Sevgili Miralay,

Bu mektubu size 26 Ağustos 2017 günü yazıyorum. Zafer haftasındayız, vatanı sizden sonra, siz gibilerin yeniden kurtardığının bayramındayız… Emrinizdeki bir askerinizin hikayesini yazacaktım aslında. Komutan atlanır mı? Askerlik onuru ve başkomutana verdiği sözü tutamadığı için hayatından geçen, onurundan geçmeyen bir kahraman atlanır mı?

27.08.2017 10:57
Ayşe -Kilimci

aysekilimci@hotmail.com

 

Ünlü babanız Ziya Paşa’dan daha ün alacağınızı, 17 Şubat 1879’da Istanbul’da doğduğunuzda ne siz bilebilirdiniz, ne babanız ve anneniz Şevkiye hanım…Büyük anne ve babanız Itır Hanım ve Feriüddin Efendi de bilemezdi…

 

Kader katipleri acımasız, bir yaşında babanız Ziya Paşa ölüyor.

 

Serpilince, Harbiyeye giriyorsunuz, yıl 1893, dünyanın ve memleketin altüst olduğu yıllar…Üç yıl sonunda Osmanlı ordusunun komuta kademelerinde etkinsiniz. Trablus, Balkan savaşlarına katılıp, Yanya savunmasında yaralanıyorsunuz. Neye yarar, 2.Murad yadigarı Yanya 1431’den bu yana bizimken, 1913’den sonra artık bizim değil.Yanya savunmanızdan ötürü binbaşılığa terfii ettiriliyorsunuz.

 

Geliyoruz 1915’e, seferberlik vaktidir…Çanakkale’desiniz. Ve öylesine kahramansınız ki, 17.Alayın komutanısınız. Muş’un Rus işgalinden kurtulmasında en büyük görev sizde, bu yüzden 16.Kolordu komutanı Paşa’nın kıymetlisi bir askersiniz.

 

4. ve 5.rütbeden Mecidi Nişanı, gümüş muharebe, Liyakat, Tahsiliye, Alman ve Avusturya Harp, Demir Haç nişanları sahibisiniz. Ardından 53.Tümen Komutanlığı ve Suriye Cephesi gelir, bu cephede, 1918 yılında İngiliz eline düşersiniz. Handiyse iki yıl sürer, esaret, kurtulduktan sonra Istanbul İkinci Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi üyesi yapılsanız da, Kurtuluş savaşı için Ankara’ya gelirsiniz.

 

Paşa sizi 11.Kafkas Tümeni Komutanı olarak atar.Yarbay olarak iki İnönü ve Sakarya savaşlarında çarpışırsınız. 1922 Mart’ında Miralay’sınız, 57.Tümen Komutanlığına atanırsınız.

 

Büyük Taarruzun ikinci günü, bizzat Başkomutan sizi savaşın kaderini tayin edecek, tehlikeli bir noktada, Sincanlı Ovası’ndan Dumlupınar’a bütün yollar önündeki engel Çiğiltepe’yi alma emri verir.Tepenin öneminin farkındaki Trikopis’in askerleri direnir.

 

Gün, 26 Ağustos’tan 27 Ağustos sabahına döner, tarih, paşa telefon eder, tepe en kısa sürede düşmelidir, genel harekata kalkışılamamaktadır, bu tepe düşmandan alınacak!…’

 

’Emredersiniz Paşam!’, dersiniz, ‘yarım saat sonra alınmış olacak…’

 

Çiğiltepe de tepedir, belki o kadar zorplu değildir, ancak Yunan komutan direnmekte...Başkomutan sabırsızlanmaktadır.Savaş sayın Miralayım o vakitler düşmanla ordumuz arasında,bütün savaşlar öyle aslında, iyi ki görmediniz şimdiki savaşları, umarım malûm da olmamıştır, şimdinin şaşkın önder peşindeki başıbozukların kendi vatanına, kendi insanına silah doğrultma onursuzluğu…

 

Sincanlı ovasından dumanlar yükselirken, Trikopis güçlerini tazeleyip, direnmektedir. 57.alayın saat 10’a kadar oraları almış olması gerekir, Paşa bunu bekliyor…Sizin dirayetinizi, kahramanlığınızı en iyi o biliyor, Çiğiltepe’yi alacağınızdan emin, bekliyor, tepenin düşmesi geciktikçe öfkeleniyor.

 

Revolverinizin namlusu yanmaktadır, Paşaya verdiğiniz sözü tutamadığınızı sanmaktan içiniz yanmaktadır, çarpışmalar ölümüne sürerken…

 

Şakağınıza dayar, sıkarsınız, tek kurşun bir kulaktan girer, öbüründen çıkar.

 

Ölüm bu kadar kolaydır, onuruna ölmek…  Paşanın son telefonuna çıkan yardımcınız, sözünüzü tutamayınca kendinizi vurduğunuzu söyler.

 

‘Paşam, size verdiğim sözü tutamadım, tepeyi alamadım, askerlik şerefim lekelenmiştir, bu lekeyle yaşayamam…’ yazdığınız notu bırakmanızdan kırk beş dakika sonra Çiğiltepe düşer…

 

Siz Afyon Sandıklı hastanesine getirilirsiniz, onurlu yüzünüzde bir tebessüm vargibidir…Buradaki kabristanda yıllarca yatarsınız, 1988’de Ankara Devlet Mezarlığına nakledilirsiniz. Afyon Sandıklı’daki makamınız boş olsa da halen korunmakta, ziyaret edilmekte…Meclis kırmızı şeritli İstiklâl madalyanızı ailenize sunar. Soyadı yasası çıkınca, Cumhurbaşkanı Paşanız ailenize, askerlik onuru gereği canınıza kıydığınız tepeden ötürü, Çiğiltepe adını verir.

 

Çiğiltepe’de sizle birlikte şehit düşen askerler anısına yapılan şehitlik 1996 Haziranında açılır, bronz büstünüz var girişte.

 

Bu mektubu size 26 Ağustos 2017 günü yazıyorum. Zafer haftasındayız, vatanı sizden sonra, siz gibilerin yeniden kurtardığının bayramındayız…

 

Emrinizdeki bir askerinizin hikayesini yazacaktım aslında.

 

Komutan atlanır mı? Askerlik onuru ve başkomutana verdiği sözü tutamadığı için hayatından geçen, onurundan geçmeyen bir kahraman atlanır mı? 43 yaşında, büyük taarruzda verdiği asker sözünü kırk dakika geç de olsa, tutacağından habersiz, paşasına yüzü yerde, asker adı lekelendi diye azap duyup, utanarak, silahını başına dayayıp, canına kıyan kahraman. Kurgu kahraman değil, kimileri gibi, Hero yazmadan göğsüne, insanları ve yargıyı oynatmaya cür'et etmeyen, sahiden kahraman olan, Miralay Reşat Çiğiltepe...

 

Sizin hikayenizi hepimiz biliyoruz, ama, öyle bile olsa yazarken ayrı bir güç veriyor gibisiniz, siz ve siz gibilerle kanatlanıyoruz, biz sıradan insanlar.

 

Nur içinde yatınız, sevgili Miralayım

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(3)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Faik Güleçyüz28.08.2017 05:49:43
Evet,Ayşe Hanım;ölüm,bâzı insanlara yakışmıyor.
Ayşe Kilimci28.08.2017 11:33:39
Haklısınız, sayın Güleçyüz. Ölümün yaraşmadığı insanları söyleyip, hikaye etmek, kalanların mayasına yarayışlı olur belki...İyi örneklere ihtiyacımız var, alafucuruk bozduman hallere değil...
Mediha ERKURT28.08.2017 12:23:40
Çok etkilendim.Tarih ne kadarda önemiymiş meğer. Bu ülkenin gençlerine çok iyi anlatılmalı onurlu kahramanlar.Kalemine emeğine sağlık Ayşe''cigim.