Hikaye kahramanına mektubumdur:

’ İnsanları sürekli bilgisizlik içinde bırakmaktansa, çabucak silinecek de olsa bilgi vermek için…Hiçbir şeyle bir şey arasından bir şeyi yeğlemek ona daha adil geldiği için.’Genel, mutlak ve insan aklını aşan bir soru bekliyordu sizden, siz tuttunuz bambaşka bir şey sordunuz. Hikayelerin sonu olmaz, Mr.Pohotny…

26.11.2017 09:11
Ayşe -Kilimci

aysekilimci@hotmail.com

 

Sayın Mr.Pohotny,

Siz bir hikaye kahramanısınız.

Bu Pazar size mektup yazasım var.

Zoran Zivkoviç’in ‘İmkansız Karşılaşmalar’ adlı fantastik hikaye kitabındaki ‘Tren’ hikayesinin iki esaslı kahramanından birisiniz.

Sizi yaratanı biliyor olmalısınız.

 

İçimde hicrandır bu konu, hem kendi hikayelerimin, hem başka hikaye kahramanlarının, onları yazandan haberdar olup olmadığı…Dahası, kendilerine biçilen kadere başkaldırıp kaldırmadıkları…Hikayeden çekip gitmek olmaz, ama, belki hikayedeki kaderlerini kabul etmiyor olabilirler.

 

‘Lütfen Beni Öldürme’ diye bir film seyretmiştim, hikayenin kahramanı yazarın kendine biçtiği sona itiraz ediyordu.

 

Bende’niz de ara ara kahramanlarıma mektup yazarım, gazete yahut dergi yazısı olur bu mektuplar. Sizi yaratan Zivkoviç Sırp yazar, Belgrad doğumlu.Kendileri yaratıcı yazarlık profesörü, aynı şehirde. Dünyanın pek çok diline çevrilmiş yirmiyi aşkın kitabı var, bizim dilimize dört kitabı çevrildi yalnızca. Sanıyorum yakınlarda farklı bir yayınevinden üç yeni kitabı basılacak, okuyabileceğiz.

 

Mr.Pohotny, siz ünlü bir bankanın genel müdür yardımcısıydınız, kitap okumaya zaman bulabildiğinizi sanmıyorum. Zaten okur olmak öyle bir şey ki, zaman bulunmaz, yaratılır. Ama habire öğrenci yazılı kağıdı ve ödevlerini okumak zorunda olan öğretmenlerin, farklı bir habercilik diline talim eden gazetecilerin ve bankacıların kitap okumaya zaman ve derman bulmaları sanırım pek zor. Bizde bankacıların on yıl hizmet sonrası tanıklıklarına bile güvenilmiyormuş, duyduğumuz…Hep tek çocukta kalmaları da, eğer eş de bankacı ise, zamansızlık ve dermansızlıktan olabilir.

 

Tren Mr.Pohotny, sizin yeğlediğiniz bir taşıt olmasa da, hem sosyal konumunuzu sergileyen hem uygunsuz yol arkadaşlıklarına ket vuran bir ulaşım aracı, elbet birinci mevkii yolcusu olmak kaydıyla.

 

Bu tren yolculuğunuzda, aklınız hayli büyük bir krediyi banka müşterinize versem mi vermesem mi ikircikli sorusuna takıldığından, kompartmanın tüm koltuklarını almayı yani kompartmanı kapatmayı bile geçirdiniz, aklınızdan. Yaratıcınız Zivkoviç müthiş bir yazar, bir kitabını okuyanın tiryakisi olmaması mümkün değil.Geçenlerde söyleşi ricamı kıramayıp sorularımı candan gönülden yanıtlamasına  şaştım kaldım…

 

Neyse, efenime söyliym, yolculuk bitmek üzereydi ki, hızlı trenin aslında pek uğramadığı küçük bir istasyonda Tanrı sizin oturduğunuz birinci mevkii vagona  girdi. Elbet siz onun kim olduğunu anlamadınız. Emekli asker gibiydi, yahut albay…Kırlaşmış, gür saçları, düzgün bıyıklı hafif bembe yanaklı, kısa boylu biriydi. Kilolarını saklayan klasik kesim takım giyinmişti…

 

Kompartmana girdi ve size nazikçe bir baş selamı verdi. Ceket cebinden biletini çıkarıp baktı, emin olunca, cam kıyısındaki sizin tam karşınızdaki koltuğa oturdu.Hiç konuşmadan, size gülümseyerek bakmaya koyuldu.Başka zaman olsa tedirgin olurdunuz, gözlerini size dikmiş, ağız dolusu gülümseyen biri, düşünsenize, karşınızdaki…

 

Kader, kısa süreliğine, bana sorarsanız, bir hikaye boyunca bu iki kibar bey’fendinin sohbet etmesini yazmıştı bi kere…Kul kurar, kader gülermiş, o hesap…Siz, müşterinize o büyük krediyi verip vermemeyi düşünür/kurarken, kimbilir karşınızdaki bey’fendinin aklından neler geçiyordu, di mi ama?

 

Hikayeyi okumayı sürdürünce anladık bunu…Elinizde ‘İmkansız Karşılaşmalar’ kitabı vardı, sizi yaratan, sizin hikayenizin de içinde olduğu kitap bu, biliyorsunuz, sözüm size değil, acaba bir hikaye karhanı olduğunuzu biliyor musunuz, bunu da ben bilmiyorum, sözümSerbestiyet okurlarına…Elbet bu fakiri tık’lamışlar ve sabırla okumaktalarsa…

 

Kitabı elden bıraktınız, yol arkadaşınıza gülümsediniz.Tanışmanız gerekiyordu, yazar da sizi tanıştırdı zaten. Seyahat için en uygun mevsim hangisi olabilir’i konuştunuz.Uzun seyahatlerde kimi insan temiz hava girsin diye tren camını açar, kimi de üşüyüp kapatırdı, rüzgar dokunurdu onlara. Yol arkadaşınız içini çekti ve ‘insanları memnun etmek kolay değil’ dedi…Bunu ondan iyi kim bilebilir ki?

 

Tanışmak üzere elinizi uzatıp, abartılı bir eğilişle kim olduğunuzu söylediniz, ‘Pohotny, bankacı ve genel müdür yardımcısı…’Yol arkadaşınız elinizi sıkıp, o da reverans yaptı, kısaca kendini tanıttı:

‘Tanrı.’Afallamış halde, elini bıraktınız yol arkadaşınızın ve sormadan edemediniz:‘Ben öldüm mü?’

Öyle düşünmemeliydiniz, insanlarTanrı’yla ancak ölünce görüşeceklerini söyleyip dursa da, her insanın sağlığında en az bir kez Tanrı’yla karşılaştığından habersizdir.

Peki neden karşılaşırlar onunla?

Bazı sorularının karşılığını almak için.

Hangi konuda olursa olsun, soracakları…

Siz bir bankacı olarak hemen bunun nasıl ödeşileceğini merak buyurdunuz elbet…

Karşılıksızdı…

 

Pekçok şeyden mahrum olan zavallı insanların durumunu biraz olsun düzeltmek için Tanrı’nın kendine tanıdığı bir fırsattı bu karşılaşmalar.  Siz ne sorsam diye mermere saplanırken de yol arkadaşınız ‘zamanınız dolmak üzere’, diye uyardı sizi, sizin ineceğiniz istasyona az kalmıştı, kendileri sizden de önce inecekti,  ikinci karşılaşma olmayacaktı…Onunla karşılaşan herkesin aklından bu karşılaşma silinirdi, neden böyleydi peki bu?

 

’ İnsanları sürekli bilgisizlik içinde bırakmaktansa, çabucak silinecek de olsa bilgi vermek için…Hiçbir şeyle bir şey arasından bir şeyi yeğlemek ona daha adil geldiği için.’Genel, mutlak ve insan aklını aşan bir soru bekliyordu sizden, siz tuttunuz bambaşka bir şey sordunuz. Hikayelerin sonu olmaz, Mr.Pohotny…Bu hikayenin sonunu anlatması da bana düşmez…Ama Zoran Zivkoviç’i okumak ruha pek iyi geliyor, bunu söylemesi bana düşer…

 

Arasanız da bulamazsınız, ey sevgili okur, tükendi çünkü, belki sahaftan…Benden istemeyiniz, vermem, son alan arkadaşımın evinde kitaplığında görünce aldım geri getirdim, burada alıntıladığım kitabı…

 

Dünya böylesine karman çorman edilmişken, siyasi erk sahipleri ve emperyalist ülkelerce, ağız, gönül, damak tadımıza böylesine kanın tuzu karışmışken kalkmış ne söylüyorum ben de, öyle değil mi?

 

İyi edebiyat ruhunuza bahar esintisi taşır, karın beyazlığını, belki o imkansız karşılaşma için ne soracağınızı taşır…

 

Bende’niz kendisine sordum, yazara yani, dedi ki, ‘hiç karşılaşmadım,’ yahut karşılaşmışsa da onun buyurduğu gibi, unutmuş olmalı…Ama şunu söylemek istermiş: ‘ İnsanlarda varolan doğal aptallığı ve sorumsuzluğu gidermesini…’

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(1)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

z.namdar26.11.2017 19:54:55
teşekkür ederim.