OHAL’de baskın seçim!

Cumhur İttifakı’nın işi ilk turda bitirmeye hazırlandığı biliniyor. Tek adayla, Erdoğan’la girileceği çoktan ilan edildi. Zaten aksini ummak mümkün değildi. Muhalefet bu ilk tur hazırlığını dikkate almayıp, sanki bu özel seçim Fransa’da yapılıyormuş gibi “ilk tura herkes kendi adayı ile girsin” rahatlığını sergilerse, vay haline!

21.04.2018 18:57
Atilla-Aytemur

andaytemur@ttmail.com

 

Cumhur İttifakı’nın işi ilk turda bitirmeye hazırlandığı biliniyor. Tek adayla, Erdoğan’la girileceği çoktan ilan edildi. Zaten aksini ummak mümkün değildi. Muhalefet bu ilk tur hazırlığını dikkate almayıp, sanki bu özel seçim Fransa’da yapılıyormuş gibi “ilk tura herkes kendi adayı ile girsin” rahatlığını sergilerse, vay haline! 

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, son yirmi yıldaki beklenmedik çıkışlarıyla sık sık ülkeyi alt üst etmeyi ve politikanın olağan seyrini değiştirmeyi seven bir lider olarak tarihimize adını yazdırdı.

 

Böyle en son çıkışını 11 Ekim 2016’da yapıp  “Başkanlık Referandumu”na giden yolu açmıştı.

 

Şimdi de daha bir yılı aşkın süre varken, (mealen)  “Acayip tehdit altındayız; beka sorunumuz var; Kurtuluş Savaşı veriyoruz; böyle sürdüremeyiz,  ne yapıp edip hemen seçime gitmeliyiz” deyiverdi. Siyasal tarihimizde ne kadar anlamlı gün varsa, alâkalı alâkasız sıralayıp, seçim için 26 Ağustos 2018’i işaret etti.

 

Doğal olarak ortalık toz duman oldu.

 

“Dün dündü, bugün bugündür”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti üst düzey yetkilileri Bahçeli’nin yaptığı çıkıştan önceden haberdar olmadıklarını ileri sürseler bile, olağanüstü hızlı görüşmeler, tıkır tıkır işleyen mekanizmalar ve yağdan kıl çeker gibi tartışmasız alınan karar, en azından bu iki partinin karar vericileri arasında daha önceden bir anlayış birliğine varıldığı izlenimini uyandırdı.

 

Öyle ki, AK Parti kurmayları ânında öneriyi kendi aralarında görüştü. Erdoğan Bahçeli’ye ertesi gün için randevu verdi ve 30 dakika içinde konu kesin karara bağlanıverdi. Ardından, altı dakikalık ve sorusuz bir basın toplantısıyla Erdoğan, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçiminin 24 Haziran 2018 Pazar günü yapılmasını ortaklarıyla birlikte kararlaştırdıklarını açıkladı.

 

Haftalar,  hattâ aylardır sabah akşam, sayısız gerekçeler ileri sürerek kamuoyuna seçimin vaktinde yapılacağını garanti eden,  zamanında seçim yapılacağını siyasal arenaya bir nevi taahhüt olarak sunan, erken seçim diyeni ise “vatan haini” diye niteleyen  bu iki partinin yetkililerinin, şimdi aynı gerekçeleri belirterek, erkenin de en erkeni bir seçime karar verdiklerini açıklamaları, kimseyi şaşırttı mı bilemeyiz ama, en hafif deyimiyle ciddî bir tutarsızlık örneği oluşturdu.

 

Cumhur İttifakı’nın bu ani ve kıvrak hamlesini seçmenlerin nasıl karşıladığını ve sandıkta nasıl değerlendireceklerini şimdiden kestirmek zor.

 

Bununla beraber, önümüzde dört dörtlük bir baskın seçim olduğu; “milli ve yerli”  iktidar koalisyonunun, bir türlü kendilerini toparlayıp seçim hazırlıklarına girişmemiş olan muhalefet partilerini perişan etme amacı taşıdığı âşikâr.

 

Gerçi özellikle AK Parti sözcüleri “Daha ne gençlik, ne kadın kolları kongremizi, ne de genel kongremizi yapmadık. Başkanlık sistemine göre partimizde görev dağılımı düzenlemesine de gitmedik. Bu karar önceden planlanmış bir şey değildi” diyerek kendilerini savunuyorsa da, ister muhalefetin ister başka kimsenin buna inandığı çok şüpheli.

 

“Türk tipi demokrasi”de baskın basanındır

 

Ee ne yapalım, burası Türkiye!  Rejimimiz ise “Türk tipi demokrasi.”

 

Hele OHAL’ de, siyasal düsturumuzun “baskın basanındır” olmasında şaşılacak bir şey yok. 

 

Muhalefet böyle bir sürprize çoktan hazırmış gibi, atarlı tutarlı bir meydan okuma içinde gözüküyor.

 

Muhalefeti anlıyorum, “Hodri meydan! Seçime hazırız” demeyip de ne yapacak!? Ama durumun hiç de öyle olmadığı açık. Bırakın bir araya gelmelerini; daha kendi partilerinin iç hazırlıklarını bile tamamlamış değiller.

 

Milletvekili seçimini geçtim; üzerinde az çok hemfikir olacakları bir cumhurbaşkanı adayını bulmak için bir araya gelip ısınma turları yaptıkları bile çok şüpheli.

 

Halbuki, Türkiye’nin geleceğini başka bir mecraya yönelten bir siyaset bundan yaklaşık üç yıl önce hayatımızı etkilemeye başladı.

 

7 Haziran 2015 seçimlerinden itibaren MHP muhalefetle yollarını ayırıp AK Parti’ye ve iktidara yaklaştı. 11 Ekim 2016’da Devlet Bahçeli “başkanlık” çıkışıyla yeni rejime giden yolu açtı ve 18 maddeden ibaret bir anayasa değişikliği 21 Ocak 2017’de TBMM’de kabul edildi. 16 Nisan 2017’de gerçekleşen Anayasa Referandumu’nun tartışmalı sonuçlarıyla ve kıl payı farkla “milli ve yerli” kuvvetler üste çıktı. “Beka, kuşatma, ekonomik darbe girişimleri” gibi gerekçelerle, ülkenin geleceğine birlikte vaziyet ettiler. Enikonu Kurtuluş Savaşı verdiklerini düşünüyor veya öyle söylüyorlardı.

 

Kurtuluş Savaşı veren (ya da, verdiğine inanan) ne yapmaz!  

 

Yani hadise bağıra bağıra geldi.

 

O bakımdan muhalefet, kuru sıkı atmayı bırakıp, bu önemli mi önemli seçime hakiki adımlarla hazırlanmanın yolunu bulmalıdır.

 

Makulde buluşmak

 

Kilit konu belli: Muhalefet makul bir cumhurbaşkanı adayı bulmak zorunda.

 

Makul kavramını açıklığa kavuşturalım.

 

Hem muhalefet partilerinin seçmenlerinden itiraz görmeyecek, hem AK Parti’nin memnuniyetsizlerine seslenebilecek, hem de MHP’li olup “Cumhur İttifakı”nı içine sindirmeyen seçmenlerin kabullenip oy verebileceği bir aday olacak.

 

“Makul” böyle tanımlanıyor.

 

Muhalif cenahta, hazırda böyle biri var mı, bilmiyorum.

 

Galiba yok ve o zaman, eçime girme yeterliliğine sahip muhalif partilerin öncelikli, acil mi acil işi, böyle birini bulmak.

 

Günler akıp gidiyor.

 

Kolay bir şey değil -- nüfusun yüzde ellisini teşkil eden muhalefetin, geniş ölçüde kucaklayıcı; farklı inanç, etnik kimlik, kültür ve siyaset meşrepli seçmenlerinin üzerinde mutabakata varacağı bir adayı bulup çıkarması.

 

Geçmişe ve takıntılara saplanmamak

 

Aday arayışına girerken muhalefet şayet geçmişte yaşanmış üzücü olaylara takılırsa; inanç ve mezhep farklılıklarını sorun ederse; etnik kimliği dert haline getirir ve/ya yaşam tarzını aşılmaz bir duvar gibi görürse, toplum için demokratik bir yönelim sağlayamaz ve Türkiye’nin özgürlükçü geleceğinin inşasında asla anlamlı bir rol oynayamaz.

 

Cumhur İttifakı’nın işi ilk turda bitirmeye hazırlandığı biliniyor. Tek adayla, Erdoğan’la girileceği çoktan ilan edildi. Zaten aksini ummak mümkün değildi.

 

Muhalefet bu ilk tur hazırlığını dikkate almayıp, sanki bu özel seçim Fransa’da yapılıyormuş gibi,  riski ve açık zarureti ve riski görmezden gelerek “ilk tura herkes kendi adayı ile girsin” rahatlığını sergiler ve sırf ikinci tura göre plan yaparsa, vay haline!  Böyle bir durumda, hepsinin davullu zurnalı bir Kırmızı Pazartesi’ye hazırlık yapması bence daha iyi olur.

 

Bu bakımdan, yarışa hayli geriden başlayıp önünde muazzam engeller bulunan muhalefetin öyle takıntılara, fantezilere, medyatik hamlelere ve parti benmerkezciliğine kendini kaptırmaması gerekir.

 

Muhalefetin becerisi ve kapasitesi bu mesele etrafında test edilecek ve başarısı buna bağlı olacak. Eğer başarısızlığa gerekçe arayacak olurlarsa, istemedikleri kadar var. Ama başarırlarsa, dünyanın buna parmak ısıracağını şimdiden söyleyebiliriz.

 

Demokrasi ve adalet

 

Aday kadar önemli olan bir başka konu, muhalefeti bir araya getirecek politik zeminin ne olacağı.  Erdoğan ve AK Parti karşıtlığından öte, toplumsal hayatın normale dönmesini sağlayacak temel meselelerde asgari bir şeyler vaat etmek diye bir mesele de muhalefetin önünde duruyor.

 

Elbette muhalefetin yelpazesi bu kadar geniş olunca, politik önceliklerde uzlaşmak aşırı dikkat ve titizlik ister. Fikri zemin genişledikçe uzlaşma ihtimali giderek zayıflar, ister istemez.

 

Çünkü, dindar-seküler, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Milliyetçi-Solcu-Liberal seçmenleri şemsiyesi altında toplamış olan partilerden söz ediyoruz. Bunların bütünü adına başkanlık makamına oturacak adayın, ülkenin bazı öncelikli sorunlarına dair bir şeyler söylemesi beklenir.

 

Örneğin demokrasi, adalet, toplumsal huzur ve normalleşme, işsizlik gibi sorunlar, muhalefetin üzerinde asgari mutabakat araması gereken alanlar gibi görünüyor.

 

İyi Parti’yi seçime sokmamayı kimse aklına getirmesin! 

 

Bu konuyu şimdilik kapatırken, üzerinde durmak istediğim son bir husus da İyi Parti’nin durumu. Doğrusu, ister önceden planlamış olsunlar, ister MHP’nin kendi başına bir girişiminin yarattığı sonuç olsun, bu baskın seçim kararı İyi Parti için ciddi bir tartışma ve şüpheli durum yaratmış bulunuyor. Seçime girememesinin bariz bir haksızlık ve mağduriyet üreteceği de ortadadır.

 

Her şeyi kitabına uydurma mütehassısı haline gelen Cumhur İttifakı’nın, bu durumu gerekirse küçük bir yasal değişiklikle giderme yönünde adım atmaması halinde, İyi Parti’nin seçime girmesinin MHP’nin dayatmasıyla engellendiği yönünde haklı bir eleştiriyle karşılaşacağı açık.

 

Bunun, zaten seçim yasası yüzünden adalet, eşitlik ve güvenli seçim ilkeleri zedelenmiş, köşeye sıkışıp yara bere içinde kalmış demokrasimiz açısından, iktidar eliyle yaratılmış ekstra bir defo olarak görülmesi kaçınılmaz olur.

 

OHAL şartlarında idrak edeceğimiz bu dört dörtlük baskın seçimin millete ve memlekete hayırlı olmasını diliyorum.

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.