AK Parti ve CHP birbirlerinin dillerini devralmış gibi...

31 Mart seçim kampanyası ile onu izleyen ikinci tur İstanbul seçimi kampanyasını izlerken zihnimde bölük pörçük bir imaj uyandı. Sanki CHP’nin kampanyası AK Parti’nin eski kampanyalarını; AK Parti’nin kampanyası da CHP’nin eski kampanyalarını andırmaya başlamıştı.

17.06.2019 09:14
Alper-Görmüş
Geçmiş günler geçmemiş gündemler
alpergormus@gmail.com

 

“Mahrutu Bakış”, bir internet sitesinin adı... Çok gerilerde kaldığını, pek fazla izlenmeyen bir kanalda yayımlandığını hatırladığım bir söyleşiyi uçsuz bucaksız internet denizinde umutsuzca ararken keşfettim onu... Editörler, sitenin açılış sayfasında ne yaptıklarını, nasıl bir hizmet sunduklarını şöyle açıklıyorlardı:

“Olaylara mahruti bir bakış açısı ile yaklaşarak, herkesi dinledikten sonra kanaat oluşturmak isteyenlerin kanalı Mahruti Bakış; 58 kanalda yayınlanan 1044 programda, 555 ekran yüzü ve 6575 konuğuyla 11559 konunun konuşulduğu 20893 yayın ile hizmetinizde.”

 

Geçerken söyleyeyim: Bu kanalda, televizyonlarda yayımlanmış bütün programları bulabilirsiniz.

 

“Mahruti” kelimesinin anlamını bilmiyordum, gerçi cümlenin gidişinden belliydi ama yine de Kubbealtı Lugati’ne girip (bu da aklınızda bulunsun, şahane bir sözlük), kelimenin tam anlamına baktım: Kelimenin kökeni mahrut, “üstü sivri, altı daire biçiminde olan geometrik şekil, koni”; mahruti ise “koni biçiminde, konik” anlamına geliyormuş. Lugatte “mahruti bakış” diye bir seçenek yok. Anladığım kadarıyla sitenin editörleri, bir mahrutun (koninin) tepesinde durup aşağıya bakan birinin görebileceği geniş alana işaretle, “mahruti bakış”ı geniş bir açıdan bakmak anlamında kullanıyorlar. Dediğim gibi, muhtemelen kendilerinin uydurdukları bir kullanım, fakat bence olmuş.

 

Seçim kampanyasına mahruti bir bakış

 

31 Mart seçim kampanyası ile onu izleyen ikinci tur İstanbul seçimi kampanyasını izlerken zihnimde bölük pörçük bir imaj uyanmaya başladı. Sanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kampanyası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) eski kampanyalarını; AK Parti’nin kampanyası da CHP’nin eski kampanyalarını andırmaya başlamıştı. Sanki AK Parti ve CHP yekdiğerinin dilini, davranış kalıplarını devralmış gibiydi...

 

Sonra konu üzerinde biraz daha sistemli bir biçimde, “mahruti bir bakışla” düşünmeye başladım ve sezgilerimdeki isabet payının epeyce yüksek olduğunu gördüm.

 

Elbette olmuş bitmiş bir olgudan söz etmiyorum, fakat hayati önemdeki birkaç alanda bariz değişiklikler olduğu da açıktı. Yani diyorum ki, bu birkaç alanla ilgili olarak şimdi yazacaklarımı lütfen bu rezervle okuyun.

 

Kampanya tarzında radikal değişiklikler

 

CHP, bir seçimin salt kendi çekirdek seçmen kitlesine seslenerek kazanılamayacağını nihayet anlamış ve bunu da çekirdek seçmenine kabul ettirmiş görünüyor. Daha önce, CHP seçmeni “laiklik” ve “Atatürk”ten başka bir şey duymak istemiyor, seçim kampanyalarında onların eksikliğini hissedince homurdanmaya başlıyordu. Böylece seçmenin yüreği soğuyordu ama doğal olarak seçim de kazanılamıyordu.

 

Bu kadar yalın bir gerçeğin idrakinin bu kadar gecikmesi, katı ideolojik tutumların gözlere bir perde gibi inmesiyle açıklanabilir ancak; ki CHP uzun on yıllarını böyle geçirdi.

 

Buna karşılık AK Parti, kampanyalarını hep kendisine uzak duranları ikna etme temeli üzerine kurdu. Bunu yapabilmesinin nedeni, kendi çekirdek seçmeninin, CHP’dekinin tersine “niye böyle yapıyorsun” diye hesap sormaması ve homurdanmamasıydı. Bu sayede seçimleri hep AK Parti kazanıyordu.

 

Bir de şimdi olana bakın: Ekrem İmamoğlu, tıpkı bir zamanların AK Parti’si gibi kendi çekirdek seçmeninden emin bir biçimde bütün gücünü AK Parti’den ve MHP’den oy almak için harcıyor, AK Parti’nin kalesi sayılan ilçelerden çıkmıyor.

 

Buna karşılık Binali Yıldırım ve AK Parti’nin tek derdi, 31 Mart’ta sandığa gitmeyen kendi seçmenini sandığa götürmek...

 

Bu fasılda şunu da unutmamak lazım: 31 Mart öncesinde Ekrem İmamoğlu eski AK Parti’nin “yüzyüze temas” taktiğini ondan da başarılı bir biçimde uygularken, AK Parti merkeziyetçi, uzaktan temaslı bir kampanya tarzı uyguladı.

 

İkinci tur İstanbul seçimlerinde AK Parti yine eski tarzına dönmeye çalışıyor, fakat İmamoğlu’nun performansının yanında o kadar silik kalıyorlar ki, patenti kendilerine ait olan bir konuda neredeyse taklitçi ve takipçi durumuna düşüyorlar.

 

Rakibi, düşmanlaştırılmış kimlikler üzerinden vurma taktiği

 

Ekrem İmamoğlu’nun “Pontus”luğuna göndermeyle onun “bizden” olmadığı, dindar görünümüne aldanmamak gerektiği, tam tersine o görünümün bir “proje”yi gizlemeye matuf olduğuna dair hezeyanlar karşısında Ekrem İmamoğlu’nun cevap vermeyerek doğru bir tutum aldığını söyleyebiliriz. Yine de, üç kuşak eskiye giderek dedelerinin “Müslüman adlarını” zikretmek zorunda kaldığını da unutmayalım...

 

Oysa bu neviden propagandalar, CHP’nin bir zamanlar hâkim kanadını teşkil eden ulusalcıların AK Parti liderlerine yönelttiği bel altı vuruşların temelini teşkil ederdi.

 

Recep Tayyip Erdoğan’ın Yahudi, Abdullah Gül’ün Ermeni olduğuna dair iddialar, bir zamanlar CHP’lilerin en gözde propaganda aletleri arasında yer alırdı. 2008’de CHP İzmir milletvekili Canan Arıtman, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün anneannesinin Ermeni olduğunun bilindiğini öne sürmüş, etnik kökeninin araştırılması ve  konunun aydınlanması için DNA testi uygulanmasını bile talep etmişti.

 

Bu alanda da roller değişmiş görünmüyor mu?

 

Gerçeği bükerek üretilen açık ve net yalanlara baş vurma

 

Eskiden (o zamanlar henüz sosyal medya yoktu), CHP’li ulusalcılar birtakım internet zincirleri üzerinden (“lütfen bunu mümkün olduğu kadar geniş bir ketleye yayalım, yüzleri açığa çıksın”) uydurma olduğu biline biline birtakım “bilgi”leri ekrandan ekrana dolaştırırlardı.

 

Bunların birinde, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 17 Aralık 2004’te imzalanan Brüksel zirvesi sonuç bildirgesinin 23. Maddesi fâş ediliyordu. Madde, gûya şöyleydi: “Müzakereler yalnız Türkiye ile değil diğer devletlerle de yapılabilir. Müzakereler esnasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya Güneydoğu bölgesinde bir Kürt Devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakereler yapılacaktır.” 

 

Bu sözde madde, “Lütfen yurtseverlik görevinizin gereği bu durumdan herkesi haberdar edin… Türkiye üzerine oynanan oyunları herkes öğrensin…” uyarısıyla birlikte servis edilmiş, internet zinciri yüz binlerce kişiye ulaşmıştı.

 

O da yetmemiş, hadise beş yıl sonra yeniden canlandırılmış, bu ikinci versiyonda “23. Madde”, İstanbul Barosu’nun düzenlediği (21 Ekim 2009) ‘Cumhuriyet, Demokrasi, İnsan Hakları’ panelinde bayrak göstermişti; hem de Baro Başkanı Muammer Aydın’ın konuşmasında…

 

O günlerde bu türden yüzlerce örnek üretilip ortalığa salınıyordu. Şimdiyse, bu neviden faaliyetler iktidarın propaganda makinesinin işleri olarak çıkıyor karşımıza.

 

Hatırlayalım, bunlardan birinde, Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekçeli kararının AK Parti’nin başvuru dilekçesinde yer alan bölümündeki oyların “çalındığına” dair ibare, sanki YSK’nın kullandığı bir ibareymiş gibi “hani yoktu hırsızlık lafı” çalımlarıyla servis edilebildi.

 

Hatırlayalım yine, Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı bir televizyon programında uygun kesip biçmelerle “Bu şehri sayın Cumhurbaşkanıyla, hep birlikte yönetelim” cümlesi herkesin gözü önünde “PKK ile, FETÖ ile birlikte yönetelim”e çevrilebildi.

 

Yalan temelli propagandaya baş vurmada da CHP ile AK Parti arasında bir nöbet değişimi yok mu?

 

Kürtler ve Kürt siyasetiyle bağ kurmada yeni görünüm

 

Yenilenen İstanbul seçiminin kilit aktörü konumundaki Kürtler ve Kürt siyasetiyle bağ kurma, onlara hitap edebilme açısından da ciddi farklar belirmeye başladı.

 

Eskiden AK Partililer CHP’lileri Malatya’dan öteye geçememekle eleştirirlerdi ve bu doğruydu. Seçimlerde CHP’nin Güneydoğu’da miting yapması söz konusu bile değildi. Buna karşılık AK Parti bölgede Kürt siyasetinin legal partileriyle yarışıyor, bazen onları geçiyordu.

 

Şimdi bir de 31 Mart öncesini hatırlayın (yeni kampanyadaki mecburi istikamet sizi yanıltmasın): Parti içindeki önde gelen ve sevilen Kürt siyasetçileri geri plana iten, paralelinde Kürt siyasetçileri “Defolup Kürdistan’a gitmeye” davet eden AK Parti Kürtlerle temasta ciddi güçlükler yaşadı ve yaşıyor.

 

Buna karşılık CHP içinde, Kürt ya da değil, fakat Kürtlerle ve Kürt siyasetiyle sıcak ilişkiler kuran siyasetçiler öne çıkıyor. Bu, Baykal dönemi CHP’si için hayal bile edilemeyecek bir gelişme.

 

Tekrar ederek bitireyim: Burada tamamlanmış, bitmiş bir durumdan söz etmiyorum. Dört noktada toparladığım izlenimlerin, insanda, AK Parti ve CHP’nin birbirlerinin dillerini ve davranış kalıplarını devralmış gibi bir his uyandırdığını söylüyorum.

 

Takdir sizin...

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.