Özel mülkiyetin haklılaştırılmaya ihtiyacı var mı?

Daha iyi toplum tasavvurlarımızda onun namevcut olduğu ütopyalarla uğraşmak yerine onu veri alıp sonra arayışa başlamak daha mantıklı ve yararlı. Bazı yazarların (Rousseau ve Marx gibi) hayatı ıskalayan tezlere imza atarken başka bazılarının (Locke ve Hayek gibi) hayata dokunan tezler üretebilmesinin sebebini onların özel mülkiyet karşısında takındıkları tavırda aramak yanlış olmaz.

01.08.2017 11:57
Atilla-Yayla



 

Amerikalı hukuk teorisyeni ve hukukçu John Maxcy Zane’in orijinali 1927’de yayınlanan Hukukun Hikâyesi (Liberty Fund, 1998) adlı kitabını tekrar okudum. Eser hukukun doğuşu, doğası ve tarihsel gelişimi üzerine yazılmış bir klasik olmakla beraber, başka birçok beşerî kurumun doğup gelişmesini de ayrıntılarıyla anlatıyor. Özel mülkiyet de bunlar arasında. Zane hem teorisyen hem pratisyen olmanın avantajını kullanarak iktisatçıların yaptığından çok daha sade fakat karşılaştırılmayacak kadar etkileyici biçimde özel mülkiyetin doğmasını ve faydalarını izah ediyor.

 

Yazarın doğru biçimde işaret ettiği üzere, bir nesne üzerinde mülkiyet hakkına sahip olmak, diğer insanları o nesneyi kullanmaktan dışlama hakkına malik bulunmak anlamına gelir. İnsanlık tarihi incelenince, aile ve kabile gibi bütünlere ait olan mülkiyetten bireylere ait olan mülkiyete ve taşınabilirler üzerinde mülkiyetten taşınamazlar üzerinde mülkiyete doğru ilerlendiği görülüyor.

 

Zane mülkiyetin doğuşunu izah etme ve haklılaştırma yolunda birçok teori geliştirildiğine dikkat çekiyor. Sonra bu teorilerin yararını ve gerekliliğini sorguluyor. Dediği gibi, belki de mülkiyetin doğuşunu açıklamak için hiçbir teoriye ihtiyaç yok. Mülkiyet adeta doğal bir şekilde, insanın yaşama ihtiyaçlarının sonucu olarak doğdu. Başka türlü söylenirse, insanlar yaşamak için mübadele ilişkilerine girmeye mecburdu, mübadele ilişkileri ise ancak bireysel mülkiyetin var olmasıyla gerçekleştirilebildi. Mülk sahibi gruplar ticaretin hızlı akışı içinde birbirleriyle ticarî temaslara giremezlerdi.

 

Zane’e göre özel mülkiyet suni ve gereksiz bir kurum değil. Hem hukuk tarihi hem de genel dünya tarihi bize özel mülkiyet kurumunun gelişmiş insan aklıyla ve gelişmiş beşerî kurumlarla uyumlu olduğunu göstermekte. Yazarın işaret ettiği çok ilginç noktalardan biri, hukuk ile mülkiyet arasındaki ilişki. Hukuk mülkiyeti mi önceler, mülkiyet hukuku mu? Hangisi hangisinin ortaya çıkmasını sağlamış veya buna yardımcı olmuştur? Sadece mülkiyete düşman Rousseau ve Marx gibi klasik radikal yazarlar değil, Cass Sunstein ve Stephen Holmes gibi çağdaş Amerikan liberalleri de önceliği hukuka verme ve hukukun mülkiyeti yarattığını iddia etme eğiliminde. Zane’e göre hiçbir şey hukukun özel mülkiyeti yarattığını söylemekten daha gülünç olamaz. Gerçek bunun tam tersidir. Önce özel mülkiyet doğdu, varlık alanına girdi ve sonra özel mülkiyet hukuku ortaya çıkardı.

 

Özel mülkiyet kaldırılabilir mi, kaldırılmalı mı? İki parçalı bu soruya verilebilecek cevaplar nasıl bir toplum tasavvur edildiğinin işareti olarak görülebilir. Birçok düşünür özel mülkiyete cephe aldı, onu hemen hemen her beşerî problemin yegâne yahut başlıca kaynağı, sebebi saydı. Bu yüzden özel mülkiyetin hem kaldırabileceğine hem de kaldırılması gerektiğine inandı. Zane’e göre bu imkânsız. Özel mülkiyetin olmadığı bir sosyal organizasyon asla ulaşılamayacak bir hayal. Özel mülklerin mübadelesine dayanan ilişkileri yasaklayan bir kanun çıksa, hiç kimse o kanuna itaat etmez.

 

Özel mülkiyeti nasıl haklılaştırabiliriz? Bir haklılaştırma faydacılıkta  bulunabilir. Özel mülkiyet zenginliği hızla artırıyor. Bu, toplam ve ortalama refahın yükselmesi anlamına geliyor. Refah yükselmesiyle mutluluk arasında bir doğru ilişki olduğunu varsayarsak, toplumlar özel mülkiyete dayalı ekonomik ilişkiler geliştikçe daha mutlu hâle geliyor. Ancak Zane bu dolaylı açıklamadan daha direkt bir izahı özel mülkiyetin insanî hayattaki kendiliğindenliği ve sosyal doğallığı içinde buluyor. Daha doğrusu, böyle bir haklılaştırmaya ihtiyaç olmadığını söylüyor. “Özel mülkiyet için bir haklılaştırma aramak insan zihninin/aklının yapısı/oluşması için bir haklılaştırma aramak gibidir” diyor. Bunun çok ilginç bir bakış olduğunu söylemeye herhâlde gerek yok.

 

Zane’in klasik eseri bize bir kere daha hatırlatıyor ki özel mülkiyet kendiliğinden doğan ve beşerî hayat içinde her bakımdan hayatî önemi ve sayısız yararı bulunan bir kurum. Daha iyi toplum tasavvurlarımızda onun namevcut olduğu ütopyalarla uğraşmak yerine onu veri alıp sonra arayışa başlamak daha mantıklı ve yararlı. Bazı yazarların (Rousseau ve Marx gibi) hayatı ıskalayan tezlere imza atarken başka bazılarının (Locke ve Hayek gibi) hayata dokunan tezler üretebilmesinin  sebebini onların özel mülkiyet karşısında takındıkları tavırda aramak yanlış olmaz.

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.