Yargı ve toplumun eli

Hukukçuya göre hukukun görevi adaleti tesis etmektir. Ancak bu da fazla bir şey söylemiş olmak anlamına gelmez, zira adaletin ne olduğunun da açıklanması gerekir. Bu konuyla ilintili bir diğer problem, adaleti kimin tanımlayacağı/tayin edeceğidir. En iyi hukuka giriş kitaplarında bile işin bu kısmı es geçilir. Sanki adaletin hem ne olduğu hem de nasıl tesis edileceği biliniyormuş gibi yapılır.

11.08.2017 09:03
Atilla-Yayla



 

Hukuk pratiği en çok tartıştığımız konular arasında. Hukukla ilgili teorik/felsefî/akademik tartışmalar ise çok az ve olanlar hayli düşük irtifalı. Hukuk fakültelerinin müfredatı ve ortalama hukuk öğrencisine dört yıllık eğitimde aktarılan/benimsettirilen zihniyet, bu tespitin en iyi kanıtı.

   

Daha iyi işleyen bir hukuk sistemi -- yani daha çok adalet -- sadece onu istemek ve övmekle gerçekleşemez. Bunun için, başka birçok şey yanında derin tefekküre de ihtiyaç var. Üzüntüyle gözlemliyorum ki, son zamanlarda yaşanan tartışmalar düşüncede derinleşmekten ve zenginleşmekten ziyade tarafgirlikte katılaşmaya katkıda bulunmakta.
     

Klasik hukukçular hukuka adaletin aracı olarak bakar. Onlara göre hukukun görevi adaleti tesis etmektir. İktisatçılar ise hukuku pozitif ve negatif dışsallıklar yaratan, hayata düzenlilik ve öngörülebilirlik getiren, toplumsal refaha katkıda bulunan veya zarar veren regülasyonlar heyeti olarak görür.
     

Hukukçuya göre hukukun görevi adaleti tesis etmektir dedik. Ancak, bunu söylemek de fazla bir şey söylemiş olmak anlamına gelmez, zira adaletin ne olduğunun da açıklanması gerekir. Bu konuyla ilintili bir diğer problem, adaleti kimin tanımlayacağı/tayin edeceğidir.
     

En iyi hukuka giriş kitaplarında bile işin bu kısmı es geçilir. Sanki adaletin hem ne olduğu hem de nasıl tesis edileceği biliniyormuş gibi yapılır. Daha da kötüsü, adaleti tesis edecek olanın hukukçu -- hukuk memuru -- olduğu ihsas edilir. Bu, hukuk memurlarının eline insan toplumları açısından uzun vâdede atom bombasından daha tehlikeli bir güç vermek anlamına gelir.
     

Soru basit: Hukukçunun tesis ettiğini iddia ettiği adaletin, toplumda beklenen adaletin aynısı olmasını nasıl garanti edeceğiz? Başka türlü ifade edelim: Hukukçu topluma adaletin ne olduğunu mu öğretmeli, yoksa esas itibarıyla toplumda hâkim adalet anlayışına mı hizmet etmeli?
     

Bu hayatî soruya, aklını kaçırmamış hiç kimse ilkiyle cevap vermez. Her hukukçu hukukun toplumla bağından, ihtiyaçları gidermesi gereğinden söz eder. Ne var ki pratikteki durum, en azından kısa vâdede, tersine olabilir. Yani hukukçu toplumdaki adalet anlayışını çiğneyebilir, görmezden gelebilir.
     

Bu problemin farkında olan toplumlar, yargı bürokratlarının toplumdan kopuk, otonom bir güç hâline gelmesini engellemek için, toplumun -- tabiri caizse -- elinin yargıya dokunmasını sağlamaya çalışır. Jüri sistemi, bazı yargı mevkilerine seçimle gelinebilmesi, seçilmiş organların yargı bürokrasisinin göreve getirilmesinde ve denetlenmesinde yetki sahibi kılınması... bunun başlıca yollarıdır. Türkiye bu bakımdan çok kötü durumda. Herkes başına bir yargı felaketi gelene kadar yargının bağımsızlığından söz etmekte, ama toplumun yargıya dokunmasını gündemine almamakta. Hukuk eğitimi de hem eğitenleriyle hem eğitilenleriyle, ağırlıklı olarak yargı-toplum kopukluğunu derinleştirmekte ve normalleştirmekte.
     

Dört yıl kadar önce, bir grup hukuk öğrencisine hukuk üzerine bir konferans verdim. Katılımcılara, yargının meşruiyeti ve toplumdaki adalet beklentilerine cevap vermesi açısından toplumun elinin yargıya dokunması gereğinden söz ettim. Ceza dâvâlarında kullanılan jüri sisteminin Türkiye’ye taşınabileceğini anlattım. Söz alan bir öğrenci, mealen “Ama hocam hukuk eğitimi almamış bir kişi hukuk nosyonuna sahip olamaz ve hukukun ne olduğunu bilemez ki!” dedi. Çok iyi niyetle yapılan bu itiraz, anlatmaya çalıştığım zihniyet sorununu tüm çıplaklığıyla ortaya sermekteydi. Cevabım şöyle oldu: “Hukuk bilgisi ve nosyonu ayrı bir mesele, ama her insanda adalet duygusu vardır ve ortalama insan âdil olanla olmayanı ayırdetme yetisine sahiptir.” Öğrencinin bakışından ve yüzündeki ifadeden, sözlerimden hiç hoşlanmadığını anladım. Hayal kırıklığına uğramıştı. O, hukuk eğitimi almış kişilerin almamış kişilere üstünlüğünü vurgulamamı ve hukukçuları yüceltmemi bekliyordu.
     

Son birkaç yıl içinde atılan bazı adımlar -- yani doğrudan halk tarafından seçilen cumhurbaşkanlığı kurumunun ve parlamentonun, yargıçların ve yargı bürokrasisinin özlük işleriyle alâkalı idarî heyetin (şimdi HSK) üyelerinin atanmasıyla ilgili yetkileri -- toplumun elinin yargıya dokunma oranını arttırdı. Ama alınması gereken daha epeyce bir mesafe var. 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(3)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

ziya nurettin11.08.2017 11:02:47
Hukuk kurallardan oluşur.Yargılamalar kamu vicdanına yahut toplumun adalet anlayışına göre değil bu kurallara göre yapılır.
fazıl12.08.2017 16:47:17
Ziya yanıldığını anlaman için ülkeler toplumlar ziyaret etmek lazım
Av Enver Bakırcı 11.08.2017 15:07:54
Bir toplumun hukuk anlayışı ve mevzuatı o toplumun değerlerine(Din,kültür,sosyolojik yapısına vs.)uyumlu olmadığı sürece verilen her hüküm ve karar tatminkar ve kaliteli olamaz. Üstadım