Sevgili Cemal Süreya,

Ölüme çeyrek kala bir zamandı bu dediğim, çetemizin adı Evcil Kalemşorlar Çetesi, idi. Simgesini siz çizdiniz, lastik mühür ısmarlayacaktınız ve yazışmalarımızda, duyurularımızda bunu kullanacaktık, mühürleyecektik sözü. Hayatlarımızın mührü şiirdi, evet, sözün mührü de Evcil Kalemşorlar Çetesi…

14.01.2018 12:41
Ayşe -Kilimci

aysekilimci@hotmail.com

 

Zaza beyi Cemalettin Seber, Gülbeyaz’ın oğlu.

 

Altı yaşında sürgün, sonra parasız yatılı.Bilecik, Istanbul, lisede Haydarpaşa, son durak Ankara, herkes Siyasal dese de Mülkiye, hani önce Mülkiye sonra Türkiye’nin mülkiyesi.

 

Maliye Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Orta Doğu İktisat Bankası, Türk Dil Kurumu, Darphane, İkibine Doğru, tam zamanlı şiiristan, çalıştığınız makamlar. Soruldu, söylediniz, sizi ‘ edebiyata götüren bir sürü neden vardı, ama, keskin neden ararsam, bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim.’

 

Okuma sevdası çocuklukta başlayan…

 

"Çocukluğumuzda her kitabı bulamazdık. Bunun için elime ne geldiyse okudum. Hatta sokakta gazete bulur, içinde roman varsa okurduk."

 

Büyümeyecek çocuktunuz, bir de bu geçmiş, eh, ‘Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi’ başka nasıl yazılır?

 

Edebi doğum tarihiniz 1943.Dostoyevski’yi okuduktan sonra hiç huzur kalmıyor sizde.

 

Huzursuzluğun miladı ama, Tunceli, sonradan Erzincan’a bağlı Pülümür’de doğuş ve Dersim isyanı yüzünden sürgün…Ezeli ve ebedi sürgün.

 

Aşkın ve şiirin de sürgünü…

 

Mülkiyenin Maliye bölümünü bitirip, müfettiş oluyorsunuz.On bir yıl sonra ayrılıp, daha önce, 61 yılında kurduğunuz Papirüs dergiyi tekrar çıkarıyorsunuz. Fransızca çevirmenlik olmasa, yandınız. Yanmak mecburidir, 71 yılında tekrar Maliye bakanlığındaki işiniz…Neyse ki emeklilik…Papirüs üç kez çıkıyor, arada danışmanlık, redaktörlük, çevirmenlik…

 

  Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, 15 günlük Yazko Somut ve haftalık 2000’e Doğru dergilerinde de köşe yazıları.Biz biliyoruz, siz zaten biliyorsunuz, bu girizgah bilmeyenler için…9 Ocak ölüm yıldönümünüz, evet, siz öldünüz, …

 

Muhabbetimizin onuncu yılıydı sanırım, ruyama girdiniz, henüz hayattaydınız, ama, bir mezarın üstüne bağdaş kurmuş oturmuştunuz.İki kolunuz göğe açılı, ceketinizin düğmeleri çözük, sinenizi rüzgara vermişsiniz, inceden yağmur serpiyor, ama, ortalık günlük güneşlik…Mezar taşında babanızın adı yazılı.Kalksanıza oradan diye uyarıyorum.bir güzel gülümsüyorsunuz, muzip muzip bakarak, oturmayı sürdürüyorsunuz…

 

Bir gün sonra haberiniz geliyor. Tanıştığımızda kırklı bebek olan oğlum  ‘anne senin o arkadaşın vardı ya hani, şairlerin başöğretmeni olan, o ölmüş.’ Diyor, kederle…

 

Öldünüz ya…Ben hala inanmıyorum, yirmi sekiz yıl olmuş bile.

 

Lisede aruz deneyerek başlayıp, 53 yılında Mülkiye dergisinde basılan Şarkısı-beyaz şiirinizden sonra (ki, bu şiiri kitaplarınıza almıyorsunuz niyeyse?) serbest vezine yöneliyorsunuz, birinci yeni akımıyla ilgileniyorsunuz, dergilerde karikatürleriniz de yayınlanıyor..Sonradan ikinci yeni hareketinde yeralmış olsanız da ikinci yeni denebilir mi sizin şiirinize?.Siz kendi akımını yaratandınız.

 

Şiirde anlamsızlığı benimsemediniz; geleneğe karşı olmasına rağmen geleneğin yeniliklerini kullanmayı yeğlediniz Doğu Batı şiirinin kavşum deltasında durdunuz, cinselliğin şiirini söylerken bile toplumsal, etik değerlere arkanızı dönmediniz..

 

Haza beyefendiydiniz ve nasıl iyi bir insandınız.

 

Dağlarca, ölümünüzden sonra dert yandıydı, Kadıköy sokaklarında, ‘olur da bir köşeden karşıma Dağlarca çıkarsa’, diye ceketinizin düğmeleri ilikli dolaştığınızı, sizden sonra bunu düşünen olmayacağını…

 

Soru yanıtlamak yerine yeni sorular üretmekti, tarzınız. Siyaset teline de vurduğunuz günlük, anı, denemeleriniz Gösteri ve M.Sanat’ta çıkardı, sizden sonra o tadı yakalamak bir yana, yakınına sokulan yazıya hasret kaldık.

 

Yeditepe şiir ödülünü kimle paylaştığınızı, TDK.edebiyat ödülünüzü de bi zahmet okur öğrensin.

 

Dört kere evlendiniz, o yüzden, nikah, ev ve nişanlılık meraklısıyız diye ikimiz bir çete kurduk, edebiyat tarihi bunu bilmez, ayrıca her şeyin bilinip uluorta konuşulması da gerekmez.Şimdikiler olsa davul çalar, yazılı görsel reklamını yapar, biz öyle etmedik

 

Ölüme çeyrek kala bir zamandı bu dediğim, çetemizin adı Evcil Kalemşorlar Çetesi, idi. Simgesini siz çizdiniz, lastik mühür ısmarlayacaktınız ve yazışmalarımızda, duyurularımızda bunu kullanacaktık, mühürleyecektik sözü. Hayatlarımızın mührü şiirdi, evet, sözün mührü de Evcil Kalemşorlar Çetesi…Başka nişan meraklısı, ev ve nikah bağımlısı sanatçılar da var, onları da alalım, dediğimde, sonra derdiniz hep, sonra kızım…Çok sıkıştırınca da, ‘ben senin amcanım, benim dediğim olur’ deyip, noktayı koyardınız, ben asıl bundan sonra yaygara koparırdım, amcam falan değildiniz, arkadaşımdınız, şairlerin başöğretmeni, darphane müdürü.Hep illet oldum hısımlık sıfatlarına, şimdi cümle alem anne /teyze diyor az büyüğüne, bu da folklorün şiire ve hayata düşmanlığı değil mi?

 

İlk buluştuğumuzda, onda da Doğu cesaret verdiydi değilse bende yürek Selanik, siz ve Dağlarca ile ülfetimde o yüzden geciktim, Selanik yürek sebebiyle…Kadıköy iskelesindeydik, beni vapurdan aldınız, yanınızda kızkardeşiniz vardı, onun yüzü, tebessümünden daha çok sizin yüzünüz kalmış aklımda, yazdı, pembeli kahveli bir gömlek giymiştiniz, yüzünüz kızarıyordu konuşurken.Sonra bunu Dağlarca’ya da anlattıydım.

 

Kırk günlük bebeğim için muhabbetin en güzel dem’inde izin isteyip kalktığımda sanırım bizim çeteyi kurma fikri aklınıza düşmüş. Darphane Müdürü Şairler Antolojisi çıkarmaya hevesiniz vardı, niyçün, çünkü yalnız Nedim ve siz olacaktınız o antolojide. Maliyeci Şairler antolojisinden haberdar olmalısınız, belki o  tuğla gibi antolojiyi görünce, işin içine darphane müdürlüğünü koydunuz.Yoksa matematiği iyi, kuşları pekiyi, maliyeden diplomalı herkes kadrolu şairden sayacak kendini…

 

Erdost ve Sezai Karakoç  okuldayken yakın arkadaşınız, sonra Ahmed Arif, bir de Buyrukçu, can dostunuz…

 

A.Arif’le Ulus Gazetesi’nde buluşursunuz, yer içer, Kızılay’a yürür, orada herkes kendi yoluna gider. Gün olur, görünmez olur ne gazeteye gelir ne meyhaneye…Sonunda onu bulursunuz, mahçuptur.oradan meyhanenin yolunu tutar, sabaha karşı da Kızılay’a kadar yürüyüp orada ayrılırsınız. Derken ortadan kaybolur, Ahmed Arif. Ne gazeteye gelir , ne de her zaman gittikleri meyhaneye…Arar tarar bulursunuz, size karşı mahçuptur, çünkü kız kardeşinize tutulmuştur.Bu büyük hatadır, ona göre. “Bunun neresi hata. Senden iyisini mi bulacak?” dersiniz.

 

Sonra kızkardeşinize söyleyince, kız şaşırır.  ‘Evlen kız, Türkiye’nin en iyi şairi’ dersiniz. Zafer çarşısındaki kahvede buluşulacak, kardeşinizi alır gidersiniz.  Bekle bekle Ahmed Arif yok. Kız üzülür. Ertesi gün öğrenirsiniz, temiz gömleği olmadığı için gelemediğini…

 

Şiirin engin gönüllü ustası…

 

 Dört kere nikahlı, her güzele nişanlı,’ asker değil, nişanlı’ dizesinde bile nişanlı, tam 29 evde kiracı…İki halısı, kitapları, çiçekleri, köşeleri olan, mirasında yalnız halı, kitap, ayna’sı ve kitapları, notları…

 

Çekiniz çoktu, bilen bilir…

 

Gazeteler, ‘Güle Güle Zaza Beyi’ manşetiyle çıktı, öldüğünüzde.

 

Bütün dillerin, gönüllerin, şiirin beyler beyiydiniz.

 

Şemsiyeniz nurdan…

 

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.