yapıtlarınız. En büyük eseriniz Cebir Risalesi. Matematik bilgi ve yeteneğiniz zamanın çok ötesinde olunca da, denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmanız kaçınılmaz. Yanısıra, binom açılımını ve bu açılımdaki katsayıları da bulan ilk kişiymişsiniz. Bunun ne demeye geldiğini bilmesek de, aşk denen beş bilinmeyenli denklemin siz ve hepimiz için ne demeye geldiğini biliyoruz, şiiriniz sayesinde.

 

O gün bugün dilden dile dolaşıp da gelen ikiyüz olduğu rubai sonraki çağlara damga vurdu, siz de bütün gönüllere taht kurdunuz. Kolay anlaşılır, akıcı ve açık bir dille yazmışsınız, rubailerinizi. Gerçekçi ve dilden yana tutumlu bir şairmişsiniz, hayatı nasıl gördüyseniz öyle dile getirmişsiniz.Ölçünüz, en şaşmaz ölçünüz akıl, bir de sağduyu…Gerçeğe akılla ulaşır insan.

 

Döneminizi, o vakitler de şimdiki gibi haksızlık, saçmalık varmış, olmaz mı, siz bunlarla inceden dalganızı geçmişsiniz, yermişsiniz. Dörtlükleriniz aşk üzre, şarap, dünya, insan hayatı ve yaşama sevinci üstüne. Hayatı filozofça yaşayıpanlamlandırmış, öyle yazmışsınız. Tek gerçek, yaşanan…Dünya ötesinde başka dünya yok, yaşadığımızca gerçeğiz.

 

Şaşmaz ölçü, imandan öte, akıl ve sağduyu.

 

Aklımız kadar varız, ancak akılla varız, şaşmaz kılavuzumuz da o, gerçeğe en çabuk ulaşma yolumuz da o… Çağınızın haksızlık,madrabazlık, saçmalıklarını hicvetmiş, inceden iğnelemişsiniz.

 

Denginizi bulmuş olaydınız bari…Dünyamızın tadını söyleyip savunduğunuz gibi çıkarmış olaydınız…

 

Sonraki pek çok şair sizden ışık almış, etkilenmiş.Şiir matematik demek, biliyoruz, ama, bir şair ne demek, nasıl büyük muamma, çözülmesi güç on bilinmeyenli denklem demek, onu pek bilmiyoruz. "Horasan'ın yıldızı; İran'ın ve Irak'ın dahisi, feylesofların prensi Ömer" diye anıldınız. 4 Aralık 1131'de doğduğunuz Nişabur'da 83 yaşında ömür safanız/çileniz sona erdi.

 

Göklerin kapısı zât’ınıza açıldığında,kapının ardındaki gerçeğin görkemi umarım gözlerinizi kamaştırmıştır ve yaradanın sesiyle ölüm sonrasında kendinize gelip ürpermiş sinizdir: ‘Hayyaaaam, ey Hayyam, benim akıllı, ferasetli, esaslı kulum, hoş geldin, safalar getirdin…’

 

Öyle diyeydi de, nutkunuz tutulaydı…Göreydim sizi, inkarcılıktan gelişinizi, hoş böyle ederken en çok yaradana siteminizin yanıt bulduğunu göreydim…

 

Çalışmalarınızın pek çoğunu yazıya geçirmediğiniz söylenir, öyle ki, pek çok teori ve buluşun adsız kahramanı derler, sizden için. 21 Mart 1079 yılında tamamladığınız, "Celali Takvimi" diye bilinen takvim için ne büyük çaba göstermişsiniz, bilenler söyler. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız "Gregoryen Takvimi" 3330 yılda bir gün hata vermektedir.

 

Yapıtlarınızın 18’i biliniyor ancak…

 

Unesco, 1999’da önemli matematik çalışmalarınızı basma kararı aldı.Rashed ve Vahabzadeh, sizin günümüze kadar ulaşılamayan matematik el yazmalarınızın eleştirel basımını üstlendi.

 

Şimdi kendi de sizin diyarda olan (herne kadar siz bir başka diyara/dünyaya inançsız olsanız da…) şair Sennur Sezer’ kimdir Hayyam?’ dedi durdu.Bilim kişisi miydiniz, şair mi, yoksa aynı adı taşıyan iki farklı kişi mi, bir kişide bu iki önemli, ne ikisi, pek çok özellik mi toplanmıştı? Çağınızda herkes şairdi, şimdi de herkesin kendini öyle sandığı gibi, peki sizi ötekilerden ayıran ve daha önemli kılan neydi? Bilgin olarak vardınız, ama, şair olarak ne kadar vardınız ve gerçektiniz?Sizin arkanızdan, biraz da batılı yorumcular ünlendirmiş olabilir miydi sizi, diye sorup durdu, rahmetli. Ününüze ün katanın öteki dünyanın olmadığı felsefeniz olabilirmi? Selçuklular 1038–1040 yılları arasında Mezopotamya, Suriye, Filistin ve İran’ın büyük bölümünü de kapsayan bir coğrafyaya egemen. 1055’de Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey Bağdat’ı (da) ele geçirdiği zaman, eğitimin çok zor olduğu, Selçuklu egemenliğindeki politik yapısı karışık bu bölgede büyümüş,1070’de Orta Asya’nın en es ki şehirlerden Semarkand’a yerleşmişsiniz. Sıradışı bir kişi, parlak bir matematikçi , elbet üstün zekâlısınız. Çocukluk ve gençlik yıllarınızın ayrıntısını bilmesek de, o dönemde felsefe öğrenimi görüp, edebiyatla ilgilenmiş olduğunuzu varsayıyoruz. Matematik ve astronomide üstünüze yok. 25 yaşından önce birçok eser yazmış olmanız bunun kanıtı. Semarkand’ın önemli hukukçularından Abu Tahir, sizi desteklemiş ve ünlü eseriniz Cebir Problemlerinin İspatı Üzerine (Cebir Risalesi diye de anılır) adlı çalışmanız için yardımcı olmuş…

 

Acaba hayatınıza kim/kimler ve nasıl yardımcı oldu?

 

Sıradan kişilerle ülfetiniz olmamıştır mutlak, peki sıra dışı olanlarla ne kadar mutlu oldunuz?

 

Tarlabaşı bulvarımızdan Sakızağacı ışıklarından Tepebaşı’na inen cadde sizin adınızı taşıyor.Pek çirkin bir yer aslında.Size yaraşmıyor.

 

Onca asır önce doğum tarihinizi günügününe ve doğru bulmanız, elbet takvim işinin de uzmanı olduğunuzdan, ölümünüzün de, siz bizden gittikten sonra, doğru olarak kaydı düşülmüş.

 

Bilim kişileri sizi Bâtınî ve Mu’tezile anlayışına yakın görür. Evreni anlamak için İslam kültürüne hakim görüş dışına çıkarak, kendi akıl yürütmelerinizle bambaşka yorumlara ulaşmış, benzersiz rubailer yazmışsınız.Nasıl böyle eşine az rastlanır kişi oldunuz? Çağınıza nasıl sığabildiniz, sığdınız mı? Aşkta notunuz kaçtı acaba? Matematik ustaları kalp bahsinde de usta olabilir mi?

 

Dünya, hayat, tanrı, devlet, toplumsal örgütlenmeler, insana ilişkin nice muamma üstüne sınırları silip atarak akıllar yürüttüğünüzü biliyoruz, okuyoruz. Bu akıl yürütmeler ne yaşadığınız çağın ölçülerine uyuyor, ne sizden önceki nice zamanın ve toplumların. Kuralları, sınırları, insan aklına ve hayatına koyulan kuralları, önyargıları silip atıyor, dünyayı ve insanı, hayatı, varoluşu yeni baştan, bambaşka tanımlıyorsunuz…Bundan olmalı, çağınıza sığamayıp, taşıp, evrensellikle kucaklaştığınız…Ama dönem, sizi ve siz gibi çağları aşan ulu kişilerin, düşünürlerin, bilginlerin çıkacağı sosyal, kültürel alt yapıya sahip, ondan olmalı…Felsefe yasaklı ve günah görülmüyor, misal…Türk/Hint, Arap/Çin/Bizans, yani Ortadoğu kültürünun oluşmaya başladığı devirde, kısmen bilimsel ve yasaksız eğitim alabilmişsiniz, biraz da ondan…

 

Rubaileriniz iki yüzü bulmazken, binlerce rubai size maledilir. Tarihin bilinen ilk savaş karşıtı eylemcisi olduğunuz rivayet edilir.

 

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim; Ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim; Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler, Cennetse günü gün ettiğimiz günlerdir bizim…

 

Pekçok şeyi inkardan gelmiş olsanız da, bu güzelim rubaileri okuyunca Tanrı, size yıldızlı pekiyi vermiş olmalı, üstad…

 

Ey özünün sırlarına akıl ermeyen; Suçumuza, duamıza önem vermeyen; Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık; Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

 

Bu dizeler bir inkardan gelenin olur mu, nasıl olur?

 

Ha Belh’te ölmüşsün,

ha Bağdat’ta hepsi bir;

Kadeh doldu mu, acı da olsa içilir.

Keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz;

Sensiz daha çok ayların on dördü gelir.

 

Şairlerin eşi/sevdiği sorgu sualsiz cennete gidecek, diye rivayet edilir, bizim yalan dünyamızda.

 

Gerçeğin ve formüllerin en esaslısının sırrına erdiğiniz sizin gerçek dünyanızda bakarsınız şair duası, dileği Tanrı katında makbuldür, hoşgörülür, yerine getirilir.

 

Ortadoğu başta olmak üzere, dünyamıza barış dileyin ey Hayyam…

 

Beyhude savaşlar Ortadoğunun kaderi olmasın, insanlar, insan tohumu çocuklar , kuşlar ölüp ölüp durmasın, dünyamız yeniden yaşanır bir yer olsun, umutlarımız ziyan olmasın…

 

‘Amin’ dediniz, duydum…

Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye

Ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe

Ya, işte bizim de merağımız bu…

 

Bu uçsuz bucaksız dünya içinde, bil ki, Mutlu yaşamak iki türlü insana vergi; Biri iyinin kötünün aslını bilir, Öteki ne dünyayı bilir, ne kendini.

- Advertisment -