E. Özkök’ün fantezileri bitmek bilmiyor: 28 Şubat da ‘FETÖ’ içinmiş!

25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantısında alınan “Gülen Cemaati’ne karşı mücadele” kararının lafzını öne çıkararak, o kararın asıl AK Parti’yi hedeflediği gerçeğini perdeleyen yazılar kaleme alan Ertuğrul Özkök yeni bir siyasi fanteziyle karşımızda: Meğer 28 Şubat kararları da Erbakan’ı ve Refah Partisi’ni değil “FETÖ”yü hedefliyormuş!

17.07.2017 09:31
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök peşpeşe kaleme aldığı yazılarda iki ilginç siyasi fantezi geliştirdi. Bunlara göre, askerler AK Parti iktidarını devirmek için planlar yaptıkları 2000’lerde de, Refah Partisi’ni iktidardan uzaklaştırmak için eyleme geçtikleri 1990’ların sonlarında da gerçekte bu iki partiyi hedeflememişlerdi. Özkök’e göre askerlerin Erbakan’la da Erdoğan’la da alıp veremediği bir şey yoktu. Onların tek derdi “FETÖ”ydü ve dolayısıyla 28 Şubat (1997) kararları ile 2004’teki MGK kararları tam olarak uygulanabilseydi “FETÖ” işi hallolacak, askerler de Refah Partisi’ne ve AK Parti’ye dokunmayacaklardı.  

 

Özkök’ün ilk fantezisi 25 Ağustos 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan “Gülen Cemaati’yle mücadele” kararına dairdi. Geçen hafta Serbestiyet’te kaleme aldığım 2004’teki MGK kararı uygulansaydı 15 Temmuz olmazdı ama... başlıklı yazımda, 2003-2004 Türkiyesi’nden örneklerle, lafzı “Gülen Cemaati’yle mücadele” olsa da 2004’teki MGK kararının gerçekte “İrtica’nın odağı haline gelen” AK Parti’yi hedeflediğini söylemiştim. Ardından da “AK Parti askerlerle işbirliği etseydi ‘FETÖ’ daha o tarihte tepelenebilirdi” fantezisinin dayandırıldığı “AK Parti ile AK Parti’yi devirmeye çalışan askerlerin Cemaat’e karşı işbirliği” varsayımının boş bir iddiadan öte bir değer taşımadığını öne sürmüştüm.

 

İkinci fantezi: 28 Şubat da...

 

Ne var ki, benim o yazımın Serbestiyet’te yayımlanmasından bir gün sonra (14 Temmuz) Ertuğrul Özkök fantezisine bir yenisini daha ekledi ve bu defa aynı tezleri 28 Şubat için öne sürdü. Oysa tıpkı 2004 kararları gibi 28 Şubat (1997) kararlarının da “FETÖ ile mücadele” perspektifi yoktu: Birincisinde hedef Erbakan, ikincisinde ise Erdoğan’dı.

 

Bu yazıda, 2004 kararlarının Türkiye’sinden verdiğim örneklerin benzerlerini 28 Şubat (1997 ve sonrası) Türkiyesi’nden verecek, böylece Özkök’ün fantezisinin 28 Şubat için de geçerli olmadığını göstermeye çalışacağım.

 

Fakat ondan önce yapmam gereken bir şey var...

 

Ertuğrul Özkök, 2004’te askerlerin “FETÖ” ile mücadele perspektiflerini gerçek bir belgeye, 25 Ağustos’taki MGK kararına dayandırıyordu...  Oysa 28 Şubat’ın “FETÖ”ye karşı organize edildiğine dair elde böyle bir belge yok, 28 Şubat’çıların hiçbiri de böyle bir şey öne sürmemişti. Peki, bu durumda Özkök fantezisini neye dayandırıyor?

 

Bu sorunun cevabını almak için yazarın 14 Temmuz tarihli, Eğer öyleyse o insanlar niye hâlâ yargılanıyor başlıklı yazısına bir göz atmamız gerekiyor.

 

Özkök, dalga geçeceği cümlelere bu defa sarılıyor

 

Özkök, 28 Şubat’ta hedefin Erbakan ve Refah Partisi değil de “FETÖ” olduğuna dair iddiasını, Başbakan Binali Yıldırım’ın 13 Temmuz’da sarf ettiği şu cümlelere dayandırıyor:

“Türk siyasi tarihine, bu örgütün (FETÖ) ortaya çıktığı 1966’dan beri bakın, bu örgütle mücadele eden 2 dönem vardır; birisi rahmetli Erbakan’dır, diğeri de AK Parti iktidarı, Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bunun dışındaki siyasi liderler, hep örgütle iyi geçinmişlerdir. Tarihi olaylara dönün bir bakın, bunu göreceksiniz.”

 

Tipik bir Ertuğrul Özkök’ün normal koşullarda bu cümlelerle dalga geçmesi beklenirdi ama, o kafaya başka bir şey koymuş olduğu için bu cümleleri şöyle yorumlamayı tercih ediyor:

“Dikkatle okudunuz mu? Ben üç defa dikkatle okudum. Tabii kendi kendime sordum. ‘Erbakan FETÖ ile hangi mücadeleyi yapmış?’ Ve o hangi dönemdi? Tabii ki Erbakan-Çiller koalisyonu... Yani? 28 Şubat dönemi... Hemen arkasından şu soru geldi: Peki, neydi o dönemdeki mücadele? Dınnnn!... 28 Şubat kararları değil mi? Demek ki neymiş? Erbakan’ın başbakan olarak imzaladığı 28 Şubat kararları, FETÖ’yle mücadele için alınmış.”

 

Görüyorsunuz işte, hep aynı kurnazlık: 2004’teki kararın da 28 Şubat kararlarının da nasıl ve hangi koşullarda imzalandığının üzerinden atlayıp, manipülasyonun alâsını hakikatın tamamı diye önümüze sürmek!

 

Ben tabii bu durumdan bir vazife çıkardım. Geçen yazıda nasıl 2003-2004’ün koşullarını sıralayarak 2004 MGK kararının asıl AK Parti’yi hedeflediğini göstermeye çalıştıysam, şimdi de kendimi 28 Şubat’ın koşullarını sıralayarak 28 Şubat 1997 kararlarının Erbakan ve Refah Partisi’ni hedeflediğini göstermekle görevli hissediyorum... Her şeyin apaçık olduğu durumlarda “apaçık” olanı kanıtlamaya çalışmak sinir bozucu bir görev ama, Ertuğrul Bey’in âniden geliveren bazı fikirleri insanı buna mecbur ediyor.

 

Hürriyet’in bütün manşetleri Erbakan’ı hedef alıyordu

 

Her şey bir yana, sırf o zamanlar genel yayın yönetmenliğini  Ertuğrul Özkök’ün yaptığı Hürriyet’in manşetleri bile 28 Şubat’ın Refah Partisi’ne değil Gülen Cemaati’ne yönelik olduğu iddiasını çürütmeye yeter. Çünkü o manşetlerin içinde tek bir tanesi bile Gülen Cemaati’ni hedef almıyordu, tamamı Erbakan ve Refah Partisi’ne yönelikti. Ben burada şimdi onları sıralamayayım, herkesin ezberinde nasıl olsa. Fakat Beceremediniz, artık bırakın (11 Nisan 1997) manşetini burada zikretmesem olmaz. Bu manşeti hangi fotoğraf süslüyordu biliyor musunuz? Fetullah Gülen fotoğrafı tabii ki, çünkü manşetteki cümle ona aitti... Yani Hürriyet’çiler, 28 Şubat’ta bırakın Gülen Cemaati’ni hedef almayı, Erbakan’ın ve Refah Partisi’nin gönderilmesi için Gülen’den (“bile” mi desem) medet umuyorlardı.

 

Bunda şaşıracak bir şey yoktu ama: O günler öyleydi, Erbakan’ı devirmek isteyen askerler de o zamanlar Gülen’in ordu yanlısı, Erbakan ve Refah Partisi karşıtı tutumundan son derece memnunlardı.

 

Aşağıda okuyacağınız “Türk basınıyla iftihar ediyoruz” başlıklı haber ise Hürriyet gazetesinin 6 Mart 1997 tarihli nüshasında, yani 28 Şubat 1997’deki ünlü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından sadece beş gün sonra yayımlandı:

“Son günlerde Başbakan Necmettin Erbakan’ın ‘Geveze basın’ ve ‘Yazdıklarının yüzde 90’ı yalan’ gibi eleştirilerine uğrayan Türk basını, dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın ‘Basınımızla iftihar ediyoruz’ övgüsüyle karşılaştı.”

 

Haberin devamında, Karadayı’nın bir kokteylde gazetecilerin elini tek tek sıktıktan sonra onlara söylediği sözler vardı:

“Hepinizi tebrik ediyorum, sizlerle iftihar ediyorum, çok büyük bir hizmet yapıyorsunuz, çok güzel şeyler yazıyorsunuz, bunu bütün samimiyetimle söylüyorum, çok iyi gözlüyor ve çok iyi muhakeme ediyorsunuz.”

 

Bu alıntı da bize, gerek 28 Şubat’çıların gerekse de onları destekleyen medyanın derdinin Gülen’ciler değil Erbakan ve Refah Partisi olduğunu göstermiyor mu?

 

Radikal bile...

 

28 Şubat’ın iki koçbaşı, genel yayın yönetmenliğini Ertuğrul Özkök’ün yürüttüğü Hürriyet ve Zafer Mutlu yönetimindeki Sabah gazeteleriydi, ama laik-seküler merkez medya gazeteleri arasında kendisini seçilmiş iktidarı devirmesi için orduyu kışkırtma zilletinden kurtarabilmiş gazete yok gibiydi. Özgürlükçü iddialarla yayına başlayan, Susurluk sürecinde bu iddiasını perçinleyen Radikal gazetesi bile (o dönemde genel yayın yönetmeni İsmet Berkan), akıntıya kapılan gazeteler arasındaydı.

 

Radikal, 15 Şubat 1997’de, yani MGK’nın ünlü 28 Şubat kararlarını ilan etmesinden 13 gün önce “İslam Faşizmi” manşetiyle çıktı. Manşet açık açık, “Sizi bir askeri darbeyle korkutmaya çalışıyorlar, bunun için 12 Eylül’ü kullanıyorlar, onlara kanmayın, İslam faşizmindense müdahale iyidir”e getiriyordu lafı:

“Türkiye tarihinde bir daha 12 Eylül 1980 yaşanmasın diyenlerin kulakları barış/uzlaşma/eşitlik/kardeşlik yalanlarıyla dolu. Kimse yanlış hesap yapmasın, kulakları yalanla dolu olanların çoğunlukta olduğunu unutmasın. Koskoca bir halkın ‘parlamento aritmetiği’ ile sonuna kadar kandırabilineceğini sanmasın. (…) Onlar var ya onlar; alkolü, sinemayı, müziği, resmi, heykeli, baleyi, dansı yasaklamayı özlüyorlar. Kadınların kapanmasını, evde oturmasını, pantolon-etek giymemesini, yüzmemesini ve hatta kahkaha ile gülmemesini istiyorlar. Düşledikleri, özledikleri,  öngördükleri rejimin adı doğrudan faşizmdir.”

 

Özkök’e tek bir soru

 

Yukarıda söylemiştim ama, “apaçık” olanı kanıtlamaya çalışmak hakikaten çok sıkıntı verici bir iş... O nedenle başka örnek vermeyeceğim, Ertuğrul Özkök’e tek bir soru sorarak bitireceğim:

“Ertuğrul Bey, Hürriyet’i yönettiğiniz 28 Şubat döneminde 28 Şubat’ın aslında Erbakan’ı ve Refah Partisi’ni değil de Gülen Cemaati’ni hedef aldığına dair gazetenizden tek bir haber ya da yorum gösterebilir misiniz? 28 Şubat’ın sorumlusu generaller arasından bir tekinin bile sürecin Erbakan’ı değil Gülen’i hedeflediğine dair bir cümlesini gösterebilir misiniz? Gösteremezsiniz... Peki o zaman nasıl oluyor da bu acayip fikirleri böyle serâzad serd edebiliyorsunuz?”

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(4)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

eray yüksel erayyuksel@hotmail.com17.07.2017 13:46:25
Bir O''Henry hikayesinde hapishane hücresinde üç mahkum tartışırlar.Konu hangisinin daha kötü olduğudur.Hırsız kendisini savunur.Evet ben bana ait olmayan eşyaları çaldım,ama risk aldım,terledim.Sonuçta hayatım boyunca ne kadar insana zarar verebilirimki?Diğer suçlu ise bir sahtekardır.Ben de der insanlara sahte mücevherler sattım çok ucuza.Gerçeği öğrenene kadar çok da mutlu oldular.Ve ben de hayatım boyunca kaç kişiye zarar verebilirim ki? Ve hırsızla sahtekar dönüp üçüncü kişiye derler ki;İçimizde ki en kötü sensin. Sen yalan, maksatlı haberlerle toplumları böldün ve ötekileştirdin.Düşman ettin.Ve yarattığın güçle konforunu satın aldın.Evet en kötümüz sensin! Umarım O''Henry affeder,çünkü onun hikayesinde üçüncü kişi bir insanların tasarrufları spekülasyonlarla batıran bir bankerdi.Bence yine de EN KÖTÜ değildi.Saygılar
Lütfi Doğan17.07.2017 14:32:16
Üstadım, elinize sağlık, gönlünüze sağlık. Ama acaba Özkök için bunlar bir şey ifade ediyor mu? Ben kendisini 28 Şubat sürecinin yaşandığı dönemden beri okumuyorum. Sizin alıntıladığınız satırları, yazınızı anlamak için okudum ve maalesef sığlığını hala devam ettirdiğini gördüm. Tabi sizin işiniz, mesleğiniz, okumanız gerekebilir. Ama benim için bir eksiklik yok, hatta o vakitte daha iyi bir işle meşgul isem kardayım. Saygılarımla...
cafer aydoğan 18.07.2017 11:52:26
bir tane bile fethullah gülen ve cemaatini hedef alan yazı yazmadı,manşet atmadı ertuğrul özkök.yapmış olsaydı kesinlikle ya kaseti çıkardı ,yada başka türlü bir musibet başına gelirdi.o dönemde ve sonrasında fetö hakkında konuşan ,yazan her kesin başına bu tür işler gelmiştir.
Osmanlı Kartalı21.07.2017 12:52:59
Bu memlekette E.Özkök''ü kaç kişi ciddiye alır, kaç kişi okur, kaç kişi Özkök eleştirisi yaparak değerli zamanını harcar? Tarihe not düşmek için çok önemli bir işi yapıyorsunuz ama Özkök''ün ağzı, tavuk arkası gibidir. Arkasında sürekli dolansanız bile temizleyemezsiniz, devamlı kirletir.